T

Onbaşı
05 Aralık 2010
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme (?)
96 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
T
5 yıl
Sony Walkmanlerde Ses Limitini Kaldırma
Merhaba arkadaşlar.

Biliyorsunuz ülkemizdeki Walkmanler Avrupa Birliği ses regülasyonuna uygun olacak şekilde bir ses limitiyle gelmekte. Bu durum, kulak ve işitme sağlığı açısından olumlu olsa da zaman zaman dinleyiciler, sürülmek için biraz güç isteyen kulaklıkların bu ses limitinden dolayı arzu ettikleri ses seviyesine çıkamamasından şikayet etmekteler.

Bu duruma yılın ilk yarısında bir çözüm bulundu.

Oldukça basit bir kod sayesinde Sony Walkmanlerin servis menüsüne girerek, Walkmanimizi ses limitinin olduğu bölgeden (Avrupa Birliği ülkeleri) olmadığı bir bölgeye (örneğin Asya / Avustralya) alarak bu ses limitini devre dışı bırakmak mümkün. Bu sayede Sony Walkmanlerde belirgin ölçüde yüksek bir ses çıkışına ulaşılabiliyor.

(Ek Bilgi : Aynı şekilde bu işlemin tersi de uygulanabiliyor. Yani örneğin, çocuğunuza veya küçük kardeşinize bir Walkman vereceksiniz. Fakat onun yüksek sesle dinleyip işitme duyusuna zarar vermeyeceğine emin olmak istiyorsunuz. Bu durumda, elinizdeki Walkman, diyelim ki yurt dışı cihazıysa (yani ses limiti yoksa), bu yöntemle onu AB bölgesine alıp ses limiti koymak da mümkün.)

Birkaç ay önce limit kaldırma işlemini olabildiğince basit bir şekilde anlatmaya çalıştığım bir video hazırladım ve Youtube'a koydum.

Umarım DH okurlarının işini kolaylaştırır!

Önemli Not : Bölge değişikliği yaparak ses limiti kaldırma işlemi Android işletim sistemine sahip Walkmanlerde işe yaramamaktadır. Örneğin bu kod, bir Android Walkman olan Sony ZX2'de çalışmamaktadır.
Bu yöntem yalnızca Sony'nin kendi işletim sistemine sahip olan A15, A25, A35, ZX100, WM1A ve WM1Z gibi modelleri içindir.
Videodaki direktifler doğru biçimde uygulandığında yöntemin herhangi bir riski yoktur.

Fakat belirtilen yöntemin hatalı uygulanması sonucu cihazda oluşabilecek olası hasarın sorumluluğu kullanıcıya aittir.

Link aşağıdadır. Herkese iyi dinlemeler.


Sony Walkman Ses Limiti Kaldırma
T
5 yıl
JDS LABS OL DAC İncelemesi
JDS LABS OL DAC İncelemesi

Tüm DonanımHaber okurlarına merhaba.
Bu kısa inceleme yazısında Amerikan JDS LABS firmasının bu sene başında tanıttığı yeni ürünlerinden OL DAC dijital-analog dönüştürücüsüne dair izlenimlerimi aktaracağım.

< Resime gitmek için tıklayın >

Fotoğrafta yukarıdan aşağıya :

1) Objective2 kulaklık amfisi
2) OL Switcher Preamfi
3) OL DAC Dijital-Analog Dönüştürücü

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Popüler Soru : Dijital-Analog-Dönüştürücü (DAC) Nedir Ki? Kime Ne Yararı Vardır?

"Dijital müzik" teknolojisini biz tüketicilerle tanıştıran CD teknolojisinin 1980lerde piyasaya sürülmesinin üzerinden 30 yıldan fazla bir süre geçti.
Artık, 2017 yılında plak veya hala kaset dinleyenler dışında hepimiz müziğimizi dijital olarak dinlemekteyiz.
Bilgisayarlarımızda, telefon veya müzikçalarlarımızda dinlediğimiz müzikler (aynı fotoğraflar gibi) 1 ve 0'lık bit'ler içerisinde saklanır.
Bir müzik parçasını dinlemek için "play"e bastığımızda, o müzik dosyası içerisindeki 1 ve 0'lar dijital-analog dönüştürücü veya kısaca DAC dediğimiz (Digital-Analog Converter) çip tarafından duyulabilir müziğe dönüştürülür ve cihazların içerisindeki amfi ile sesi yükseltilir.
Telefonlarda ve bilgisayarların anakartlarında bulunan tümleşik ses kartlarındaki dijital-analog dönüştürücüler (DAC) genellikle enerji tasarrufu amaçlı veya vasat kaliteli, amfiyle bütünleşik çiplerdir. Müziğinizi analoga dönüştürüp "duyulabilir" hale getirirken onun kalitesini düşürürler.

< Resime gitmek için tıklayın >

Bunu şöyle düşünebiliriz.
Nasıl yalnızca fotoğraf çekme amacına göre özel olarak tasarlanmış, lensi değişebilen DSLR fotoğraf makineleri, çok-amaçlı akıllı telefonlarımızdaki kameralarımızdan daha yüksek kaliteli fotoğraf çekebiliyorsa, aynı durum DAC'ler için de geçerlidir.
Tümleşik olmayan -ayrık- DAC yani dijital-analog dönüştürücüler yalnızca dijital müzik verisini analog ses sinyaline dönüştürmek üzere özel olarak tasarlandıkları için, bilgisayarlar veya telefonlar üzerindeki bu işi "de" yapan tümleşik çiplere nazaran çok üstün performans sunarlar.
Bunun karşılığını da ses kalitesi, ses detayı ve enstrüman gerçekçiliği olarak alırsınız.
Dolayısıyla dinlediğimiz 16 bit'lik standart CD kalitesine sahip veya 24 bit'lik yüksek çözünürlüklü (Hi-Res) müzik dosyalarımızın sahip oldukları kaliteyi duyabilmek için yüksek kaliteli bir DAC şarttır.
DAC'ler, ses kalitesini yükseltmek amacıyla bilgisayarlar dışında pek çok amfiye, CD çalar veya müzik setine, hatta oynu konsollarına dahi bağlanabilmekteler.
OL DAC de piyasadaki bu görevi gören dijital-analog dönüştürücülerden biridir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
OL DAC'e dair kısa bir tanıtmayla beraber izlenimlerimi paylaşmaya başlayayım.
"Objective Line" serisinin giriş ürünü olan OL DAC, JDS Labs tarafından bütçe kısıtlaması olan dinleyicilere yönelik geliştirilen 139 dolar etiketli bir ürün. (Piyasada 8.000 dolarlık DAC'ler de bulmak mümkün)
Sesi üreten parçaları 249 dolarlık üst seviye EL DAC ile hemen hemen aynı.
OL DAC'in iddiası, "kusursuz ses" üretme.
Peki kusursuz ses ne demek?
Bu ifade, cihazın müzik dosyalarını dijitalden analog ses sinyaline dönüştürürken duyulabilir herhangi bir ses deformasyonuna yol açmadığını ve yüksek kalite dijital -> analog dönüşümü yaptığını anlatmak için kullanılmakta.
Yani daha geniş bir ifadeyle OL DAC, 20 Hz'den 20.000 Hz'e (yani 20 kHz'e) bas, mid ve tiz seslerin tamamen denge içerisinde olduğu, birbirini bastırmadığı dümdüz bir frekans tepkimesi üretmekte, insan kulağının duyabileceği herhangi bir harmonik bozulmaya (total harmonic distortion - THD) yol açmamakta ve ses kanallarındaki sinyallerin birbirine karışmasını (crosstalk) engelleyerek enstrümanların daha tane tane ve belirgin biçimde duyulmalarını sağlamakta.

Kullanılabilirlik ve Malzeme Kalitesi :

OL DAC basit bir alet.

Ön tarafta açma kapama düğmesi ile kaynak seçimi yapmaya yarayan Optik / USB butonu bulunmakta. Bu buton sayesinde bu iki girişten bağladığınız cihazlar arasında (örneğin bilgisayar ve müzik seti) geçiş yapabiliyorsunuz.

< Resime gitmek için tıklayın >

Arka panelde ise B tipi USB çıkışı, 2 adet altın kaplama RCA çıkış ve optik giriş (TOSLINK) bulunmakta. Bunlarla OL DAC'i pek çok cihaza bağlamak mümkün.
OL DAC elektriğini 15V'luk AC adaptörü ile doğrudan şebekeden alıyor. Adaptörü hafifçe iri bulduğumu ifade etmeliyim. Lakin prize taktıktan sonra varlığını unutuyorsunuz.

< Resime gitmek için tıklayın >

OL DAC'in altında, cihazın yerinden oynamasını engellemek için takılı 4 adet silikon ayak bulunmakta ve bunlar görevlerini oldukça başarılı biçimde yerine getiriyorlar. Aletin arkasına aynı anda USB, elektrik ve oldukça kalın / ağır RCA kablolarını bağlamama rağmen cihaz yerinden herhangi bir şekilde oynamadı.
Tasarım görüldüğü üzere oldukça basit ve minimalist, malzeme kalitesi ise özellikle fiyat etiketine göre son derece başarılı. Bu konuda OL DAC'te herhangi bir kusur bulamadım.
Biliyorsunuz, elektronik aletlerin baş belası ve ömür törpüsü olan temel sorunlardan biri de ısınmadır.
Bu açıdan OL DAC'in termal tasarımını beğendim.
Alüminyum gövdeye sahip alet çalışma esnasında oldukça az ısınıyor.

SES BAŞARIMI

OL DAC'in asıl marifetinin olduğu nokta bu diyebiliriz. Zira cihaz, teknik özelliklerinde belirtildiği üzere oldukça nötr, dengeli ve son derece berrak, referans bir ses üretmekte.
OL DAC'in performansını ölçmek ve müzik dinleyicilerine ne ölçüde kalite artışı sunabileceğini görebilmek için onu farklı sistemlerde denedim. Bunlar :

1) USB üzerinde bilgisayara bağlayıp Logitech X530 hoparlörlerle (yaklaşık 50 dolar) ses kartı olarak
2) Yine JDS Labs'in Objective2 kulaklık amfisine (99 dolar) bağlayarak Sony Mdr-1000X, Grado PS500E veya Sennheiser HD650 gibi 300 dolar üstü yüksek kalite kulaklıklarla
3) Yine USB üzerinden bilgisayara bağlayıp, Yamaha HS7 Referans Monitör hoparlörlerle (çifti yaklaşık 600 dolar)

(Test parçaları olarak dinamik aralığı geniş, çoğunluğu akustik veya canlı kayıtlar olan 16 ve 24 bit FLAC parçalar kullandım. mp3 veya sıkıştırılmış herhangi bir müzik kaydı kullanmadım.)
Birinci setupta, OL DAC ile aldığım sesi, pek çok bilgisayarın anakartı üzerinde bulunan tümleşik Realtek ALC 887 çipinin ürettiği ses ile karşılaştırdım.
Burada kullandığım Logitech hoparlörler 50 dolarlık vasat bir 5 + 1 sistem olsa dahi yine de kolayca anlaşılır bir fark oluştu. (2 kanal olarak kullandım)

Karşılaştırmada OL DAC teknik açıdan üstün, yüksek detaylı, daha berrak ve enstrüman gerçekliği açısından daha doğru bir ses üretti.
Öte yandan Realtek'in sesi belirgin biçimde daha renkli ve frekans tepkimesi olarak OL DAC'e nazaran daha az dengeliydi ; daha dijitaldi ve "ekolayzır eli değmiş" bir tadı vardı.

İkinci durumda, OL DAC + Objective2 amfi ikilisi tüm bu kulaklıklarda tertemiz bir ses üretti ve özellikle Sennheiser HD650 gibi 300 ohm empedansa sahip, yüksek akım verebilecek "heybetli amfi"ye ihtiyaç duyan bir kulaklığı dahi doyurmayı başardı.
(Yüzlerce veya binlerce dolarlık kulaklık amfilerinin kol gezdiği günümüz piyasasında Objective2 "O2" amfisinin ufak görünümüne ve 99 dolarlık etiketine de kanmamalı, zira O2, piyasadaki birkaç istisna hariç hemen her türlü kulaklığı bir ölçüye kadar sürebilecek, yüksek çözünürlüklü, tertemiz bir sese sahip fiyat / performans şampiyonu bir kulaklık amfisidir.)

Üçüncü setup ise OL DAC'in maharetinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı kombinasyon oldu. Yamaha HS7 gibi dünyanın pek çok yerinde kayıt stüdyolarında kullanılan ve dinlediğiniz müzik kaydına dair pek çok şeyi çözerek son derece detaylı bir ses sunan referans hoparlörlerin üzerinde OL DAC hemen her açıdan "Hi-Fi" bir ses üretti.
Özellikle OL DAC + Yamaha HS7 ikilisini dinlemekten son derece keyif aldım.

Son Söz : OL DAC'i kimler almalı?

Hayatında müzik dinlemenin önemli bir yere sahip olduğu ve özellikle evde (örneğin bilgisayar veya müzik setiyle) bolca müzik dinleyenler OL DAC alarak dinledikleri müziğin kalitesini arttırabilirler. (Yalnız OL DAC stereo ses üretir, 5 + 1 veya 7 + 1 sistemler için tasarlanmış bir ürün değildir, belirteyim)
İkincisi, kulaklık merakı olan ve kulaklığını sürebilmek için bir amfisi olan / amfi almayı düşünenler için OL DAC uygun ve kaliteli bir tercihtir.
139 dolarlık fiyatıyla 500 dolarlık DAC'lere yakın sayılabilecek bir ses performansı vermektedir.
Öte yandan OL DAC, DSD (Direct Stream Digital) gibi formatlarda kodlanmış müzik dosyalarını dönüşümsüz olarak çalmak isteyen veya DAC'ini aynı anda ikiden fazla cihaza bağlayarak kullanmak isteyenler için uygun değildir.
(Bu arada JDS Labs sitesinde ufak kozmetik kusurlara sahip "B-Stok" ürünler bölümü de bulunuyor, buradan OL DAC'i 124 dolar gibi bir fiyata satın almak da mümkün.)

https://www.jdslabs.com/products/176/ol-dac/

OL DAC'e dair izlenimlerim bu kadar. Sorularınız varsa yanıtlayabilirim!

Artılar

* AK4490EQ DAC çipi
* Yüksek / referans ses kalitesi
* Gürültüsüz, temiz arkaplan
* Yüksek malzeme kalitesi ve serin çalışma
* Herhangi bir yazılım / kurulum gerektirmiyor
* Elektriğini şebekeden alıyor
* Marka güvenilirliği
* Uygun fiyat

Eksiler

* Bağlantı sayısı sınırlı
* Adaptörü hafifçe büyük

T
5 yıl
Sony Z1R Kulaklık İncelemesi
Tüm DonanımHaber okurlarına merhabalar.

Yakın tarihte bir süre kullanma fırsatı bulduğum, Sony’nin şu anki amiral gemisi kulaklık modeli MDR-Z1R ile ilgili izlenimlerimi paylaşacağım.

< Resime gitmek için tıklayın >

Öncelikle bu kulaklığın geliştirilme sürecine kısaca değineyim.

Biliyorsunuz, Sony 2016 sonunda yeni nesil Hi-Res Walkman ve kulaklıklarını tanıttı. Bu yeni ve son derece iddialı “aile”, içerisinde A30 ve WM1 Serisi Walkman’ler, MDR-Z1R amiral gemisi kulaklık, aktif gürültü engelleyicili MDR-1000X kulaklık ve TA-ZH1ES USB DAC / kulaklık amfisini barındırmakta.

Bunların arasındaki “Yüksek Çözünürlüklü Kulaklık” olan MDR-Z1R için, Sony’nin uzun yıllardan beri ihmal ettiği düşünülebilecek odyofil kulaklık sektörüne geri dönüş ürünü diyebiliriz.

Firma, geçmiş on yıllarda MDR-R10 ve Qualia 010 gibi koleksiyoncuların elinde binlerce dolar değer kazanan “kült” kulaklıklar ürettikten sonra, 2010’u izleyen yıllarda bu konuda bir suskunluk dönemine girdi ve 2014 yılına kadar bu sektörde dişe dokunur pek fazla ürün piyasaya sürmedi.

2014’te ise Sony, yurt dışında ilgiyle karşılananan ve Sony Türkiye’nin ülkemize de getirdiği MDR-Z7 ile bu alanda bir anlamda kendini hatırlattı. Fakat Z7, yaklaşık 600 dolarlık fiyat etiketinden de bekleneceği üzere tam manasıyla amiral gemisi “odyofil” kulaklıklar sınıfına oynayan bir kulaklık değildi.

Bu anlamda Z1R ; Audeze, Sennheiser, Hifiman, Fostex gibi aktörler tarafından yıllardır domine edilen “üst sınıf / odyofil kulaklık” segmentinde Sony’nin yıllar sonra gelen ilk adayı biçimde tasarlanmış, oldukça özel bir emek ürünü olan bir kulaklık.

Z1R’nin tasarımında her ne kadar küçük kardeşi Z7 baz alınsa da, yeni tip dinamik sürücüsüyle başlayarak Z7’ye göre hemen her noktada belirgin tasarımsal üstünlüklere sahip.

Kulaklık, Japonya üretimi ve neredeyse kusursuz diyebileceğim bir malzeme kalitesine sahip. Gerçek deri kulaklık yastıkları ve yine gerçek deri kaplı titanyum kafa bandı ile son derece rahat.

Z1R’yi başınıza taktığınızda Sony tasarımcılarının, kulaklığın basıncını geniş bir yüzeye yaymak için çaba sarf etmiş olduğunu fark ediyorsunuz. Bu anlamda, ebadına ve yaklaşık 380 gr’lık ağırlığına rağmen dinlemelerimi yaptığım saatler boyunca beni hiç yormadı.

< Resime gitmek için tıklayın >

Kulaklık, Sony’nin bu alete gösterdiği özeni vurgulayan kocaman bir deri hard-case ile geliyor. Buna sadece “çanta” demek istemedim, zira değerli enstrüman taşıyanların kullandığı hard-case’lerden tasarım olarak pek bir farkı bulunmamakta.

< Resime gitmek için tıklayın >

Hard-case içerisinden 3 metrelik tek-taraflı (3.5 mm çıkış) ve 1.2 metrelik (4.4 mm çıkış) dengeli olmak üzere iki kablo çıkıyor. Bir de bunların yanında 3.5 mm’den 6.3mm’ye dönüştürücü adaptör bulunuyor.

< Resime gitmek için tıklayın >

Fakat yine de aksesuarlar arasına bir deri çanta eklenmesi güzel olabilirdi. Zira Z1R’yi dışarı çıkarmak durumunda kaldığınızda beraberinde gelen hard-case bu iş için çok büyük kalmakta.

SES PERFORMANSI


Öncelikle kulaklığın medar-ı iftiharı olarak bahsedilebilecek baslarından bahsedeyim.

Bilirsiniz, genelde “odyofil” seviye kulaklıklar bas-mid-tiz açısından bir denge sunmak (veya –Sennheiser HD800 gibi- bas yüksekliği aleyhine hafifçe mid ve tiz frekansları vurgulamak) eğilimi gösterirler. (Fostex burada bir istisna)

Bas vurgusunun fazla olduğu “bass-head” diye tabir edilebilecek kulaklıklarda ise alt frekanslardaki bu “yükselme”, genel itibariyle özellikle mid seslerde bazı problemlere yol açma (bulanıklık, midlere sızma, berraklık hissinin azalması) tehlikesi getirebilir ; bu da kulaklığın “odyofil” olma iddiasını zedeleyebilir.

Kısaca belirteyim, Sony Z1R tam bir bass-head kulaklığı. Ve aynı zamanda tam manasıyla odyofil bir alet.

Sony mühendisleri bu konuda harikulade bir denge kurmuş. Baslar kuvvetli, son derece derin ve buna rağmen kendisini sesi domine etmeden, mid sesleri ezmeden duyuruyor.

Kulaklık, bu bas gücünün yanısıra bass texture, yani bas dokusu açısından da son derece zengin. Fostex’in üst seviye kulaklıklarını henüz dinleme fırsatım olmadı, fakat Z1R’nin, yıllar öncesinden şu ana kadar dinleme imkanı bulduğum 100’ü aşkın sayıda kulaklık arasında en etkileyici bas performansına sahip kulaklık olduğunu söyleyebilirim.

Michael Jackson’ın 1982 çıkışlı Thriller’ını dinlerken parçanın girişindeki kapı açılma sesi ve adımlar gibi bas uzantısı olan sesleri herhalde başka hiçbir kulaklıkla bu kadar net ve gövdeli duyduğumu hatırlamıyorum.

Öte yandan, bas ve kick vurgusu yoğun elektronik müzikte ise Z1R geniş sahnesinin de desteğiyle tam manasıyla bir kulüp atmosferi yaratıyor.

Yine Sony’nin WM1Z Walkman’iyle 4.4 mm dengeli bağlantı üzerinden yaptığım dinlemelerde, elektronik müzik parçalarında, hem de hiçbir ekolayzır / bas yükseltme kullanmadan başınızı titretecek seviyede bir kick vurgusu alıyorsunuz. Bası net bir şekilde veren, fakat gövdesini fazla hissettirmeyen kulaklıklardan sonra Z1R’nin basları insanı hafifçe sersemletiyor : )

Bunu büyük oranda kulaklığın sahip olduğu devasa 70 mm’lik, magnezyum kaplı dinamik ses sürücüsüne bağlamak mümkün. Zira Z1R, sürücü ebadıyla alakalı olarak “büyük bir kulaklık” veya “küçük bir hoparlör” tanımları arasında bir yerde durmakta. (Bence her ikisi de değil zira)

< Resime gitmek için tıklayın >

Ben açıkçası Z1R’nin baslarına dair herhangi belirgin bir kusur bulabildiğimi söyleyemem. Ses rengi olarak Sony’nin kulaklıklarında genel olarak rastlanan sıcaklık, bu kulaklığın tüm frekanslarında görülebiliyor.

Bu dolgun ve derin baslara, baslardan net bir biçimde ayrılan ve herhangi bir karışma göstermeyen berrak midler eşlik ediyor. Mid sesler & enstrümanlar sahnede soldan sağa oldukça geniş bir alanda yayılıyorlar. Sahne çok fazla derinliğe sahip değil ; fakat belirttiğim üzere çok geniş ve alan hissiyatını başarılı bir şekilde yaratıyor.

Enstrüman gerçekçiliği bekleneceği üzere yüksek ve ses tınısı (timbre) başarılı. Ben Z1R’nin enstrüman tasvirinde herhangi bir yapaylaşmaya rastlamadım.

Z1R yine mid seslerde, diğer frekanslarda olduğu gibi bolca müzik detayı sunuyor. Enstrümanların sahnede konumlandırılması gerçekçi, fakat havadar sunuma sahip bir kaynakla bunun daha da iyi bir noktaya ulaşacağını tahmin ediyorum.

Tizler ise yine bilindik Sony tizi karakterine yakın. Hafifçe parlak ; çok pürüzsüz veya çok keskin değil. Tiz uzanımı yüksek.

Sony Z1R analitik sunuma sahip bir kulaklık olmamasına rağmen oldukça rafine tizlere sahip ve yüksek frekans detayı açısından son derece zengin.

Teknik anlamda herhangi belirgin bir tiz yuvarlaması duymadım. Fakat Sony’nin yüksek frekans tuning’iyle alakalı olarak Z1R’nin piyasadaki en havadar tizleri sunan alet olduğunu söyleyemem.

Ayrıca kulaklığın tizlerinde hafif bir agresiflik mevcut. Bu durum özellikle tiz / rock severleri oldukça memnun edebilir ; fakat öte yandan sertlik (harshness) veya parlama (sibiliance) konusunda sıkıntılı kayıtlar dinliyorsanız, Z1R bunları yüzünüze vuracaktır. Dolayısıyla bu kulaklıktan daha fazla verim & mutluluk almak istiyorsanız, Z1R’yi tizleri kontrollü bir kaynak / amfi ile eşleştirmenizi önerebilirim.

Sony Z1R, ifade ettiğim üzere çekinik olmayan tizlere ve oldukça belirgin baslara sahip. Buna rağmen bas / mid / tiz yüksekliği açısından ilginç bir şekilde denge problemi yaşamamakta. Birbirini ezen veya gereğinden fazla öne çıkan herhangi bir frekans yok.

Sony mühendisleri bu konuda da iyi bir iş çıkarmışlar.

Z1R, ses detayı ve enstrüman ayrımı gibi teknik konularda da başarılı. “Amiral gemisi kulaklık” ve “Hi-Res” etiketlerinin hakkını veriyor. Sıcak ve daha ziyade müzikaliteyi öne çıkaran sunumuna rağmen son derece detaylı ; kaydı iyi çözüyor ve bunu tüm frekanslarda başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Yalnız, ifade ettiğim üzere, tam olarak bu yüzden Z1R’den en fazla keyif alabilmek için sıkıştırılmış ve mastering’i kötü kayıtlardan uzak durulmalı ; zira bunlardaki sıkıntıları Z1R’nin affetmeyeceğine emin olabilirsiniz.

Z1R, 64 ohm empedans ve 100 dB’lik hassasiyetiyle beslenmek için çok kuvvetli bir akıma ihtiyaç duyan bir kulaklık değil. Ben sonucu merak ederek cep telefonundan yaptığım birkaç denemede dahi kısmen tatminkar bir ses yüksekliğine ulaştım. Fakat bunun yeterli olmadığını pek çok Techno-Fi okuyucusu tatmin ediyordur. Burada bir kulaklıktan ziyade 70 mm’lik devasa sürücülere sahip ufak bir hoparlör çiftinin beslendiği göz önüne alınmalı.

Kulaklık hem müzik türü hem de kaynak konusunda oldukça esnek. Dinlediğim pop, rock, elektronik, orkestral ve akustik kayıtların istisnasızca hepsinde bir başarı ortalamasını tutturdu. Özellikle böylesine geniş sahneli bir kulaklığın rock müzikte dahi iyi sonuç vermesi beni şaşırtan şeylerden biri oldu diyebilirim.

Ses beğenisine göre değişmekle birlikte Z1R’nin, özellikle nötr, az renkli ve yukarıda da belirttiğim gibi tizleri kontrollü, havadar bir kaynakla eşleştirildiğinde dinleyiciyi “müzikal nirvana”ya ulaştırabileceği düşüncesindeyim.

< Resime gitmek için tıklayın >

Tüm bunların yanında, Z1R, Türkiye’de ilginç bir şekilde ABD ve Avrupa pazarlarından çok daha uygun bir fiyatla piyasaya sunulmuş Sony ürünlerinden bir tanesi.

Örneğin Amazon’da 2000 doları aşkın fiyata sahip olan bu kulaklığı, ülkemizde sıfır halde ve Türkiye garantisiyle zaman zaman 1500 doların altında dahi bulmak mümkün olabiliyor.

İncelememi bitirirken son olarak, Z1R Türkiye’ye gelir gelmez denemem için bana bir adet gönderme lütfunda bulunan Sony Türkiye’den Sayın Şükrü Çetinkaya’ya samimi teşekkürlerimi sunayım.

Artılar :

+ Devasa 70 mm sürücü büyüklüğü

+ Birçok müzik türünde başarılı performans

+ Kusursuza yakın bas

+ Havadar, geniş sahne

+ Tüm frekanslarda detaylı, berrak ses

+ Kısmen kolay sürülebilme

+ Malzeme kalitesi

+ Rahatlık

+ Aksesuarlar, dengeli ve tek-taraflı kablo

+ T.C. fiyatı yurt dışına nazaran çok uygun

Eksi(k)ler :

- Oldukça büyük

- Tizlerde parlamaya hafifçe yatkınlık ve kaynağa göre nadir kontrol kaybı

- Bir taşıma kılıfı yararlı olabilirdi.
T
5 yıl
Sony A15 - A35 - WM1A - WM1Z Karşılaştırması
Tüm DonanımHaber ailesine yeniden merhaba.

“Yeni nesil Walkman’ler, eski topraklara karşı” teması üzerinden Sony’nin son derece iddialı ve piyasada oldukça ilgi gören yeni seri müzikçalarlarının, önceki seri Walkman’lere göre ne kadar ilerleme kat ettiğini ifade etmeye çalışacağım.

İncelemem içerisinde ses performanslarına doğrudan değineceğim Walkman’ler Sony A15, A35, WM1A ve WM1Z olacak. Bunun yanına ZX serisi Walkman’leri de bazı noktalarda dahil edeceğim.

(Bu arada, A35 ve WM serisi Walkman’leri bana Türkiye’ye gelir gelmez temin etme lütfunda bulunarak yeni Sony ürünlerinin müzikseverler tarafından tanınmasında büyük emeği geçen Sony Eurasia’dan Şükrü Çetinkaya’ya teşekkürlerimi sunayım.)

< Resime gitmek için tıklayın >

İnceleme, ifade ettiğim üzere yüksek oranda bu aletlerin ses performansları üzerinden olacak, zira kullanım, arayüz ve özellikler açısından tahmin edeceğiniz üzere birbirlerine oldukça yakınlar.

Hemen kısa bir geçmiş özetiyle başlayayım.

Biliyorsunuz, “portatif odyofil müzikçalar” müzik dünyasında kısmen yeni bir terim. Her ne kadar 2010 öncesi bu konuda başarılı aletler üretilmiş olsa da şu an artık bir furya halini alan “Hi-Res” müzikçalarların piyasada iyice yoğunlaşmaya başlaması ve yeni bir sektör olarak ortaya çıkması ile başlayan süreç bundan yaklaşık 6 – 7 sene önce dünyaya merhaba diyor.

2010 yılında bu sektörde bir mihenk taşı olarak kabul edilebilecek, Çin menşeli Hifiman firmasının HM801 kodlu müzikçaları, sahip olduğu tüm kusurlarına (ve -30 yaş üstü arkadaşlar bilirler- Commodore 64 adaptörüne benzeyen şasisine) rağmen ayrık amfi / DAC tasarımıyla piyasada belirgin bir ilgi yarattı ve yeni bir elektronik ürün dalının ortaya çıkmasına giden yolda belki de ilk önemli adımı oluşturdu.

2010’u izleyen birkaç yıl içerisinde irili ufaklı pek çok firma, farklı ürünlerle bu kulvara katılırken, “Walkman” ile portatif müzikçalar sektörünün 1979 yılında kurucusu ve o günden bu yana devi olan Sony, işi belki de biraz rehavetin etkisiyle ağırdan aldı.

Her ne kadar 2009 gibi erken bir tarihte piyasaya sürmüş olduğu A845 ve X1050 gibi oldukça sükse yapan modellerine, bugünkü Walkman’lerde de kullandığı kendi özel tasarımı S-Master dijital amfi teknolojisini uyarlamış olsa da, bu iki Walkman belirli özellikler açısından “Hi-Res Müzikçalar” sektörünün bir anlamda uzağında kalıyordu (örneğin 24 bit çalamama, FLAC desteklememe ve hafıza genişleme imkanı sunmama gibi önemli eksiklikler).

2013 bu anlamda Sony için bir dönüm noktası oldu. Zira bu yıl, ilk başlarda “Walkman 35. Yıl Özel Modeli” olarak lanse edilen ve kendine has parça seçimi ile mühendisliğe sahip olan Sony’nin ilk 24 bit destekli “premium” Walkman’i ZX1 piyasaya sürüldü.

Sony ZX1, kullanıcılar tarafından her ne kadar eleştirilen yönlerle gelse de (seste hafifçe sertlik, dijital tonlama, vokallerde “shoutiness”), firmanın bu sektöre artık kendinden beklenen ağırlığı koyma motivasyonunu göstermesi açısından kanımca oldukça önemli bir ürün oldu.

ZX1, kendinden önceki Walkman’lerden farklı olarak (her ne kadar Hi-Res etiketine yaraşır bir sinyal / gürültü oranına sahip olmasa da) 24 bit yüksek çözünürlüklü dosyaları ve FLAC, hatta DSD formatlarını bile oynatabiliyordu. Hafıza genişletme imkanı sunulmasa da özellikle zamanına göre oldukça doyurucu sayılabilecek 128 GB’lık kapasitesiyle ZX1, kendinden önceki Walkman’lerin oldukça eleştirilen format desteği ve hafıza sorununa bir ölçüde çözüm de getirdi. (Not : Sony, Walkman’lerinde FLAC desteklemeyi uzunca bir süre ertelemişti)

ZX1’in piyasaya sürülmesinden yaklaşık bir sene sonra, 2014 yılı sonunda Sony, kendisini bu sektörün en iddialı isimleri arasına sokacak olan ZX2 modelini kullanıcıların beğenisine sundu. ZX2, selefi ZX1’in eleştirilen yönlerini telafi etmekle kalmayıp, üzerine hafıza kartı desteği ve belirgin bir ses kalitesi artışıyla geldi ve haliyle taşınabilir müzikçalarlar dünyasında yüksek bir popülerliğe erişti.

(An itibariyle ZX2’nin piyasaya sürülüşünün üzerinden 2.5 yıla yakın zaman geçmesine karşın bu Walkman’in halen popülerliğini koruyan bir cihaz olması kanaatimce alternatifsizliğiyle alakalı. Zira, başarılı ses kalitesi, sahnesi, bazı IEM’lerle olan harikulade uyumu ve streaming vasıtasıyla Tidal / Spotify gibi servislere erişip, tek şarjla bunları 20 – 30 saat boyunca kullanma imkanı sağlaması piyasada hala şahsına münhasır bir özellik gördüğüm kadarıyla. Umarım Sony, asıl hedef kitlesi olmasa da Android / Tidal / Spotify sevenleri unutmaz ve yeni S-Master amfili, çıkış gücü yükseltilmiş bir ZX3’ü de ilerde müzikseverlere armağan eder)

Sony ZX2, müzik çevrelerinde her ne kadar birçok dinleyici ve eski toprak eleştirmen tarafından (örneğin Steven Rochlin) el üstünde tutulsa da, yine de eski Walkman’lerden miras kalan bazı eksiklikleri yok değildi.

Bunlardan biri, kanallar arası ses sızması (crosstalk), gürültü tabanı (noise floor), THD (Total Harmonic Distortion) gibi ses kalitesine etki eden önemli teknik değerlerinin, rekabet ettiği en üst seviye müzikçalarların gerisinde kalmasıydı.

İkincisi ise 2 x 15mW güç üretebilen amfi tasarımıydı. Bu yüzden ZX2, özellikle empedansı 50 – 60 ohm’dan yüksek ve biraz akıma ihtiyaç duyan kafaüstü kulaklıkları doyurmakta güçlük çekiyordu.

Sony’nin yeni nesil müzikçalarları olan A35, WM1A ve WM1Z’yi geniş bir zaman aralığında deneme imkanı bulmuş bir kullanıcı olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, artık bu Walkman’ler yukarıda belirttiğim noktalarda da güçlüler.

< Resime gitmek için tıklayın >

Yeni nesil S-Master HX amfi tasarımı ile çıkış güçlerinin arttırılması ve WM serisi Walkman’lere 2 x 250 mW güç üretebilen dengeli çıkışın konulmasının yanısıra, yeni seri Walkman’ler yukarıda belirttiğim teknik değerler açısından da artık ideal denebilecek ölçülere ulaştılar.

(Not : WM serisi Walkman’lerin çıkış empedansları sırasıyla 1A : 0.92 ohm, 1Z : 0,94 ohm – dolayısıyla özellikle hassas IEM’lerle ZX2’den de daha iyi uyum sağlayacak gibi görünmekteler.)

Bu açıdan A30 ve WM serisi Walkman’lere, Sony’nin teknik açıdan herhangi bir kusur barındırmayan ilk Walkman’leri denebileceği fikrindeyim. Şimdi bu “ölçümsel üstünlüğün” ses kalitesine nasıl / ne oranda yansıdığı kısmına geçelim.

SES

A15, A35, WM1A ve WM1Z’nin genel ses başarımını ortalama olarak gözlemleyebilmek için pek çok kulak içi ve kafa üstü kulaklık kullandım. Bunların arasında Hifiman HE-560, Hifiman Edition S, RE600, Sennheiser HD6XX serisi ve HD700, HD800, IE800, Sony Z1R, 1000X, 1More Triple Driver ve Audio Technica MSR7 gibi aletler bulunmakta.

(Buradan Sennheiser kafa üstü kulaklıklari inceleme için uzun saatler boyunca kullanma imkanı sağlayan ve bir yandan da akustik temalı hoş muhabbeti ile bendenize ilginç bilgiler bahşeden Sennheiser-Bircom’dan Çağrı Bey’e de teşekkürlerimi ileteyim)

Walkman’lerde dinlemelerimi, A15’te yalnızca Clear Stereo açık, A35’te tüm geliştirmeler kapalı ve WM1A ile WM1Z’de “Doğrudan Kaynak” özelliği aktif olarak yaptım.

Öte yandan, mastering aşamasında üzerinde gereğinden fazla oynanmamış, doğal dinamik aralığı korunmuş ve bol müzik datası içeren kayıtlar kullandım.

Önemli Not : İncelemedeki Walkman’lerin ses limitleri tarafımdan kaldırılmıştır.Ses limitini kaldırmayı düşünüyorsanız, bunu daha önceden uygulamış birine danışmadan yapmamanızı tavsiye ediyorum. Basit, düşük riskli ve geri dönüşü olan bir prosedür (kabaca bölge değişikliği yapıyorsunuz) ; fakat yine de herhangi bir terslik durumunda cihazınız garanti dışı kalabilir.

Ses Karakteri

Tahmin edeceğiniz üzere bu Walkman’lerin ses karakterlerinde alışılagelmiş Sony sıcaklığı bulunmakta. 2.5 yıllık A15’ten yeni nesil WM1Z’ye kadar bu konuda değişen fazla bir şey yok diyebilirim.

Yeni nesil Walkman’lerde değişikliğe uğrayan noktaladan biri mid seslerin sunumu.

Eski seri A15 ve ZX2’deki hafifçe geriye yaslanmış ve bu yüzden kendini çok fazla yüzünüze vurmayan midler, yeni nesil Walkman’lerde biraz daha önde. Midlerin bu hafif öne alınma durumu, seste biraz daha aydınlık olma hissiyatı yaratıyor. Bu ayrımı özellikle A15 ve A35 arasında gözlemledim.

< Resime gitmek için tıklayın >

A35 ve WM1A bu karşılaştırmada ses karakterleri birbirine en çok benzeyen aletler. İkisi de frekans başarımı olarak dengeli, sıcak ; öte yandan parlak veya karanlık olmayan, kısmen nötr diye tabir edebileceğimiz bir ses karakterine sahip.

WM1Z ise ses rengi olarak, Sony mühendislerinin de ifade ettiği üzere farklı tuning’i ve altın kaplamalı bakır şasisi ile bu ikiliden ayrılıyor. Ben dinlemelerimde, WM1Z’nin, WM1A ve A35’e göre biraz daha sıcak ve plakvari bir aydınlık barındıran bir sunuma sahip olduğuna kanaat getirdim.

Bu açıdan, WM1A ile A35 daha “modern” bir ses karakterine sahipken, WM1Z biraz daha analog ve organik bir sunuma sahip. WM1A ile WM1Z arasındaki renk farkı özellikle telli enstrümanlarda kendini daha net biçimde belli ediyor. Örneğin, akustik gitar veya ud tasviri WM1A’da biraz daha renksiz ve mat iken, WM1Z’de bu enstrümanlar daha renkli ve aydınlık bir tınıya sahip oluyor.

Fakat yine de WM1A ile WM1Z arasındaki ses karakteri farkının, kısmen kolay anlaşılabilir olmakla birlikte çok büyük olmadığını belirteyim.

Frekans dengesi açısından yeni nesil Walkman’lerin hiçbirinde gereğinden fazla öne çıkan bir frekans bulunmamakta ; bas-mid-tiz sunumu oldukça dengeli. Ve bu cihazların hepsinin – A35 de dahil – zaman zaman cılızlaşabilen A15’ten daha gövdeli ses ürettiğini belirteyim.

Bas

Müziğe dair tasvirlerimde genellikle matematiksel ifadelerden kaçınsam da sanırım şunu söylemek hatalı olmaz :

Sesteki bas yoğunluğu : WM1Z > WM1A > A35 > A15

Herhangi bir ekolayzır kullanılmadığında A15, serinin bas yoğunluğu en düşük ve en az gövdeli sesini üretmekte. A15’in basları her ne kadar derinliğe sahip olsa da çözünürlük ve doku (texture) olarak kendisinden daha zengin olan diğer 3 Walkman’in gerisinde kalıyor.

Diğer yandan, özellikle ses yüksekliğinin artmasıyla A15’in basları hafif de olsa midlere sızma eğilimi gösterebiliyor.

Fakat A15, diğer 3 Walkman’in tersine eski tip Sony ekolayzırına ve 3 seviyeli Clear Bass’a sahip. Bunun iyi ve kötü yanları var.

Bu ayar ile bas vurgusunu çok ciddi biçimde (hatta kontrolsüzce) arttırmak mümkün. Bunun yan etkisi ise, özellikle Clear Bass’ın son seviyesi olan 3’e getirildiğinde diğer frekanslarda baskıla(n)maya (compression) ve seste hafifçe boğuklaşmaya yol açması.

Yine de şunu söyleyeyim, A15, en başta çözünürlüğü hedeflemeden bas gücüne odaklanan kullanıcılar için Clear Bass ekolayzırıyla hala başarılı bir alet.

A35 ve WM1A bas karakteri ve rengi olarak çok yakınlar. Aralarında bu konuda daha ziyade hafifçe gövde ve çözünürlük farkı var, belirteyim. A35’i bu incelemede oldukça öveceğim, zira kendisi 900 TL civarı fiyat etiketiyle, üç katı fiyat etiketine sahip abisi WM1A’ya –özellikle 200 dolar altı kulaklıklarla- oldukça yakın performans sunmakta.

WM1A’nın daha kuvvetli amfisi ve özenle seçilmiş parçalarının marifetini, biraz daha zor sürülebilen ve kaydı daha iyi çözen kulaklıklara geçince görmeye başlıyorsunuz.

Örneğin benim incelemelerimde kullanmaktan çok haz aldığım ve HD 6XX serisine göre müzik kayıtlarını net biçimde daha başarılı çözen Sennheiser HD700 üzerinde WM1A, A35’e göre üstünlüğünü rahat biçimde gösteriyor. HD700’ü sürerken WM1A, daha özgüvenli ve doku olarak daha zengin bir bas sunumuna sahip.

WM1Z’de ise durum biraz değişiyor. Bu alete ilişkin incelememde belirttiğim üzere, 1Z şu ana kadar taşınabilir bir müzikçalarda duyduğum en gövdeli ve en özgüvenli bas sunumuna sahip. A35 ve WM1A’ya kıyasla sahip olduğu ses rengi farkı, baslarda da kendini belli ediyor. Daha kolore, sıcak ve gösterişli basları var WM1Z’nin. WM1A’dan bu noktadaki farkı, bas frekanslarda da kendini belli eden kolorasyonu ve hafifçe daha fazla gövdeli olması.

İki alet de bu konuda özellikle başarılılar. Herhangi bir ekolayzır ayarı olmaksızın pek çok kullanıcı için fazlasıyla doyurucu bir bas tepkimesi üretecekleri düşüncesindeyim. Aynı zamanda 1A ve 1Z’nin basları herhangi bi şekilde çamurlaşma veya midlere sızma eğilimi göstermiyor.

Mid

Yeni S-Master tuning’inin ses başarımında en fazla katkı sağladığı noktalardan biri mid frekanslar olsa gerek. Zira özellikle A15 ve A35 arasında özellikle mid seslerin temizliği ve berraklığı açısından yabana atılamayacak bir fark bulunmakta.

A35’te mid sesler A15’e göre bir ölçüde daha önde konumlandırılmış durumda. Daha temiz olmalarının yanı sıra, A15’in midlerinde, kaynağın ses karakerini başarılı bir şekilde deşifre eden bazı IEM’lerle kullanırken net bir şekilde gördüğüm perdelilik, bozulma (distortion) ve gren A35’te oldukça azaltılmış.

Benim gözümde mid seslerdeki perdelilik, A15’in bir anlamda aşil topuğuydu ve bu zayıf nokta A35’te başarılı bir şekilde giderilmiş diyebilirim. (Well done Sony!)

A35’in midleri yakın, temiz ve layering olarak emektar A15’e göre daha başarılı bir derinlik algısı oluşturuyor. Sahnede mid seslerin katman olarak geriye doğru ön planda vokal ve arka planda klavye(ler) olarak yayıldığını daha rahat ve açık seçik şekilde takip edebiliyorsunuz.

A35, ses tınısı (timbre), yani bir anlamda enstrüman gerçekçiliği olarak da A15’ten daha üstün. Klavyeler, vokaller ve yaylı enstrümanlar A35’te daha ete kemiğe bürünmüş durumda. Daha az işlenmiş ve daha az simüle edilmiş izlenimi bırakıyor.

WM1A bu açıdan da A35’in gelişmiş versiyonu gibi.

1A’nın midleri yine diğer frekansları gibi A35’e yakın bir karakterde. Hafif sıcak, fazla renkli olmadan, berrak, detaylı ve herhangi göze batan bir kusur barındırmadan sahneye başarılı bir şekilde dağılıyor enstrümanlar.

1A’nın bu noktada A35’ten üstünlüğü, müzik kaydından, bir anlamda ortam detayı (ambient detail) diyebileceğim ve müziğin kaydedildiği ortama ilişkin (stüdyo, konser alanı vb) daha fazla veriyi çözüp size sunabiliyor olmasında yatıyor. Bu sayede biraz daha fazla “hava” duyuyorsunuz ; enstrümanlar ve sesler birbirlerinden hafifçe daha iyi biçimde ayrılıyor ve bu durum size bir miktar genişlemiş sahne algısıyla dönüyor.

Lakin şu noktayı tekrar edeyim, A35 ve 1A arasındaki ses kalitesi farkını zorlanmadan anlayabilmek için orta-üst seviye bir kulaklığa ihtiyacınız var.

< Resime gitmek için tıklayın >

1Z’nin kendine özgü kolorasyonu ise mid seslere farklı bir hava katıyor. 1A’nın bu konudaki teknik becerilerine sahip olmasının yanında, daha organik ses tınısı ile 1A’dan biraz daha gerçekçi bir enstrüman tasviri sunuyor 1Z.

Fakat bu kolorasyon, ses sıcaklığına olan etkisi ile zaman zaman 1Z’nin, sunduğu ses berraklığını 1A kadar belli etmesini engelleyebiliyor kanımca. Bu iki cihazı kullananlar arasında daha mat / daha az renkli sese sahip 1A’yı berraklık olarak 1Z’nin hafifçe önünde olarak değerlendiren dinleyiciler de var.

Dolayısıyla sadece fiyat etiketine bakarak bu iki müzikçalar arasında bir alt / üst ayrımı yapmanın pek de doğru olmayabileceğini belirteyim. 1Z teknik özellikler olarak 1A’dan hafifçe üstün olsa da bu iki Walkman’i, Sony’nin de belirttiği üzere farklı zevklere hitap etmek üzere tasarlanmış iki alet olarak görmek makul olacaktır. WM1Z incelememden bu konuda bir bölüm paylaşayım :

“WM serisinin ilk (ve daha maliyet odaklı) ürünü WM1A, Sony’den Urushihara Teruhiko’nun ifadesiyle daha “hızlı ve keskin” bir ses karakterine sahipken, özellikleri açısından Sony’nin amiral gemisi Walkman’i olan WM1Z daha “zengin ve nazik” bir sunuma sahip.”

Gerek A35, gerekse WM serisi Walkman’ler mid frekanslarda “kusur” olarak geçebilecek herhangi bir bozulma, parlama veya vokallerde “shoutiness”a sahip değiller.

Tiz

A35, A15’e gore frekanslara genel olarak yayılan üstünlüğünü burada da belli ediyor. Yüksek frekanslarda ses detayı A35’te daha kolay biçimde seçilebiliyor ve bu alet, artan kanal ayrımı başarısı ve düşen gürültü tabanı ile A15’ten biraz daha havadar denebilecek tizlere sahip.

Bunun yanında zillerde A15’in sahip olduğu kontrollülüğü sürdürmekte. Ride veya crash zillerine vurulduğunda seste kontrolsüzce dağılma / yükselme görülmüyor. Fakat A35, bu zilleri A15’e gore biraz daha mikro detayı yüksek ve rafine bir biçimde çözüyor.

Aynı zamanda A35’in ses tınısı olarak A15’e kıyasla üstünlüğü, özellikle keman veya akustik gitar gibi yüksek frekanslı sesler de üreten telli çalgılarda kendini daha gerçekçi bir enstrüman tasviri şeklinde belli ediyor.

1A, A35’in kısmen renksiz ve belirgin bir kusuru bulunmayan tiz sunumunun üzerine bir miktar çözünürlük ve hava artısıyla geliyor. Bu sayede, kayıtlardaki yüksek frekans verisini iyi cozen kulaklıklarla, özellikle konser kayıtlarında A35’e göre üstünlüğünü daha net bir şekilde ortaya koyuyor.

1Z ise, tizlerde 1A’dan renk ve bir miktar teknik başarım olarak ayrılmakta. 1Z’nin tizleri 1A’dan hafifçe parlak ve ortam detayı olarak biraz daha zengin. Bu farklılık, 1Z’nin enstrüman tasvirine olumlu yansımakta. Nötr veya kolore ses tercihi kişiye gore değişir, fakat dışarıda duyduğum akustik enstrüman(ların) tınısına 1Z, kardeşi 1A’dan bir miktar daha yakın bir ses üretmekte.

Öte yandan, yeni nesil S-Master HX’e sahip Walkman’ler (özellikle 1A ile 1Z) kayıt kusurlarını belli etmek konusunda eski seriye göre biraz daha dürüstler diyebilirim. ZX2’nin, kayıt kalitesini bu kadar vurguladığını hatırlamıyorum. Dolayısıyla bu iki WM serisi müzikçalardan birini alıp mp3’le sıkıştırılmış kayıtlar dinlemenin pek tutarlı olmayacağı kanaatindeyim.

Tamamıyla kişisel değerlendirmem olarak, 1A ve 1Z’nin tizlerinin belki bir miktar daha havadar olmasını arzu edebilirdim.

Gürültü Performansı

Teknik değerleri yükseltilmiş yeni nesil S-Master amfi, bu konuda A10, A20 ve ZX serilerinde kullanılan selefine göre daha iyi bir performansa sahip. A35, A15’ten ; WM1A / WM1Z ise kendilerinden önceki amiral gemisi olan ZX2’den daha düşük gürültü tabanına ve dolayısıyla daha koyu bir arkaplana sahipler. WM serisinde 1 ohm’un altına çekilmiş empedans ile birlikte bu sayede daha az dip gürültüsü ve “hiss” duyuyorsunuz.

Bu konuda yine özellikle A15 ile A35 arasındaki fark belirgin. Biraz hassas bir kulaklıkla dinlediğinizde A35’te, enstrüman seslerinin net bir şekilde daha siyah ve temiz bir ses zemininden yükseldiklerini fark ediyorsunuz. Bu ölçümü yapmaya girişmedim, fakat tahminimce bu iki Walkman arasında A35’in lehine yaklaşık 5 – 6dB’lik bir sinyal / gürültü oranı farkı var.

Uzun süre kullandığım A15’ten sonra A20 serisinde ses kalitesinin geliştirilmemesi dolayısıyla hayal kırıklığına uğramış bir kullanıcı olarak, Sony’nin bu sefer A35’e gerekli özeni göstermesi hoşuma gitti açıkçası.

Aynı zamanda A35, WM1A ve WM1Z’de, daha yüksek kanal ayrımı performansı sayesinde enstrümanlar bulundukları yerde daha net biçimde tanımlı seleflerine göre.

Sahne

Son birkaç yıl içerisinde piyasaya sürülen Sony Walkman’lere ilişkin en başarılı bulduğum yönleri sahneleridir herhalde. A15, hem genişlik hem de derinlik olarak fiyatına göre halen daha oldukça başarılı bir sahneye sahip.

Diğer yandan, özellikle ZX2’nin ilk dinlediğimde fena halde etkilendiğim 3 boyutlu ses sunumu bir dönem bazı kullanıcıların aklını karıştırmış, “Sony, ZX2’de acaba özel bir DSP (Digital Signal Processing) mi kullandı” kuşkusuna neden olmuştu.

Yeni nesil Walkman’ler, bu konuda bir “terfi”den ziyade farklı bir sahne sunumuyla geliyorlar diyebilirim. Örneğin A15 ve ZX2’nin hafifçe geriye yaslanmış sahnelerine kıyasla A35 / WM1 serisi Walkman’ler biraz daha önde konumlandırılmış sahnelere sahipler. Bu durum, mid sesleri hafifçe çekinik A15 / ZX2 ikilisinden sonra bu frekansların daha göze batar hale gelmesini ve bazı mid ses detaylarının daha belirgin hale gelmesini sağlıyor. Bu da ses berraklığı hissiyatına olumlu katkıda bulunmakta.

Olumlu olan diğer noktalardan biri, yeni nesil Walkman’lerin daha yakına konumlandırılmış sahnelerinin derinlik kaybına yol açmaması. A35, 1A ve 1Z oldukça geniş ve derin sahnelere sahipler.

A35’in A15’e göre bu noktada hafifçe üstün olduğu yer ise sahne yüksekliği. Enstrümanların önünüzde oluşturduğu “sesten duvar”ın A35’te bir miktar daha yüksek olduğunu hissediyorsunuz.

1A ile 1Z ise ortam detayı çözme üstünlükleri ve enstrümanların arasında daha fazla “ferahlık” hissiyatı veren havadarlık sayesinde A35’ten hafifçe daha hacimli sahne hissiyatı vermekteler.

Ayrıca, bu iki modelin dengeli kulaklık çıkışından yapılan bağlantıda enstrüman ayrımı daha da kuvvetlenirken sahne biraz daha genişliyor ve havadarlık kazanıyor, bunu da ifade etmiş olayım.

Çıkış Gücü

Öncelikle, kağıt üzerindeki değerlere bakalım : (Değerler 16 Ohm empedans üzerindendir)

* A15 : 2 x 10 mW

* ZX Serisi : 2 x 15 mW

* A35 : 2 x 35 mW

* 1A & 1Z :

1) 3.5 mm tek-taraflı bağlantıda : 2 x 60 mW

2) 4.4 mm dengeli bağlantıda : 2 x 250 mW


Pratik kullanımda, bu değerler arasında görülen uçuruma rastlamıyorsunuz. ZX serisi Walkman’ler, ses çıkışı açısından A15’ten belirgin ölçüde üstünse de, aynı farkı ZX serisi ile A35 arasında göremedim. A35 belki biraz daha yüksek sese ulaşabiliyor. Fakat arada çok ciddi bir fark bulunmamakta.

1A ve 1Z de 2 x 60 mW çıkış değerlerine rağmen yine de ZX serisinden çok daha kuvvetli değiller. Örneğin, bir amfinin kuvvetini ölçmek açısından kullandığım en güvenilir testlerden birisi olan “Sennheiser HD600 testi”nde 1A ve 1Z’nin, 300 Ohm’luk bu kulaklığı, yüksek bir ses seviyesine çıkarmakta zorlandığını gördüm.

(Fakat yine de ekleyeyim, 1A ve 1Z her ne kadar Sennheiser HD600’ü “gürültülü” diye tabir edilebilecek ses seviyesine çıkar(a)masa da ses gövdesinde en ufak bir kayıp hissetmedim.)

Diğer yandan tek-taraflı bağlantıdan dengeli bağlantıya geçtiğinizde ciddi bir güç artışına tanık oluyorsunuz. 2 x 250 mW’lık dengeli çıkış gerçekten güçlü. Bu bağlantıyı kullanarak, sadece HD600’ün değil, HD800’ün de doyurulabildiğini ifade edenler var.

Dolayısıyla sürülmesi zor kulaklıklar için dengeli çıkış elzem olacaktır.

(Not : Bildiğim kadarıyla 2.5 veya 3.5 mm’lik dengeli jakları, Sony’nin 4.4 mm’lik jakına dönüştüren adaptörler piyasada bulunabiliyor.)

Pil Ömrü

Bu konuda, karşılaştırmadaki Walkman’ler içerisinde en düşük çıkış gücüne sahip olan A15’in hafif bir avantajı var. 16 ve 24 bit flac parçalarla, tek şarjla yaklaşık 30 – 35 saatlik bir çalma süresi elde edilebiliyor.

A35 biraz daha düşük, fakat yine de A15’in pil performansına yakın seviyede. Gündelik denemelerimde (yine 16 & 24 bit flac parçalarla) 25 – 30 saat arası bir çalma süresi aldım.

1A ile 1Z ise daha heybetli amfi katları ve elektrik tüketimi konusunda biraz daha cömert parçaları ile ortalama 20 – 25 saat aralığında bir çalma süresi vermekte.

Bu sürelerin, aletlerin ses geliştirme özellikleri kapalı olduğunda geçerli olduğunu belirteyim. Diğer yandan, gündelik kullanımda ekranın daha uzun süre kullanılması bu süreleri bir miktar daha aşağı çekecektir.

Malzeme Kalitesi

Tahmin edeceğiniz üzere 1A ve 1Z kusursuz denebilecek bir malzeme ve yapım kalitesine sahip. Fakat camlarını iyi korumak gerekmekte.

< Resime gitmek için tıklayın >

A35 malzeme kalitesi olarak A15’ten genel manada daha üstün. Zira A15 bu konuda zayıf bir Walkman olmasa da ele kesinlikle kalite hissiyatı veren bir cihaz değil. Özellikle plastik ekranı çizilmelere karşı son derece dayanıksız.

Sony, bu sefer A35’in ekranında gerçek cam kullanmayı tercih etmiş. Bu da cihazın bir kalite hissi oluşturmasına yardımcı olmakta.

Son Söz : Bu Walkman’ler Kimin İçin?

Yaklaşık 550 - 600 TL’lik fiyat etiketiyle A15 hala fiyat / performansı yüksek bir müzikçalar. Her ne kadar 200 dolar altı DAP segmentinde rekabet günden güne artsa ve birbirinden kaliteli ürünler piyasaya sürülse de A15, yine de Clear Bass ekolayzırı, sahnesi, kullanım kolaylığı ve pil ömrüyle başarılı bir alet.

A15’in bazı genel özelliklerine sahip olup, dokunmatik ekran ve biraz daha geliştirilmiş ses kalitesi için benim de oldukça beğendiğim A35’in iyi bir tercih olacağı kanısındayım.

Yazıda daha önce ifade ettiğim gibi, eğer yüksek kaliteli ve analitik ses özellileri kuvvetli bir kulaklık kullanıyorsanız bu durumda 1A, A35’e göre üstünlüğünü sergileyecektir.

Fakat 100 – 150 dolar aralığında kulaklık sahibi olup 1A almayı düşünmenin pek iyi bir ekonomik tercih olmadığı fikrindeyim. Zira 1A ve 1Z, fiyat etiketlerinin karşılığını yalnızca yüksek kaliteli kulaklıklarla eşleştirdiğinizde verebilecek cihazlar.

Sony WM1A’nın, aydınlık veya karanlık olmayan sıcak sesiyle, kaliteli kulak içi veya kafa üstü kulaklık sahibi pek çok kullanıcıyı memnun edebileceği fikrindeyim.

1Z ise fiyatı ve görünüşü itibariyle, 2000 dolar üstü ultra-premium, “TopOfTheLine” müzikçalar sınıfına Sony’nin adayı olarak geliştirilmiş, tam manasıyla bir “niche market” ürünü. Altın kaplaması ve 450 gr’lık ağırlığıyla taşınabilirliği hatta doğrudan taşınması sorgulanabilecek, butik bir alet.

Öyle ki, ele alındığında “beni Yenikapı – Kirazlı metrosuna bindirmezsen sevinirim” diyen bir havası var 1Z'nin. :)

1Z’nin, 1A’nın üzerine getirdiği şey ise fazladan 128 GB hafıza, teknik başarımda ufak bir üstünlük ve daha ziyade ses karakteri farklılığı.

Daha önce de belirttiğim üzere, biraz daha zengin ses ile hafifçe plak-vari bir sunum karakterine sahip 1Z.

Umarım bu Walkman’lere dair bu uzun yazıda kaleme aldıklarım, müzikçalar seçimi arifesinde olabildiğince fazla dinleyiciye yardımcı olur.

Teşekkürler!
T
5 yıl
Sony WM-1Z Walkman İncelemesi
Tüm DonanımHaber okuyucularına merhabalar.

Sony’nin gelmiş geçmiş en iddialı Walkman’i WM1Z için kaleme aldığım incelememi yayınlamak üzere buradayım.

Ses performansına odaklanmak kaydıyla, bu sıradışı müzikçalara dair genel izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.

Öncelikle bu Walkman’in geliştirilme sürecinden biraz bahsedeyim.

< Resime gitmek için tıklayın >

Giriş

Bildiğiniz üzere Sony, 2016’nın sonunda yeni premium Walkman serisi “WM Signature Series” müzikçalarlarını piyasaya sürdü. Bu aletler müzik ve teknoloji severlerin oldukça ilgisini topladı. Henüz piyasaya sürülmeden, WM serisi hakkında Head-Fi’da 250 sayfaya yakın paylaşım yapıldı.

Kuşkusuz bunda Sony’nin iddialı açıklamaları da önemli rol oynadı.

“Peki bu yeni Walkman’lerin iddiaları neler ve bu iddianın sebebi nedir?” sorusuna yanıt vermeye çalışayım öncelikle.

Önceki amiral gemisi ZX2’nin piyasaya sürülmesinin iki yıl ardından biz kullanıcılar ZX serisinin devamını (örneğin bir ZX3 veya ZX200) beklerken Sony daha radikal bir kararla en yüksek ses kalitesinin nasıl elde edebilirim sorusuyla, daha önceki modellere göre köklü değişikliklere gidiyor.

Sony mühendislik ekibiyle yapılan söyleşide söylendiği ifade edilen şey şu :

WM serisini geliştiren tasarımcılara göre Sony onları maliyet konusunda serbest bırakıyor ve karşılığında portatif bir müzikçalarda ulaşabilecekleri en yüksek ses kalitesine ulaşmayı amaçlamalarını söyleyerek onları bir anlamda kışkırtıyor.

Bununla alakalı olarak Sony tasarım ekibi, WM serisinde bazı radikal değişikliklere gidiyor.

· Öncelikle, sistem karmaşıklığını arttıran ve pil ömrünü olumsuz yönde etkileyen Android’in yerine Sony’nin basit, Linux tabanlı, aşina olduğumuz klasik işletim sistemi tercih ediliyor.

· Bluetooth ve NFC haricinde sinyal karışma ihtimaline yol açabilecek tüm parçalar çıkarılıyor. (Örneğin Wi-Fi, dolayısıyla streaming – Tidal / Spotify bulunmuyor)

· Hatta WM serisi Walkman’ler, eski serilerde bulunan ve amfi bağlamayı sağlayan analog çıkışa dahi sahip değiller. Dolayısıyla bir DAC / amfi bağlayarak sadece ses dosyalarını taşıyan bir transport olarak kullanılabiliyorlar. (3000 dolar ve 455 gramlık bir Walkman’i transport olarak kullanmak pratikte ne kadar makuldür tartışılır.)

· Bunun yanı sıra, (özellikle WM1A her ne kadar ZX2 ile daha fazla ortak parça taşısa da) bu iki yeni Walkman’in tüm parçaları elden geçiyor ve güç kaynağı katından, rezistörüne, osilatöründen kapasitörlerine kadar devre tasarımına ilişkin bir düzine kadar parça değiştirilerek donanımsal bazda pek çok iyileştirme yapılıyor.

· Pil ömrüne katkı sağlayan düşük çözünürlüklü (854 x 480) ekran kullanma tercihi ZX serisindeki gibi devam ediyor.

· Sony mühendislik ekibine göre WM serisinin ZX serisine kıyasla en belirgin üstünlüğü ise yeni S-Master HX dijital amfisi.

Daha önceki S-Master versiyonlarına yönelen çıkış gücü düşüklüğü ve teknik ölçümlerin çok parlak olmaması gibi eleştiriler Sony’nin WM serisinde yeni bir dijital amfi tasarımına karar vermesine neden oluyor.

ZX serisindeki eski seri S-Master HX, en baştan tasarlanarak transistör düzeyinde değişikliklere uğruyor ve karşımıza teknik değerleri daha yüksek ve çıkış gücü olarak belirgin ölçüde daha kuvvetli olan yeni S-Master HX amfisi çıkıyor.

CXD3778GF kodlu yeni S-Master’ın internete düşen ölçümlerinde gördüğüm üzere bu amfi, ZX serisindeki selefine göre özellikle sinyal / gürültü oranı (SNR) ve kanallar arası ses sızması (crosstalk) konularında daha başarılı.

· Öte yandan, S-Master’ın çıkış gücü de başarılı bir şekilde arttırılmış görünüyor. Eski S-Master’ın 15mW x 2 (@16 ohm) çıkış gücü WM serisinde 60mW x 2 (@16 ohm)’a yükseltilmiş.

· Bunun yanında, sürülmesi zor kulaklıklar için eklenmiş bir 4.4 mm’lik dengeli (balanced) kulaklık çıkışı bulunuyor. Dengeli bağlantı tercih edildiğinde yeni S-Master’ın üretebileceği güç 60 mW’tan, kanal başına oldukça iyi bir değer olan 250 mW’a çıkıyor.

Bu sayıların pratik kullanıma ne ölçüde yansıdığına yazının ilerleyen bölümlerinde daha geniş biçimde değineceğim.

< Resime gitmek için tıklayın >

· Bunun yanında, WM serisi içerisinde ses karakterleri bazı farkılılıklar taşıyan WM1A ve WM1Z’nin varlığı, Sony’nin farklı müzik zevklerine hitap edecek ürünler sunma tercihinden kaynaklanıyor.

WM serisinin ilk (ve daha maliyet odaklı) ürünü WM1A, Sony’den Urushihara Teruhiko’nun ifadesiyle daha “hızlı ve keskin” bir ses karakterine sahipken, özellikleri açısından Sony’nin amiral gemisi Walkman’i olan WM1Z daha “zengin ve nazik” bir sunuma sahip.

Bu ses karakteri farklılığını yaratmak içinse WM1A’da alüminyum, WM1Z’de ise Sony mühendislerinin pek sevdiği yüksek saflıkta bakır kullanılıyor. Ayrıca WM1Z’nin gövdesi, hem sese etkisi, hem de darbelere karşı çok dayanıklı olmayan bir metal olan bakırdan yapılma şasiyi koruması amacıyla altın kaplanıyor. Dolayısıyla WM1Z’ye pahalı bir mücevher görünümü katan bu altın kaplamanın birden fazla fonksiyonu var.

Bu işlemlerin ses üzerinde gözlemlediğim etkilerinden ilerki başlıklarda bahsedeceğim.

Bu uzun giriş bölümü sonrasında incelemeye başlayayım.

TEKNİK ÖZELLİKLER

Hafıza : 256 GB (+ Micro SD ile genişleme)

Dijital Amfi : S-Master HX (Yeni Nesil)

Ses Çıkışı : 4.4 mm dengeli ve 3.5 mm standart çıkış

Gövde : % 99.96 saflıkta oksijensiz bakır şasi üzerine altın kaplama

İç Kablolama : Kimber Kable imzalı 4 iletkenli örgü kablo.

Çıkış Gücü (@16 ohm) : Stereo 3.5 mm çıkış : 2 x 60mW

Dengeli 4.4 mm çıkış : 2 x 250mW

Ekran : 4 inç, FWVGA(854 x 480 Pixels)

Ses Geliştirmeleri : DSEE HX, Dinamik Normalleştirici, DC Faz Doğrusallaştırıcı, 10 Band ekolayzır / Ton kontrolü, Direkt Kaynak

Kablosuz Bağlantı : Bluetooth v4.2 (SBC, LDAC) ve NFC

Pil Ömrü : 33 saat (MP3 128kbps); 26 saat (FLAC 192kHz/24 bit);
15 saat (DSD 2.8MHz/1bit); 11 saat (DSD 11.2MHz/1bit)

Desteklediği Formatlar : MP3, WMA, FLAC, Doğrusal PCM, AAC, HE-AAC, Apple Lossless, AIFF, Dönüşümsüz DSD (11.2MHz’e kadar)

Ağırlık : 455 gram


a) Tasarım, Ergonomi, Malzeme Kalitesi, Kullanıcı Arayüzü

Sony WM1Z, oldukça fonksiyonel ve yalın denebilecek bir tasarıma sahip. Video dosyalarını desteklemeyen ve sadece müzik çalan bir alet için bu yaklaşım oldukça ideal. Pek çok fonksiyonuna kısmen hızlı bir şekilde erişilebiliyor.

Walkman’in alt tarafında sağ ve solda bulunan iki boşluk, aletin yanında gelen deri kılıfı takmaya yaramakta.

WM1Z ergonomi açısından başarılı sayılabilecek bir cihaz – tek istisnayla :

Ağırlık.

Bakır gövde ve kalın altın kaplamasıyla birlikte 455 gram olan WM1Z sadece cüzdan için değil, aynı zamanda el için de oldukça ağır.

Elime ilk aldığımda bu ağırlığı fena halde garipsediğim hatırlıyorum, fakat kısa sürede buna alışılıyor. Yine de hafifçe bol pantolon / eşofmanları her hareketinizde birer santim aşağı kaydırarak sizi istemsizce düşük bel modasına dahil edebilecek bir kütleye sahip diyebilirim WM1Z için.

Walkman’in malzeme kalitesi tahmin edileceği üzere birinci sınıf.

Felaket filmlerinin sonunda hayatta kalmayı başarabilen karakterler gibi, WM1Z’in de (camı iyi korunduğu takdirde) sahibini dayanıklılık konusunda uzun yıllar mutlu edeceği düşüncesindeyim.


Tuş tepki süresi iyi bir akıllı telefon ayarında olmasa da yavaş sayılmaz. Arayüzün tepki vermesinde hafif bir gecikme var ve işin ilginci bu hafif gecikme yan paneldeki tuşlarda da mevcut. Yalnız en son yazılım güncellemesiyle tepki süresinin biraz daha kısaltıldığı ifade ediliyor.

Geçmişte kullanılabilirlik olarak çok sorunlu müzikçalarlar kullanmış biri olarak (örneğin Trekstor Vibez), Sony’nin kullanıcı arayüzünü başarılı ve fonksiyonel buldum.

Daha önceden elinden bir Walkman geçmiş herhangi bir kullanıcının WM1Z’yi yarım dakika içerisinde sezgisel olarak kolaylıkla çözebileceği kanısındayım.

< Resime gitmek için tıklayın >

Kutu içeriği 3000 dolarlık bir müzikçalar için zayıf. WM1Z’nin kutusu içerisinden USB kablo, kılavuzlar, belgeler ve çok da pratik bir tasarıma sahip olmayan deri kılıfı çıkıyor.


b) Ses

b.1) Ses Karakteri

WM1Z’nin ses karakterine ilişkin tutarlı bir kanıya varabilmek için onu (kulak içi ve kafa üstü olmak üzere) pek çok kulaklıkla denedim. (Bunların arasında Hifiman HE-560, Edition S, RE600, Sennheiser HD6XX serisi ve HD700, HD800, IE800, Sony Z1R, 1000X gibi aletler var.)

Öte yandan, kulaklıkların olası “yanıltma” durumuna karşı oldukça güvendiğim, kısmen renksiz bir ses üreten Yamaha HS7 referans monitörümü kullandım. HS7’nin, bağlandığı kaynağın ses karakterini deşifre etmek açısından şu ana kadar kullandığım ekipmanlar arasında en dürüst sesi üreten cihaz olduğunu söyleyebilirim.

(Sony tarafından tavsiye edilen yaklaşık 200 saatlik burn-in süreçlerini tamamladım. Hem dengeli hem de 3.5 mm’lik standart çıkışla 250’şer saatin üzerinde dinleme yaptım. Dolayısıyla incelemeyi kaleme aldığım sırada WM1Z’nin ideal ses performansına erişmiş olduğunu varsayıyorum.

Diğer yandan, incelemede kullandığım WM1Z’nin Avrupa Birliği ses regülasyonu tarafımdan devre dışı bırakılmıştır. Bununla ilgili inceleme sonundaki “Ses Limiti” konusuna bakmanızı öneririm.)

Kullandığım kulaklıklar ve Yamaha HS7 ile WM1Z, diğer Walkman’ler gibi oldukça sıcak, teknik tabiriyle “kolore” (coloured)- renkli diye tabir edilen bir ses üretmekte.

Bu durum Sony’nin bilinçli bir seçimi gördüğüm kadarıyla. Hifiman veya Ibasso gibi markaların bazı ürünlerinde rastlayabileceğimiz kısmen daha nötr, analitik vurgulu, hatta steril diye tabir edilebilecek bir sesten ziyade, dinleyicinin keyfine odaklanan, zengin müzik detayına sahip olmasına rağmen sizi her yönden “müzikal data”ya boğmayan kendine has bir sunum karakteri Sony Walkman’lerin.

WM1Z de bu açıdan diğer Walkman’lere biraz benzemekte. Ayrıldığı nokta ise kendine has bir renge, hatta kısmen analog-vari denebilecek bir ses karakterine sahip olması. Dijital bir kaynağın bir plağın sesini sunması ne kadar mümkündür tartışılır ; fakat şu ana kadar kullanmış olduğum 20’nin üzerinde müzikçalar arasında plağın ses rengine en yakın tuning’e sahip müzikçaların WM1Z olduğunu söyleyebilirim.

WM1Z’nin küçük kardeşi WM1A’dan aynı zamanda en belirgin farkını oluşturan bu ses karakteri farklılığını altın kaplamalı bakır gövdeye yormak çok hatalı olmayacaktır.

Bunun dışında WM1Z, frekans başarımı açısından dengeli bir ses karakterine sahip diyebilirim. Bas / mid / tiz frekanslar arasında herhangi bir şekilde öne çıkan bulunmamakta. Özellikle midlerin, aletin sunduğu oldukça heybetli basların ve belirgin tizlerin arasında herhangi bir ezilme durumu bulunmamakta.

b.2) Bas

Sony’den ve Sony’nin amiral gemisi müzikçalarından bekleneceği üzere 1Z’nin güçlü ve derin basları var. ZX serisi Walkman’ler de (özellikle ZX100) bu konuda oldukça iyilerdi ; fakat WM1Z’nin basları, tahminen yeni S-Master amfinin de sağladığı ekstra güç sayesinde, neredeyse elektriğini şebekeden alan bir masa üstü sistemin gövdeliliğine ulaşıyor.

Son derece özgüvenli.

Kullandığım farklı kulaklıklarda, seste en ufak bir cılızlaşma (thinness) duymadım. Öte yandan, Sony’nin yeni amiral gemisi kapalı kulaklığı Z1R ile dengeli bağlantıyla elektronik müzik dinlerken, hiçbir bas arttırma / ekolayzır ayarı olmadan denge duyunuzu sarsabilecek bir kros davul / kick vurgusu alabiliyorsunuz.

Bu setup üzerinden elektronik müzik dinlettiğim insanların yüzlerindeki şaşkınlık ve gülümseme görülmeye değerdi.

Dolayısıyla karakter açısından, WM1Z’nin renkli basları tam manasıyla “fun bass” diye tabir edilebilecek cinsten.

Lakin bu durum belirgin herhangi bir dezavantajla gelmiyor. Baslar kontrollü, çözünürlüğü yüksek ve herhangi bir frekansta yoğunlaşma / taşma yok. Sadece, belki de sesin bu belirgin gövdeliliğinin bedeli olarak “hızlı” diye tabir edilen baslara sahip değil WM1Z.

Akustik kayıtlarda ise enstrüman gerçekçiliği harikulade. Dinlediğim kayıtlardaki kontrbas ve Chapman Stick seslerini gerçeğe oldukça yakın bir biçimde tasvir edebiliyor WM1Z.

< Resime gitmek için tıklayın >

b.3) Mid

WM1Z’de mid sesler belirgin, temiz, oldukça sıcak ve iddialı bir çözünürlüğe sahip. Bunun yanında başarılı crosstalk performansı sayesinde, yüksek seste enstrüman seslerinin birbirine karışması (congestion) durumu başarılı bir şekilde kontrol altına alınmış (özellikle A15 / 25 bu konuda biraz sıkıntılıydı).

WM1Z bu ayrım konusunda ZX2’den de daha başarılı, belirteyim. Hatta ZX serisinden en belirgin yükselmenin orta frekanslarda olduğu kanısındayım. Zira ZX2, her ne kadar oldukça başarılı bir müzikçalar olsa da hafifçe geriye yaslanmış / çekinik (recessed) ve kendini fazla belli etmeyen bir mid sunumuna sahipti.

WM1Z, orta frekanslarda “maharetini” ZX2’ye göre daha özgüvenli bir biçimde ifade ediyor, mid sesler sahnede daha öne konumlandırılmış durumda. Ses berraklığı belirgin, herhangi bir perdeleme hissetmiyorsunuz. Fakat belki de oldukça sıcak ses karakteriyle alakalı olarak sanki seste çok hafif de olsa bir miktar gren / kumlanma varmış gibi bir hissiyata kapıldım.

Bunun haricinde WM1Z’nin midlerini çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Enstrüman gerçekçiliği etkileyici. Sesteki genel gövdelilik, midlerde de kendini belli ediyor. Özellikle piyano seslerinin ağırlığı ve notaların yavaşça sönümlenmesini (decay) dinlemek son derece keyif verici.

b.3) Tiz

Çözünürlüğü ve dinamizmi yüksek, zengin, gerçekçi ve kontrollü. Tiz uzanımı oldukça iyi. (Zaten bu sınıfta bir müzikçaların bir bir bas veya tiz yuvarlaması olmaması gerektiği düşüncesindeyim.)

Sunum olarak fazla pürüzsüz (Fiio X3 1. Nesil) veya fazla keskin (Ibasso DX90) değil, bu ikisinin ortasında gibi. Tahmin edeceğiniz üzere son derece rafine tizlere sahip. Herhangi bir sertlik (harshness) veya “s”lerde herhangi bir parlamaya rastlamadım.

Havadarlık ve kanallar arasındaki boşluk olarak iyi seviyede, fakat örneğin Astell & Kern AK380 ile Ibasso DX200 bu konuda WM1Z’den hafifçe daha havadar sunuma sahipler.

WM1Z tizleri belirgin bir müzikçalar. Tiz-sever bir dinleyici olarak en ufak bir ekolayzır ayarına ihtiyaç duymadım.

Yalnız detay seviyesinin yüksekliği ve kaydı daha başarılı çözmesi ile de alakalı olarak kötü kayıtları yüzünüze ZX serisine göre daha dürüst ve acımasız bir biçimde vuruyor, belirteyim.

Kullandığım üç ZX serisi Walkman’de de kısmen kaliteli plak kayıtlarından (vinyl-rip) iyi sonuçlar alabiliyorken, WM1Z’de bu durum oldukça seyrek bir hal aldı diyebilirim.

Zira WM1Z, plaktan kırpma kayıtlarda az ya da çok oranda rastlanan bozulma (distortion), cızırdama ve dip gürültüsünü doğrudan yüzünüze vuruyor.

Dolayısıyla WM1Z ile mastering’i kusurlu olan kayıtları veya özellikle mp3 gibi vasat algoritmalı formatlarda kırpılmış kayıtları dinlerken yüzünüz ekşiyebilir : )

b.4) Ses Detayı

WM1Z bu konuda çok başarılı. Analitik diyemeyeceğimiz sıcak ve oldukça renkli bir ses sunumuna sahip olmasına rağmen daha önce de ifade ettiğim üzere kaydı oldukça iyi –hatta bazen acımasızca- çözebiliyor. Fakat bazen ses karakteri ile de alakalı olarak bazı detayları dinlemek için biraz yoğunlaşmanız gerekebiliyor ; zira bu detayları Hifiman veya Questyle’ın üst seviye müzikçalarları gibi yüzünüze vurmamakta.

b.5) Sahne & Enstrüman Konumlandırması / Ayrımı

Sahne, özellikle son birkaç yıldır piyasaya sürülen Sony Walkman’lerin en güçlü oldukları alanlardan birisi ve bu durum WM1Z için de geçerli.

Her ne kadar sahne genişliği açısından sınıfının lideri olmasa da (Astell & Kern AK380 sağdan sola biraz daha fazla uzayan bir sahneye sahip), WM1Z hem oldukça geniş hem de derin (ve kısmen oval şekilli) sahnesiyle dinleyende 3 boyutluluk hissiyatı uyandırıyor.

Bu 3 boyutluluk hissiyatı veren sahne, WM1Z’nin organik ses rengi ve yüksek enstrüman detayı çözme becerisiyle birleşince özellikle konser kayıtlarında çok gerçekçi bir ses sunumu alıyorsunuz.

Şunu belirteyim, teknik özellikler (özellikle Sinyal / Gürültü oranı ve kanallar arası ses sızması - crosstalk) olarak WM1Z’nin, A sınıfı amfi kullanan rakipleri hala daha yüksek ölçümsel değerlere ulaşabiliyor olmalarına rağmen şu ana kadar kullanma fırsatı bulduğum müzikçalarlar arasında konser atmosferini WM1Z kadar iyi canlandıran başka bir alete denk gelmeğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Konser kayıtları, WM1Z’nin belki de en iddialı olduğu kulvar olabilir diye düşünmekteyim.

Enstrüman konumlandırması ise yine başarılı. Enstrümanların sahnede yerleri oldukça belirgin ve başarılı enstrüman ayrımı sayesinde diğerleriyle içi içe geçme durumunu gözlemlemedim. Özellikle derin sahnesinde enstrümanların, birbirinin alanına fazla girmeden arka arkaya dizilişini izlemek keyif verici.

WM1Z enstrüman ayrımı konusun ZX serisi Walkman’lerden başarılı, fakat daha önce de ifade ettiğim üzere sınıfının lideri değil. Yine de belirteyim, Astell & Kern AK380 veya Ibasso DX200 gibi bu konuda dudak uçuklatıcı ölçüde başarılı müzikçalarlarla aradaki crosstalk farkını anlamak için çok hassas kulaklıklara ve bunu gösterebilecek parçalara ihtiyacınız var.

Kanallar arası ses sızması hem 3.5 mm tek-taraflı bağlantıda hem de dengeli bağlantıda ihmal edilebilecek ölçüde az.

Dengeli bağlantıda bu performans artısı hafifçe daha belirgin. Bunun da etkisiyle, dengeli bağlantıda sahne hacmi ve ferahlığı biraz daha artmış hissiyatına kapılıyorsunuz.

b.6) Gürültü Performansı

WM1Z kullandığım kulaklıklarda oldukça koyu bir arkaplana sahipmiş izlenimi verdi. Walkman’in, kayıtlardakinin üzerine herhangi ekstradan bir dip gürültüsü eklediğini hissetmedim. Öte yandan, Head-Fi’da okuduğum birkaç yoruma göre WM1Z oldukça hassas ve kayıtta ne varsa belli eden IEM’lerle de (örneğin Empire Ears – Zeus R) bir “hissing” problemi yaratmadığı ifade ediliyor.

WM1Z, bu anlamda 4 – 5 sene öncesinde hem dip gürültüsü hem de çıkış empedansı olarak kötü şöhrete sahip Walkman’ler üreten firmanın, işi ciddiye aldığı zaman ne kadar ilerleyebileceğinin göstergesi gibi.

c) Ses Geliştirmeleri & Efektler

· Sony WM serisi Walkman’in ses geliştirme özelliklerine ZX serisinden farklı bazı eklemeler yapılmış. Örneğin Sony yazılım takımı tarafından yeniden kodlanan DSEE HX’e farklı frekansları ön plana çıkaran modlar eklenmiş. Bunlar standart, kadın vokal, erkek vokal, perküsyon ve telli çalgılar olmak üzere 5 adet.

· ZX serisindeki “Hi-Res” ekolayzır da makyajdan geçen geliştirmeler arasında. ZX serisindeki 5 bantlı olanın yerine, WM serisindeki ekolayzır 31 Hz ile 16.000 Hz arasında toplam 10 banda sahip. Bu 10 bant üzerinden farklı frekanslardaki ses seviyesi, her biri ses şiddetinde 0.5 desibellik etki yaratan 20 basamakla +10 -10 arasında ayarlanabiliyor.

· Bunun dışında aynı zamanda “Ton Kontrolü” sekmesinden sadece bas-mid-tiz ayarı içeren daha basit, ikincil bir ekolayzır da eklenmiş durumda.

· Daha önceden Sony’nin üst düzey amfi / deck sistemlerinde kullandığı “DC Faz Doğrultucu” özelliği de WM serisine eklenmiş. Bunun 6 farklı seçeneği bulunmakta.

Bu özellik pratikte, göreceli olarak biraz daha kuvvetli bas tepkimesi getirmekte.

· WM serisinin ilginç yönlerinden biri Clear Audio+ ve Clear Stereo gibi özellikleri barındırmaması.

ZX2’de de bulunmayan Clear Stereo rafa kaldırılmış gibi.

Fakat bazı kullanıcılar tarafından oldukça beğenilen, bazılarınca ise hiç hazzedilmeyen Clear Audio+’nın yeni A35’e konulup da WM serisinde bulunmaması dikkat çekici bir ayrıntı.

Sony mühendisleri, ses sinyalini belirgin biçimde farklılaştıran bu özelliği, WM serisi gibi “butik” Walkman’lerine uygun görmemiş olsalar gerek.

· Yeni modların arasında bir de oldukça işlevsel “Direkt Kaynak” modu bulunuyor. Bu mod, tüm ses geliştirmelerini kapatarak size cihazın donanımsal olarak ürettiği sesi en işlenmemiş haliyle sunuyor.

Ben dinlemelerimi tahmin edeceğiniz üzere çoğunlukla bu modda yaptım.

d) Çıkış Gücü

Yeni nesil S-Master HX’in getirdiği yenilikler arasında belirgin bir çıkış gücü artışı olduğunu ifade etmiştim. Sayısal veriler üzerinden gidersek WM1Z (ve WM1A), öncülleri olan ZX2’den 3.5 mm’lik standart bağlantıda 4 kat ; 4.4 mm’lik dengeli bağlantıda ise yaklaşık 15 kat (!!) yüksek bir çıkış gücü sunuyor.

Pratikte ise bu fark belirgin ölçüde daha az. Yani WM1Z, tek-taraflı (single-ended) bağlantıda her ne kadar ZX2’den fark edilir ölçüde kuvvetli olsa da yine de denemelerimde örneğin bu konuda iyi bir turnusol olan Sennheiser HD600 kulaklığı (300 ohm) belirli bir ses yüksekliğinin üzerine çıkaramadığını gördüm.

Fakat hem tek-taraflı hem dengeli bağlantıyla kullandığım Z1R’de gözlemlediğim değişim doğrultusunda, WM1Z’nin dengeli bağlantıyla, HD600’ü ve hatta ondan biraz daha fazla akıma ihtiyaç duyan kulaklıkları dahi belirli bir otoriteyle sürebileceğini düşünüyorum.

(Not : WM serisi Walkman’lerin 3.5 mm’lik jakında tıpkı ZX2’de olduğu gibi sağ ve sol çıkış için ayrı ground’lar kullanılmakta. “Sahte-dengeli” (Pseudo-balanced) da denen bu yöntem stereo ayrımını arttırarak sahneyi genişletmek ve ses temizliğini arttırmak gibi nacizane artılar sunuyor. Dolayısıyla 3.5 mm’lik dengeli çıkışa sahip kulaklığınız varsa, bunu WM1Z ve 1A’nın standart kulaklık çıkışına takıp ekstradan ses performansı elde etmeniz mümkün.)

e) Pil Ömrü

Sony’nin sektörel anlamda diğer markalar arasında en şahsına münhasır olduğu nokta kullandığı amfi teknolojisi – ve bununla alakalı olarak pil ömrü olsa gerek. PWM (Pulse-Width Modulation) üzerine kurulu enerji verimliliği son derece yüksek D sınıfı bir amfi teknolojisi olan S-Master sayesinde düşük pil kapasitesiyle uzun saatler müzik çalınabiliyor. Bunu verilerle anlatayım :

Sony’nin iddiasına göre, WM1Z ile tek şarjla yaklaşık 30 saat boyunca 24 bit’lik Hi-Res müzik dinlemek mümkün (ben Direkt Kaynak modunda ortalama 25 saat gibi bir değere ulaştım). Ses yüksekliği A sınıfı amfilerin tersine pil ömrünü –fazla- etkilememekte.

Yani 4.4 mm’lik dengeli çıkıştan, örneğin zor sürülen bir kulaklık olan Beyerdynamic T1’i (600 ohm) -gerekli kabloları temin etmek şartıyla- WM1Z ile tek şarjla 20 saatten fazla süreyle tatminkar bir ses çıkışıyla dinlemeniz mümkün olacaktır (Ve bu akımı 1820 mAh kapasiteli ufacık bir pil sağlıyor).

S-Master amfisinin enerji verimliliğini kıyaslama açısından, Sony WM1Z’nin rakipleri Astell & Kern AK380’in 3400 mAh ve Lotoo Paw Gold’un 6000 mAh’lik pilleriyle 10 saatlik çalma süresinin üzerine çıkamadıklarını belirteyim.

Aletin bu yüksek enerji verimliliği sayesinde WM1Z’de (dengeli bağlantı ve son seste birkaç saat çalmama rağmen) herhangi bir ısınmaya rastlamadım.

f) Ses Limiti Konusu

Yakın zamanda Avrupa Birliği ve Türkiye’deki Walkman-severleri oldukça sevindiren bir gelişme oldu. Fransız müzik forumlarından birkaç kullanıcı, basit bir kodla Sony Walkman’lerin servis menüsüne girerek bölge değişikliği vasıtasıyla Avrupa Birliği ses regülasyonunu devre dışı bırakmanın yolunu bularak bunu rockbox.org’da paylaştı.

Bu sayede Walkman’lerin pek sevilmeyen ses limitinin kaldırılma yolu bulunmuş ve WM serisi Walkman’lere “Yüksek / Düşük Kazanç” ayarı gelmiş oldu.

Ben ifade ettiğim üzere dinlemelerimi ses limitini devre dışı bıraktığım bir WM1Z’de gerçekleştirdim.

Ses limitini kaldırmayı düşünüyorsanız, bunu daha önceden uygulamış birine danışmadan yapmamanızı tavsiye ediyorum. Basit, risksiz ve geri dönüşü olan bir prosedür (kabaca bölge değişikliği yapıyorsunuz), fakat yine de herhangi bir terslik durumunda cihazınız garanti dışı kalabilir.

Bu işlemin sadece Sony’nin kendi işletim sistemine sahip Walkman’lerde uygulanabileceğini, Android kullanan ZX1 ve ZX2 gibi cihazlarda ise (henüz) mümkün olmadığını belirteyim.

< Resime gitmek için tıklayın >

Sonuç / WM1Z Kimler İçin?

Öncelikle en küçük, en hafif müzikçaları arayanlar için değil. Gövde olarak fazla iri olmasa da ağırlığı belirgin ve bu ağırlığa alıştıktan sonra dahi dışarda taşınmasının kolay olduğunu söyleyemem.

Gerçi müzikçalara DAC / Amfi bağlayanlar için WM1Z tek parça, daha basit ve kullanışlı bir çözüm olacaktır ; fakat WM1Z’yi almayı düşünenler bu durumu yine de tartmalı diye düşünmekteyim.

Bunun dışında ses kalitesi, kullanılabilirlik, tasarım, çıkış gücü ve pil ömrü açısından neredeyse eksiksiz bir içerik sunuyor WM1Z.

Özellikle pil ömrü, piyasadaki amiral gemisi müzikçalarlar arasında açık ara önde. WM1Z’nin rakibi olan aletler tek şarjla 25 saat değil, 10 saati dahi görmekte zorlanmaktalar (Sony de bu sayede S-Master’a yaptığı yatırımın karşılığını almakta).

WM1Z’yi bir diğer tercih sebebi kendine has, organik enstrüman tasviri ve analog-vari ses karakteri olabilir. Zira bu Walkman’i kendisinden oldukça düşük fiyat etiketli WM1A’dan ayıran temel özellik bu.

Plak sesini seven ve müzikçalarında buna olabildiğince yakın ses isteyenler için WM1Z iyi bir tercih olacaktır diye düşünüyorum.

Buradan bu özel müzikçaları (ve en özel Walkman’i), denemem için bana temin eden Sony Eurasia’dan Sayın Şükrü Çetinkaya’ya teşekkürlerimi ileterek bu uzun incelememi bitireyim.

Herkese sevgiler.
T
6 yıl
Sony A15/25 ZX2 ve ZX100 Karşılaştırması
Merhabalar..! Sony A15 / 25, ZX2 ve ZX100 incelememle karşınızdayım. Genel olarak ses performansları ve kullanılabilirlik (ve tabii ki fiyat/performans) olarak, bu 3 alete dair yapacağım kıyaslamanın Walkman almayı düşünen, ama hangi modeli alacağı konusunda karasızlığa düşen pek çok kişiye yardımcı olacağını düşünüyorum. Hemen başlayayım.

Cihazların durumu :

Bu 3 adet Walkman de Sony’nin tavsiyesine uygun şekilde 100 saatten fazla bir süre kullanım gördü. Cihazları bana bir inceleme yazmam için tedarik etme lütfunda bulunan Sayın Şükrü Çetinkaya’dan (Sony Eurasia Türkiye) aldıktan sonra her birini belirli aralıklarla toplamda 250 – 300 saat kadar burn-in’e bıraktım. (Aynı zamanda dışardaki kullanım rahatlıklarını gözlemek ve ergonomilerini pratik koşullarda ölçmek amacıyla 3 aleti de beraberimde epey gezdirdim. Buradan da 100 saat kadar kullanım gördüklerini tahmin ediyorum.)

Dolayısıyla, incelememi bu aletlerdeki POS-CAP ve OS-CON kapasitörlerin kullanım olgunluklarına ulaştıklarını varsayarak yazıyorum.

Ses dosyalarının dahili bellek veya SD karttan okunmasının “kalite farkı” yarattığına dair Head-Fi’da tartışmalar var. (Hatta Sony’nin daha yüksek müzik performansı için optimize edilmiş “Premium Sound” iddiasına sahip Micro-SD kartı Japonya’da piyasaya sürüldü :) )

Dolayısıyla test için kullandığım kayıtların hiçbirini Micro-SD karta yüklemedim ; bu manada eşitliği sağlamak için tüm müzik dosyalarını bu 3 Walkman’in dahili hafızalarına yükleyerek dinledim.

Evde yaptığım dinleme testlerini bir ortalama alabilmek için farklı zamanlarda yaptım. Aletleri, dikkatimi sadece ses farklılıklarına verebilmek için tamamen karanlık bir odada denedim.

Kulaklıklar : Aletlerin ses karakterlerinin ve performanslarının ortalama değerlerine dair fikir edinmek üzere farklı kulaklıklar kullandım. Bunlar temel olarak :

Grado SR125i (simit-bowl yastıklarla) (Açık)

Sony MDR-1A - Sony MDR-1ABT - Sony MDR-100A – Audio Technica ESW9 – Audio Technica MSR7 (Kapalı)

Sony MDR-NW750NE - Sony MDR-EX750NA (IEM)

(Sony Walkman'leri Grado'larla denemek için Altunizade Elmasepeti ofisine ufak bir yolculuk da yaptım ve fotoğrafını da ekleyeyim dedim.)

SES

Öncelikle şunu belirteyim, bu 3 Walkman ses karakteri olarak birbirine oldukça yakın cihazlar. Ses performansları arasında tahmin edeceğiniz üzere “inanılmaz farklar” değil, daha ziyade nüanslar var. İncelemenin bu anlayışla okunmasının yararlı olacağı kanısındayım.

Ses Karakteri :

Bahsettiğim üzere, bu 3 cihazın da ses karakterleri birbirilerine oldukça yakın. A25, ZX100 ve ZX2 belki klasik denebilecek sıcak Sony Walkman sesine sahipler. Sahne oldukça geniş ve derin, baslar dolgun, tizler çok pürüzsüz (Hifiman 601) veya çok keskin/agresif (Ibasso DX90) değil. Biraz politik cihazlar aslında. Genel olarak dengeli ses karakterleri olduğu için şu ana kadar dinlediğim çoğu müzik türü ve kulaklıkla istikrarlı sonuçlar üretiyor Sony’ler.

Örneğin Ibasso DX90’ın gitmediğini düşündüğüm kulaklıklara rastlarken (Grado’lar örneğin), Sony’lerin kötü bir sinerji yarattığı bir kulaklığa pek rastlamadım (Kulaklık da kısmen dengeli olmak kaydıyla).

Peki A25, ZX100 ve ZX2’nin ses karakterleri arasında fark yok mu..?

Bahsettiğim üzere ses karakterleri birbirlerine yakın. Bu 3 Walkman de aynı dijital amfiye sahip olduklarından (S-Master HX) aralarında doğrudan yüzünüze çarpan farklar yok. Fakat 3. Nesil S-Master HX tuning’ine sahip ZX100’ün, A15 / ZX2’den biraz daha farklı bir ses karakterine sahip olduğunu söyleyebilirim.

ZX1 / F880 serisi sıcak ve oldukça aydınlık (parlak dememeyi tercih ediyorum – zira bu tizlerle alakalı bir durum değil) bir ses karakterine sahipken ZX2 ve A15 ise yine hafif sıcak olmakla beraber daha nötr, hatta belki de biraz karanlık bir ses karakterine sahipler. Bunda A15 ve ZX2’nin biraz çekinik ve geriye yaslanmış mid sunumlarını oldukça payı var.

(Hatta bundan dolayı ZX2’nin hafif V şekilli (bas ve tizler hafif önde – midler geriye yaslanmış) bir sunuma sahip olduğu dahi söylenmekte. Ben biraz da bundan dolayı, ZX2’nin asıl “maharetini” ilk dinlendiğinde insanın yüzüne çarpmadığını düşünüyorum. ZX2 birlikte zaman geçirdikçe, ürettiği müziğe odaklanıldıkça büyüyen bir alet. ZX100 ise daha çabuk açığa vuruyor kendini.)

ZX100 ise bu iki grubun arasında bir yerde kalıyor denebilir. ZX100, ZX2’ye göre daha önde ve aydınlık mid’lere sahip. Bas – mid – tiz açısından biraz daha dengeli. Ve midler yine ZX1 / F800 serisinde olduğu gibi belirgin, biraz daha açık renkli. ZX100 nevi şahsına münhasır bir cihaz bu açıdan. Kayıt yapmakla pek uğraşmayan ve müziği daha ziyade keyif amaçlı dinleyen biri olarak en çok ZX100’ün ses karakterini beğendiğimi söyleyebilirim.

Kısacası ZX2 ve A15’in tersine, ZX100 daha önde ve yakın bir sunuma sahip.


Bas :

A25, ZX2 ve ZX100 arasındaki en bariz (ve ilk takıldığında anlaşılan) farklardan birinin bu bölümde olduğu düşüncesindeyim. Zira burada büyük pil, kapasitör ve S-Master HX amfisinin beslenmesi devreye girmekte.

A25 için, hafif sıcak, derin ve kendini belli eden standart Sony basına sahip diyebilirim. Lakin, (her ne kadar Clear Bass bir ölçüde perdelese de) Hifiman, Fiio veya Astell & Kern gibi markaların ayrık amfili (discrete amp section) çalarlarının donanımsal olarak üretebildiği “gövdeli” baslara sahip değil. Bu durum, standart 32 Ohm empedanslı bir kulaklıkla veya özellikle IEM’lerle çok fazla göze batmazken, sürülmesi biraz daha zor bir kulaklıkla dinlediğinizde kendini belli ediyor.

ZX serisi Walkman’ler ise bu konuda biraz farklı. Baslar ZX100 ve ZX2’de daha derin, güçlü ve eforsuz. Müziğin gövde kazandığını hissediyorsunuz. Bu açıdan, Sony’nin (ebatı arttırma pahasına) OS-CON kapasitör kullanmasının çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Zira, ayrık amfili çalarların bas tepkime potansiyeline sahip olurken, bu cihazların kötü şöhretli pil performanslarına maruz kalmaksızın tek şarjla 40 hatta yerine göre 50 saate kadar müzik dinleyebiliyorsunuz.

Bu açıdan Sony ZX serisi tüm dünya piyasasında tek olabilir. (Buradan sana samimi bir selam çakıyorum S-Master teknolojisi)

Kros davulu (veya kick) şiddeti olarak A25, ZX100, ZX2 birbirine yakın ; fakat derinlik olarak ZX serisi Walkman’ler biraz daha başarılı.

Bu 3 alet arasında, çoğu parçada bas gitarlar (özellikle mid-bas frekanslar) ZX100’de en önde duyuluyor. Bu açıdan, bas gitar çalan, dinlemeyi sevenler için ZX100 belirgin ve sıcak baslarıyla iyi bir tercih olabilir.

Diğer yandan, ZX2 bu açıdan ZX100’den biraz farklı bir sunuma sahip. Mid-bas frekanslar daha geride ve müziğin geri kalan kısmından birazcık daha ayrı durmakta. Bu manada bas seslerin midlere karışması riski en az olan alet ZX2.

Bas gitarların ZX100’e göre biraz daha geride ve çekinik olması ZX2’nin daha geniş bir boşluk / sahne hissiyatı vermesine yardımcı olmakta.

Bunun yanında, ZX serisi A25’ten bas enstrüman çözünürlüğü olarak da biraz önde. Buna crosstalk’un (kanallar arası ses sinyali sızması) daha düşük olmasıyla birlikte bas – mid ayrımının daha iyi olduğu bilgisini de ekleyeyim.

Mid :

A15 –bu incelemedeki Walkman’ler arasında fiyat / performans şampiyonu olarak- oldukça iyi bir mid sunumuna sahip. Geriye yaslanmış (laidback) veya çok önde (forward) değil mid enstrümanlar. Dengeli.

S-Master HX çipinin ürettiği geniş ve derinlikli sahnede görece iyi bir konumlandırmaya sahipler. Ve bir Sony Walkman’den bekleyeceğiniz üzere hafif sıcaklar.

Diğer yandan, ses temizliği (clarity), şeffaflık (transparency) ve bozulma (distortion) konusunda ZX serisi beklendiği üzere önde. Özellikle A15’ten ZX100’e geçtiğinizde mid frekanslarda önünüzden hafif de olsa bir perdenin kalktığını hissediyorsunuz. A serisinin midleri ve genel olarak sesi, fazlasıyla berrak ve tertemiz bir ses üreten ZX100’e göre fotoğrafçılık tabiriyle birazcık “grenli”.

ZX100 ve ZX2, A serisine göre daha iyi enstrüman tasviri sunuyor. Çözünürlük biraz daha yüksek, frekans başarımı daha iyi, gürültü daha az ve önemli farklardan biri olarak enstrümanlar arasında biraz daha fazla hava duyulabiliyor. Bu da sesin ve parçanın gerçekliğini arttırmakta.

ZX2, ZX100’e göre biraz daha geriye yaslanmış midler sunmakta. ZX100 ise mid sesleri daha fazla yüzünüze vuruyor. Bu ikili arasında sahne haricindeki en temel fark bu olsa gerek.

ZX100’ün midleri ZX2’ye göre biraz daha önde ve biraz daha aydınlık. Şahsen mid performansı olarak Walkman’ler arasında ZX100’ün en fazla keyif veren alet olduğunu düşünüyorum. Sıcak, aydınlık, oldukça önde ve İngilizce’de ifade edildiği üzere “lush” midleri var. ZX2 buna nazaran biraz daha geride, koyu renkli ve analitik bir sunuma sahip.

Tiz :

Bu 3 Walkman’in birbirine en fazla benzediği nokta tizleri olsa gerek. Zira tiz rengi & karakteri ve tiz uzanımı (treble extension) açısından birbirlerine oldukça benziyorlar. Ortak özellikleri, yorucu / uzun vadede kulağa zarar verici ölçüde sivri (örn. Ibasso DX90) veya parçaların enerjisini emecek ölçüde pürüzsüz (Fiio X3 1. nesil) olmamaları. Sesi matlaştıran belirgin herhangi bir tiz yuvarlamasına (treble roll-off) rastlamadım.

Bu üç alet arasından ZX2, tizleri en önde olan sunuma sahip. Tiz hassasiyeti yüksek bir insan olarak ZX2’de en ufak tiz arttırma ihtiyacı duymadım.

50’a yakın farklı türden parçanın yanı sıra temel test parçası olarak Dhafer Youssef’in Les Ondes Orientales’ini kullandım (16 bit .flac). Bu kayıt kalite, tiz uzanımı ve dinamik aralık (Dynamic Range) olarak oldukça başarılı ve ayırt edici.

Sony’nin amiral gemisi olarak, ZX2 tiz başarımında tahmin edeceğiniz üzere en önde. Ziller oldukça doğal, eforsuz, ZX1 / F880’deki dijitallik ve oldukça belirgin tiz yuvarlaması (treble roll-off) söz konusu değil. Ride ziline vurulduktan sonra zil sesinin yavaşça azalarak ortadan kalkması (sönümlenme - decay) oldukça başarılı. Sahnede hava duyuyorsunuz.

ZX100 tiz başarımında ZX2’ye oldukça yakın. Bu ikili arasında tiz karakterinden ziyade mikro detay çözme farkı var. Yalnız bu “fark” A serisi ve ZX serisi arasındaki ölçüde belirgin değil. ZX2 bu konuda 100 ise ZX100 herhalde 96 – 97 civarı bir başarıma sahip denebilir.

Yalnız ZX100, frekans başarımı olarak ZX2’den biraz daha dengeli olduğu için ziller ZX2’deki kadar yüzünüze vurmuyor.

A15 / 25 tiz seslerde bekleyeceğiniz üzere geride. Farkı daha iyi anlamak için orta seviye (veya üstü) bir kulaklık gerekiyor, belirteyim. (ZX serisi Walkman’leri Ipod kulaklığı ile kullanmaktan sıkı bir Aziz Nesin hikayesi çıkabilir)

Ben Sony MDR-1A ve özellikle bana çok güven veren (ve tavsiye edebileceğim) Sony MDR1-ABT ile A15 / 25’in sesinde ZX serisine göre hafif bir perdelilik hissettim. Bu perdelilik dikkatli bir dinlemeyle tüm frekanslarda çok az da olsa anlaşılabiliyor.

ZX serisi, A15 / 25’ten yüksek mid ve tiz frekanslardaki hassasiyeti (refinement) ile ayrılmakta. Bu sayede, pek çok kullanıcının söylediği üzere ZX serisi berraklığı ve yüksek detay çözme becerisiyle A serisine göre daha gerçekçi ve organik bir ortam / enstrüman tasviri sunuyor.

Detay :

Ses detayı olarak ZX2 oldukça az bir farkla ZX100’den üstün. A serisi ise özellikle kullanılan kulaklık kalitesi arttıkça daha fazla geride kalıyor.

Bu noktada belirteyim : ZX2 ve ZX100 gerçekten özel aletler (Fiyat etiketlerinin haricinde tabii :) Bu Walkman’lerin “Premium” olma özelliğinden daha fazla yararlanabilmek ve ses potansiyellerini kullanabilmek için en az bu aletlere verdiğiniz bedelin yarısı değerinde bir kulaklık almanızı öneriyorum. Yani ZX100 alıp da 60 – 70 dolarlık bir kulaklıkla kullanmak pek makul değil gibi. Yerine A serisi alıp tasarruf etmek daha akıllıca olabilir.

Bir anlamda, 200 dolarlık Squier ile kaliteli bir amfiden alacağınız ses, 1400 dolarlık Amerikan Fender Stratocaster + ucuz bir amfiden alacağınız sesten daha iyi olacaktır mantığı burada da geçerli.

Yüksek çözünürlüklü, verimli & kolay sürülen ve refinement’ı yüksek iyi bir iem’le ZX serisi sizi fena halde mutlu edebilir.

Sahne :

ZX2’nin en güçlü olduğu alanlardan biri. Elime ilk Walkman’im 1996 yılında bir doğum günü hediyesi olarak geçmişti. O zamandan bu yana 10’dan fazla Walkman kullandım. Bu Walkman’ler arasında ikinci defa düşünmeksizin ZX2’nin en ebatlı ve holografik sahneyi sunduğunu söyleyebilirim. Her ne kadar bu durum bir ölçüde ZX2’nin kulaklık çıkışı için ayrı ground’lar kullanmasına yorulsa da, ben Sony’nin ZX2’de özel bir DSP (Digital Signal Processing) kullandığı düşüncesindeyim.

ZX2’de, özellikle konser kayıtlarında, ses kanallarının arasında (enstrüman ayrımına zarar vermeksizin) Crossfeed’e benzer ses değişimi ve bir enstrümandan çıkan sesin başka bir kanalda yankılanması gerçekten çok hoş bir hissiyat veriyor.

Öte yandan, kulaklığınızı modlayıp TRRS çıkışla ZX2’ye bağlayarak ZX2’nin zaten ferah sahnesini daha da genişletme olanağınız var. Bunun için internete, özellikle Head-Fi’daki paylaşımlara bakabilirsiniz.

Kısacası, orkestral müzik ve sıkça konser kaydı dinleyenler için ZX2’nin çok tatminkar bir seçim olacağı düşüncesindeyim.

Sahne çok geniş, derin ve enstrümanların arasında bolca hava var. Bu hava sayesinde ZX2 özellikle hücum kayıtlı parçalarda gerçek bir sahne atmosferi yaratmada son derece başarılı.

Yalnız. ZX2’nin şöyle bir tarafı var : Sahne derinliğiyle de alakalı olarak geriye yaslanmış bir sunuma sahip. Analitik bir ses karakteri olduğunu söyleyebilirim.

Bununla alakalı olarak sahnesinin tüm müzik türleri için “en iyi” tercih olduğunu düşünmüyorum. Zira fazla geniş veya derinlikli sahne gerektirmeyen ; tam tersine daha yakın, samimi ve enerjik bir sunum isteyen rock gibi türler için ZX100 daha ideal olabilir. Örneğin Guns n’ Roses’ın birkaç parçasını dinlerken ZX2’nin, ZX100’e göre müzikle (ve rock müziğin o bol “galeyanlı” hissiyatıyla) araya biraz mesafe koyduğunu fark ettim. ZX100’de ise gitarların vurgusunu tam anlamıyla kafanızın içerisinde hissediyorsunuz.

ZX100, sahne olarak ZX2’den ziyade A serisine yakın diyebilirim. Oldukça geniş ve derin. A serisinden artısı ise enstrümanların kendilerine ayrılan bölgelerinde daha iyi tanımlı olması ve etraflarında daha fazla “hava” duymanız.

(Çok önemli not : ZX100’de, ZX2’nin tersine ses karakterini değiştirmeden sahneye katkısı olan Clear Audio+ faktörü de var. Bundan ses efektleri bölümünde bahsedeceğim.)

ZX100, A serisinden Crosstalk (ses kanalları arası istenmeyen sinyal sızması) değeri olarak hissedilir ölçüde daha başarılı. Bu durum enstrüman ayrımına da oldukça olumlu etkide bulunuyor.

Fark etmişsinizdir, ZX2 ve ZX100 arasında sahne konusunda “daha iyi” nitelendirmesini yapmaktan kaçındım. Zira bu ikisi kanımca, kozlarını farklı müzik türlerine oynayan aletler. Bu aletlere ilgi duyanlar bu faktörü göz önünde bulundurmalı.

Ses Efektleri ve Clear Audio+ :

İncelemenin başında belirttiğim üzere testte ekolayzır kullanmadım. Fakat bazı parçalar ve kulaklıklarda ekolayzır elzem olabilmekte.

Örneğin Chirs Rea’nın 1986 çıkışlı On The Beach adlı buram buram 80’ler kokan nacizane parçasında kulak acıtıcı bir treble peak (tiz sivriliği) mevcut. Bu güzel parçayı özellikle tizleri vurgulu kulaklıklarda (örneğin Audio Technica MSR7) dinlerken trampet ve tizler fena halde baş ağrıtıp can sıkıcı olabiliyor.

Böyle durumlarda Sony’nin başarılı ekolayzeri hayat kurtarıcı olabiliyor. Burada A15 ve A25 arasındaki belki de en temel farka değinmek lazım. ZX100 ve A25’te Sony’nin yeni “High-Res Equalizer” dediği ekolayzır mevcut. Ve bu High-Res ekolayzer, A15’teki eski tip ekolayzırın tersine sese herhangi bir artifact (yapaylık)katmamakta. Bu yönden, ekolayzır kullananlar için A25, A15’ten daha iyi bir seçim olabilir.

Surround modları A ve ZX serilerinde üç aşağı beş yukarı aynı etkiye sahip görünmekte. Lakin Clear Audio+ adlı DSP’ye (Dijital Sinyal İşleme) özel olarak değinme isteğindeyim.

Clear Audio+, gördüğüm kadarıyla bas, vokal ve altyapı enstrümanlarını biraz daha yakınlaştırmakta. Bu sayede belirli bazı mid frekanslar hafifçe geride kalıyor ve siz hem daha yakın bir sunuma, hem de daha derin bir sahne hissiyatına kavuşuyorsunuz.

Bu özellik Sony’nin Walkman’lerinde senelerden beri var. Lakin ilk versiyonu (+ olmayan) pek başarılı değildi. Gördüğüm kadarıyla Sony her yeni Walkman’inde bu özelliğe yeni ayarlamalar (tweak) yaptı. Bundan dolayı, Clear Audio+’nın sese ZX2’deki etkisiyle ZX100’deki etkisi arasında dağlar kadar fark var.

Clear Audio+ ZX2’de ses karakterini oldukça değiştirerek sese hafif bir club havası katmakta. Bunu yaparken de ZX2’nin zaten çok da önde olmayan midlerini iyice geriye itiyor ve kanaatimce ortaya tatminkar olmayan bir sonuç çıkarıyor.

ZX100’de ise durum çok farklı. Clear Audio+, sesi ZX2’dekinin tersine çok belirgin bir şekilde değiştirmiyor ; daha ziyade sahneyi size yakınlaştırarak ses vurgusunu arttırıyor ve müziğin sizi daha holografik ve 3 boyutlu bir şekilde sarmasını sağlıyor.

Genel olarak ekolayzır da dahil, müzikçalarlardaki ses efektlerine dokunmayan biri olarak son zamanlarda bu Walkman’de Clear Audio+’yı kapatmadığımı söyleyebilirim.

(Hatta belki biraz iddialı da bir ifadeyle, kulaklık yastıkları 90 derece çevrilmiş Sony MDR1-ABT + Sony ZX100 (Clear Audio+ açık) + Fiio E6 (line-out kablosuyla bağlanmak üzere) üçlüsünün, şu ana kadar bana en fazla heyecan verici portatif setup’ım olduğunu söyleyebilirim.)
Mutluluk kavramını tamamlayan bir adet tarhana çorbasıyla da beraber fotoğraflarını paylaşayım :


SONUÇ :

Bu 3 cihazı oldukça detaylı şekilde anlattığım düşüncesindeyim. Temel olarak özetlemek gerekirse, A serisi ZX serisinin sahip olduklarına büyük ölçüde sahip. A15 / 25, ebat ve ağırlık olarak, asteroid çarpmasına bile dayanabileceği izlenimini veren ZX2’nin yaklaşık dörtte biri. Fiyat olarak da şu an halen daha 500 TL altına bulunabilen A15 testin tartışmasız fiyat / performans şampiyonu.

ZX serisinin sunduğu ses kalitesinin oldukça önemli bir kısmına sahip olup, pil derdini ve cebindeyken varlığını unutabileceğiniz uygun fiyatlı bir müzikçalar arayanlara A15’i öneririm. A15 kusursuza yakın, oldukça hızlı, güvenilir ve sağlam bir cihaz.

A15’ten A25’e daha fazla ses kalitesi beklentisiyle atlama yapmayı pek tavsiye etmiyorum. Zira A25, A15’ten çok ufak bir üstünlüğe sahip bu konuda. Lakin A25 almak için farklı sebepler mevcut.

Eğer, “ben Walkman / kulaklık seçmekle ayrı ayrı uğraşmayayım” düşüncesindeyseniz A25 iyi bir tercih olabilir. Zira A25’in yanında (model A25HN olarak geçiyor) Sony’nin yaklaşık 100 dolarlık değere sahip aktif gürültü engelleyicili bir kulaklığı verilmekte. Aynı zamanda, A25, A15’in tersine LDAC kullanarak Bluetooth üzerinden kablosuz müzik yayını da yapabiliyor.
*** Yanlış bilgi. A15 de yeni güncellemeyle bunu yapabiliyormuş. Düzeltme için sevgili Apoke'a teşekkürler ***
Bu sayede kablo objesini hayatınızın en azından bir kısmından çıkartabileceğiniz kulaklıklar kullanabilir (selam sana MDR1-ABT) veya bluetooth yayını alabilen hoparlörleriniz için A25’i bir nevi uzaktan kumanda gibi kullanabilirsiniz.

Bir diğer A25 alma sebebi ise ekolayzırının A15’tekinden üstünlüğü. Ekolayzır kullanıyorsanız A25’in daha iyi bir seçim olacağını düşünmekteyim.

Eğer oldukça pahalı (veya iddialı) kafaüstü kulaklıklar veya iem’ler kullanıyorsanız ZX serisine atlamak mantıklı. Zira bahsettiğim üzere, ZX100 ve ZX2 kulaklığa yatırım yaptıkça maharetleri daha da parlayacak aletler.

Bu iki alet arasında “daha iyi” yok, belirteyim.

ZX2, biraz daha geniş sahneye, çok hafif rafinelik üstünlüğüne ve geriye yaslanmış (laid-back) biraz daha analitik bir sunuma sahip. Canlı kayıtlar ve orkestral müzikler için oldukça ideal. Sahneye hafifçe uzaktan bakıyormuş hissiyatı vermekte. Ve bildiğiniz üzere Tidal, Spotify gibi servislere erişme imkanınız var. Kullanım açısından da serinin en ağır ve hantalı. Cebinizdeyken “ben buradayım” diyor.

ZX2’yi midleri önde bir kulaklıkla eşleştirmenizi tavsiye ederim.

ZX100 ise tam tersine daha yakın bir sunuma, daha yakın konumlandırılmış enstrümanlara sahip. Midleri sıcak ve ZX2’ye göre daha aydınlık. Pop, rock, caz ve yakın sahneye ihtiyaç duyan müzikler için ideal. Daha kavrayıcı.

Aynı zamanda ZX100 frekans değerleri olarak (bas-mid-tiz) daha dengeli olduğu için (ZX2'deki gibi öne çıkan veya geride kalan frekanslar yok) farklı kulaklıklarla genel uyumu daha iyi. Bunu da belirteyim.

ZX2’nin tersine müziğin içine daha fazla dahil oluyorsunuz. Özellikle Clear Audio+, bazı parçalarda ZX100’ün, ilginç şekilde sizi ne ZX2’nin ne de Astell&Kern AK380’in dahil edebileceği ölçüde müziğin içine dahil etmesini sağlayabiliyor. ZX100 sahipleri veya müstakbel alıcılarının Clear Audio+’ya göz atmalarını şiddetle tavsiye ederim.

ZX100 kullanım olarak da ZX2’den biraz daha rahat. Taşıması ve cepten çıkarmadan kullanması daha kolay. Android’le uğraşmaktan hazzetmeyenler için de iyi bir tercih olabilir. Devasa pil ömrü de cabası.

(Yalnız özellikle ZX100 kutudan çıktığı ilk haliyle pek etkileyici gelmeyebilir (bana gelmedi). Asıl becerisine Sony’nin tavsiye ettiği yaklaşık 100 saatlik kullanımdan (burn-in) sonra varıyor. Belirteyim.)

Son olarak kısa birkaç kulaklık tavsiyesiyle bu uzuuun yazıyı noktalayayım.

Sony’ler ses karakteri açısından, genel olarak birçok kulaklıkla uyum sağlayabilecek cihazlar. Ki şu ana kadar A ve ZX serileri, kullandığım hemen tüm kulaklıklarla iyi sonuç verdi. Bir istisnası sivri tizlere sahip Audio Technica MSR7’dir.

Diğer yandan, daha önce de belirttiğim üzere özellikle Sony MDR1-ABT ile ZX100’ün oldukça iyi bir sinerjisi olduğu fikrindeyim. Bu ikiliyi denettiğim yaklaşık 10 kişinin de yüzlerindeki ani ifade değişimleriyle bu fikrime katıldıkları kanısındayım.

Sony Walkman’lerdeki ses limitini aşmak için Fiio’nun ufacık E6 amfisini ve L5 Line-out kablosunu kullandım ve ses kalitesinde herhangi belirgin bir düşüş gözlemlemedim. (Zira ZX serisi bir Walkman ve büyük amfi kullanmak bana mantıksız geldi)

Tavsiyem, eğer kafaüstü kulaklık kullanacaksanız veya ses limiti sizi “limitliyor” ise, bahsettiğim Fiio L5 Line-out kablosu ile E6’nın yeni modeli olan ve daha yüksek sinyal/gürültü oranına sahip Fiio A1 Micro’dan bir tane edinmeniz yönünde (25 dolar sadece ve minnacık bir alet).

Sorularınız varsa cevaplayabilirim. TEŞEKKÜRLER..!
< Resime gitmek için tıklayın >< Resime gitmek için tıklayın >< Resime gitmek için tıklayın >
T
7 yıl
Sony MDR-100A Kulaklık İncelemesi
Merhaba arkadaşlar. Bu yazıda, yakın zamanda elime geçen ve henüz Türkiye’de bulunmayan Sony’nin yeni “Yüksek Çözünürlüklü” ürün gamına eklediği MDR-100A model kulaklığını inceleyeceğim.

(Biliyorsunuz müzikte, High Definition & High Resolution veya kısaca Hi-Res, 16 bit standart kayıt kalitesinin üzerindeki –dolayısıyla dinlediğiniz müziğe dair daha fazla bilgi içeren- kayıtlar için kullanılan genel bir isim. 24 veya 32 bit olabilir. İstisnası 1 bit’lik DSD formatı, lakin onun da örnekleme kalitesi (sampling rate) standart 16 bit kaydın 60 küsür katıdır. Dolayısıyla DSD de yüksek çözünürlüklü bir müzik formatı olarak geçer.)

< Resime gitmek için tıklayın >

Belki duymuşsunuzdur, Sony, “Hi-Res” ürün gamını genişletme kararı aldı. Yani yakın zamanda Sony’nin bu segmente yönelik daha da fazla ürününü görmeye başlayacağız.

Neyse efendim, sadede geleyim. Yakın zamanda Sony Eurasia Türkiye’den, Head-Fi adlı sitede yazdığım incelemeler üzerine bir e-posta aldım ve benden Türkiye pazarına sunacakları bazı ürünleri incelememi istediler.

(Bana sadece kulaklığı verdiler ve ürünleri hakkında iyi / kötü istediğim her şeyi yazmam konusunda beni teşvik edecek bir özgüven sergilediler. Burdan Sony Eurasia’dan Şükrü Çetinkaya ve Kazuteru Makiyama’ya teşekkürlerimi sunayım.)

Bu ürünlerden biri bu ekim ayının ortasından itibaren satışa sunulacak MDR-100A adlı kulaklık. İnceleme sonuçlarımı birkaç başlık altında toplamayı uygun buldum.

< Resime gitmek için tıklayın >

Öncelikle, Sony Japonya’nın sitesinden elde ettiğim aletin teknik verilerini paylaşayım :


Alet, 40 mm’lik dinamik ve açılı sürücüye sahip (Angled Drivers)

Hassasiyet : 103dB (Sound Pressure Level - SPL)

Frekans Aralığı : 5 – 60.000Hz

Empedans : 24 Ohm

Kablo : 1.2m



Test Ekipmanı :

Portatif kullanım için tasarlanmış bu kulaklığı sadece iki adet Walkman ile denedim efendim. Kendileri A16 ve A25.

Tiz sever bir dinleyici olarak dinlemelerimde ekolayzır kullandım.

Ayarlarım soldan sağa şunlardır : Clear Bass +1, 0, +1, +1, 0, +1

(Bu ayarla, A16’da özellikle Daft Punk – Get Lucky (24/88.2khz Studio Master) dinlemekten çok keyif aldığımı belirteyim.)

1) Görünüm & Ebat :

MDR-100A’nın oval çizgileri var. Görünümü şık. Ve kulaklık oldukça portatif. Her ne kadar –tahminimce- aynı veya hafifçe mod’lanmış 40 mm’lik sürücüyü kullansalar da MDR-1 serisinden belirgin derecede küçük, onu belirteyim. Bunu, kulaklığı bir yere taşırken en iyi biçimde anlıyorsunuz. Hafif bir alet. Dinlemediğiniz zaman boynunuzda dururken varlığını unutturuyor. Elimdeki kırmızı rengi özellikle tam kız arkadaşa hediye almalık duruyor.

MDR-100A aynı zamanda içe doğru katlanabiliyor. Bu sayede sadece bir avucu dolduracak bir ebada gelebiliyor.

< Resime gitmek için tıklayın >

Aletin tek taraflı, çıkarılabilir, mikrofonlu ve 3.5 mm jaka sahip bir kablosu var. Kablonun kulaklığa giren kısmının da 3.5 mm olması avantaj, ilerde değiştirme durumunda bolca seçenek bulunabilir.

2) Sürülme

Düşük empedans / kısmen yüksek hassasiyete sahip olması dolayısıyla aleti herhangi bir portatif cihazdan doyurmanız mümkün. Yani amfisi kuvvetli bir müzikçalara ihtiyacınız yok. Standart müzikçalarlar veya akıllı telefonlarla oldukça yüksek ve kulağa zarar verebilecek ses seviyelerine ulaşılabilir. Ben elimdeki A16 ve A25 Walkman’lerle kullandım.

3) Konfor

Kafa yastığıyla destekli pad’leri sayesinde kullanırken ben herhangi bir rahatsızlık yaşamadım. Birkaç saat boyunca sorunsuzca kullanılabilir.

4) Ses

Hi-Res etiketine sahip bir kulaklıktaki haliyle en önemli noktaya geleyim.

Baslar : Aleti ilk taktığımda fark ettiğim yönü sert basları oldu. Oldukça sıkı (tight) diyebileceğim basları var. Kros davulun vuruşlarını belirgin bir toklukta duyuyorsunuz. Çok vurgulu değil ama yumuşak da değil.

Kulaklıklarda bas frekanslar konusunda genel bir kural vardır. Eğer bas miktarını arttırmak istiyorsanız, bir noktadan sonra basların mid’lere sızmasına ve sesi karanlıklaştırmasına neden olabilirsiniz. (Grado PS-500’ümü satma sebeplerimden biri buydu.)

Mdr-100A’da hoşuma giden bir özellik bu oldu. Kros sıkı, bas gitarlar (ve diğer bas enstrümanlar) mid’lere göre hafif arkada. Bu sayede daha derin ve heybetli geliyor ve en önemlisi birbirlerine karışmıyorlar. (Ki bu bence Beats kulaklıkların karakteristik zayıf yönüdür.)

Mid Sesler : Midler temiz, hafif Sony sıcaklığı ve parlaklığı var ve baslara göre biraz öndeler. Bu da ses berraklığına olumlu etkide bulunuyor. Ve geniş, kulağı kavrayan pad tasarımı sayesinde oldukça berraklar. Müzikle aranızda bir perdelilik duymuyorsunuz.

Kulaklık özellikle vokallerde başarılı. Midler kısaca sıcak ve temiz.

Tizler : Hitap ettiği kitle açısından bu kulaklık kayıt veya stüdyo kullanımı için değil, müzik dinlerken keyif almak üzere tasarlanmış ve ses karakteri ayarlaması (tuning) buna göre yapılmış. Ve bu işi de oldukça iyi başarıyor.

Ziller kapalı bir kulaklığa göre havadar. İngilizce’de “recession” diye tabir edilen sıkıştırılmaya bu kulaklığın tizlerinde rastlamadım. (Örneğin, birçok kapalı kulaklıkta (Audio Technica Esw9 gibi) tizler baskılanmıştır, yani “recessed”dir. Kayıt ortamı ve enstrümanlar arası “hava”yı fazla duyamazsınız.)

Lakin aklınızda bulunsun. MDR-100A’nın tizleri kesinlikle “nötr” diye tabir edilen renksiz karaktere sahip değil. Stüdyo ortamından ziyade bir konser mekanının havasını hissettiren hafif Sony sıcaklığına sahipler. Yalnız bu sıcaklık oldukça kontrollü. Aşırı değil.

Tiz uzanımı (treble extension) fazla değil ; yani tizlerde belirli bir noktadan sonra tiz yuvarlamasını (treble roll-off) hissedebiliyorsunuz. Ama ilginç bir şekilde, bu durum müziğin “hava” kaybetmesine neden olmuyor ve diğer yandan tizlerin kulağınızı yormamasını sağlıyor. Bu durum, özellikle uzun süreli dinlemelerde baş ağrısı (ve uzun vadede işitme kaybı) yaratmama konusunda olumlu.

Sahne : MDR-100A’nın sahnesi kısmen başarılı. Lakin yine de bu kulaklıkta bulduğum geliştirilmeye en açık nokta bu oldu.

Derinlik ve özellikle “layering” denen, sesin katmanlara bölünmesi oldukça iyi. Yukarda bahsettiğim gibi baslar (bir altyapı enstrümanının gelmesi gerektiği gibi) arkadan gelirken, midler ve tizler daha öndeler ve bu sayede hem sahneden daha fazla derinlik hissiyatı alıyorsunuz, hem de ses karışması durumu en aza iniyor.

Bu açıdan, MDR-100A enstrüman ayrımı açısından da başarılı.

Yalnız, sahne derinliği (stage depth) her ne kadar başarılı olsa da genişlik olarak sahne daha iyi olabilirdi. Ben bunu biraz kulaklık yastıklarının tasarımına bağlıyorum. Oval olmak yerine biraz daha dairesel tasarlansalardı sahne genişliğine olumlu etkisi olabilirdi. (Gördüğüm kadarıyla benzer pad tasarımına sahip Sony MDR-1 serisi ve Audio Technica Msr7’de pad’leri çevirerek sahneyi az da olsa değiştirebiliyorsunuz. Bu kulaklıkta böyle bir şansınız yok.)

Detay : MDR-100A, hafif tiz yuvarlamasına rağmen ses detayı konusunda başarılı. Hatta, kabin tasarımından dolayı MDR-1 serisindekinden daha yakın bir sahne sunumu aldığınız için müzikteki detaylar daha fazla göze batıyor denebilir.

MDR-100A’nın fiyatı gördüğüm kadarıyla 200 dolar civarı Japonya’da. Türkiye’de de 600 – 700 TL gibi bir fiyata sahip olacağa benziyor.

< Resime gitmek için tıklayın >

Sonuç : Sony MDR-100A Kimler İçin..?

Kısacası, müzik dinlerken keyif almak isteyen, hafif bas vurugusuyla beraber sıcak ve dengeli bir ses karakteri arayan ve kolay taşınabilen, taşınırken de duruma göre katlanarak çanta cebine sığabilecek bir kulaklık arayanlar için iyi bir tercih MDR-100A. En güzel taraflarından biri de kendisinden yüksek kaliteli ses almak için herhangi kuvvetli bir amfiye veya özel cihaza ihtiyaç duymaması.

Kulaklık dünyasında genel bir kaide vardır : Bir kulaklık ne kadar “tarz sahibi” ise, ses kalitesi konusunda da o kadar şüphe uyandırır. (En iyi ses veren kulaklıkların aynı zamanda en kötü görünüme sahip kulaklıkları olmaları genel bir durumdur örneğin.)

Lakin Sony MDR-100A herhangi açık bir probleme sahip olmayan bir kulaklık kanımca. Rahatlık, güzel, şık dış görünüm, yüksek taşınabilirlik ve ses kalitesine sahip.

Yakında elime ZX100 ve ZX2 geçtiğinde test için kullanacağım kulaklıklardan biri olacak, takipte kalınız..!

< Resime gitmek için tıklayın >< Resime gitmek için tıklayın >< Resime gitmek için tıklayın >< Resime gitmek için tıklayın >
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.