Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ,saygı duymak zorunda da değil ama saygısızlık etmek de hak değil yani insanları rahat bırakın . ama yine de netflix gibi sürekli propagandalarını da görmek istemiyorum.
Yapılan bilimsel araştırmalarda escinsel bir birey ile escinsel olmayan bir birey arasında kaydadeger hiçbir biyolojik veya kimyasal farklılık bulunamadı. Yani escinsellik doğuştan geliyor vb vb söylemlerini kanıtlayacak hiçbir sert kanit bulunmuyor .
Escinselligin normallerinin iddia eden bütün kaynaklar Psikoloji , Sosyoloji, tarih gibi özünde bilim olmayan çeşitli öğretilerin iddialarıdır. ( Bunlar manipulasyona son derece açıktır. )
Psikoloji ancak kimya veya biyoloji ile kesiştiği oranda bilimsel sayilabilirlen bunlardan uzaklaşıp psikanaliz gibi havalı adlar ardına gizlenmiş kendi yöntemlerine dayandığı oranda bilimsellikren kopar.
İkinci olarak akademideki boğucu atmosfer nedeniyle otosansure uğramamış araştırmalarda çocuk ve gençler arasında yalnızlıktan kaçmak, popüler olmak , ilgi çekmek, havalı görünmek gibi çeşitli nedenlerle escinsellige yönelen gençlerin olduğu hatta aşırı erken yaşta cinsiyet değişiminin önünün açılmasının ilerde pişmanlık yaratacak çok büyük hatalara yol açtığı görülmüştür. Medyada escinsellik propagandası ve olumlamasi arttıkça toplumda escinselligin de benzer oranda arttığı görülüyor. Buda doğuştan geliyor tezi ile çelişen bir veri.
Escinsellik bilimsel açıdan normal bor durum değildir. Escinselligin doğuştan geldiği veya bilimsel bir temeli olduğu iddiaları safsatadir nitekim escinsellige yol açacak hiçbir fiziki , somut , bilimsel kanıt bulamadık. Bunun tek istisnasi bazı arkadaşların yazdığı çift cinsiyetli vb vb i sanlar fakat onların sizin ssvundugunuz escinsellikle hiçbir ilgisi yok.
Sözün özü ortada bilimsel bir tartışma değil ideolojik arkaplani olan küresel bir propaganda çalışması ile insanların beyninin yıkanıp sosyal mühendislik aracılığı ile olmayanı oldurma , insanları karayı ak olarak kabul ettirmek gibi garip vır çalışma var . Algı yoluyla gerçeği değiştirmek gibi garip ve bilindiği bir çaba var.
Söyledikleriniz mantığa veya akla hitap etmiyor duygulara hitap ediyor , güvenilir değil. Sorun duygusal hezeyanlarimizi gerçek olarak kabul ettirmeye kalkistigimizda çıkıyor.
Benim yazacaklarım da bunlardır.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 4 Mayıs 2026; 0:6:41 >
Arkadaşım, SMA ile interseks'i aynı kefeye koymak büyük bir mantık hatası. SMA, kişinin kaslarını eritiyor, erken ölüme yol açıyor — yani doğrudan zarar veren bir durum. İnterseks'te ise ortada zarar yok, acı yok, işlev kaybı yok. Sadece senin "erkek veya kadın" diye çizdiğin kutulara sığmayan bir biyoloji var. Peki bir şeyin senin kategorine uymadığı için hastalık sayılması ne kadar bilimsel? Sol elini kullananlar da yüzyıllar boyu "anormal" sayıldı, zorla sağ ele alıştırıldı. Şimdi buna bakıp "haklıydılar" der misin?
"Üç kollu insan" örneğini espri gibi sunuyorsun ama aslında kendi argümanını çürütüyorsun. İnterseks'i "mutasyon" diye etiketlersen, o mutasyonun doğada bu kadar yaygın ve istikrarlı biçimde ortaya çıkmasını nasıl açıklayacaksın? Evrim zararlı mutasyonları eliyor — %1,7 oranında görülen bir şey elenmiyor, çünkü zararlı değil.
Freud meselesine gelince — 1900'lerin başındaki psikanalizi öne sürerek modern nörobilimi çürütmeye çalışmak, Newton'ı göstererek kuantum fiziğini reddetmek gibi bir şey. Bugün cinsiyet kimliği araştırmalarında fMRI kullanılıyor, beyin anatomisi inceleniyor, prenatal hormon maruziyeti ölçülüyor. Bunlar laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar. "Bilim manipüle ediliyor" demek kolay, ama hangi çalışma, hangi metodoloji, nerede hata var — bunu göstermen gerekiyor. Yoksa her beğenmediğin veriye "sahte" demek bilim değil, inanç.
Son olarak çocuk meselesi: Türkiye'de zaten böyle bir tedavi uygulanmıyor, yasal değil. Ama asıl ironi şu — "çocukları koruyalım" diyenler, interseks doğan bebeklere hiçbir onay alınmadan ameliyat yapılmasına onlarca yıldır ses çıkarmadı. Şimdi o bireyler büyüdü ve buna karşı çıkıyor. Esas o konuşulmayı hak ediyor.
Not:Bu mesajını alıntıladım ama diğer birkaç yanlışına da cevaplarımı içeriyor.
Bakın evrim sürecini yanlış okuyorsunuz , okumanız hatalı olduğu için sonuçlarınız tamamen anlamsız hale geliyor.
Evrimsel süreç her yöne doğru bilinçsizce gelişen bir süreçtir. Evrim bizi daha iyi yapmaya , daha verimli yapmaya çalışmaz. Evrim her tuşa rastgele basan daktilo başına oturtulmuş bir maymun gibidir. Peki evrim süreci bu denli kaotik ve düzensizse zaman içerisinde oluşan ve gelişen yapıları nasıl açıklıyoruz ? Bunun nedeni milyonlarca , milyarlarca deneme yanılma süreci sonucunda olumsuz mutasyonlara sahip bireylerin elenirken olumlu mutasyon geçirmişlerin daha başarılı olarak soyunu sonraki nmesillere aktarabilmesinde yatıyor.
Burada da çok cinsiyetlilik , çift cinsiyetlilik konusuna geliyoruz. Bir insanın hem kadın hem erkek cinsiyet özelliklerini taşıması kağıt üstünde harika birşeydir. Neden ? Eş bulma olasılığınızı , çocuk yapabilme olasılığınızı dramatik olarak arttırır. Fakat evrim sürecinde biz insanlarda çok cinsiyetlilik değil çift cinsiyetin baskın hale geldiğini görüyoruz. Bunun nedeni sizin normal addettiğiniz bu özelliğin bizim bilmediğimiz olumsuzluklara yol açarak nufus içerisinde sürekli elenmesi ve yüzde 1-2 gibi marjinal bir sapma olarak kalmasında yatıyor. Nufusun yüzde 98.2'si tek bir cinsiyete sahipse ortada böyle ezici bir baskınlık varsa bu durum çok cinsiyetliliğin bir olumsuzluğa yol açtığı ve sürekli elendiğini nufusta yayılmadığını gösteriyor.
İkincil olarak erkek dediğimiz kişilerde baskın biçimde testesteron salgılanırken , kadınlarda ise ostrojen salgılanır. Bu hormonlar bizim vucudumuzda cinsiyet özelliklerinin gelişimini sağlar. Eğer bir erkeğe erken yaşta testesteron baskılayıcı ve ostrojen verirseniz vucut gelişimi tamamen bir kadın gibi olacaktır. Fakat bunu yaptığınızda kişinin erkeklik organları ölecek ve tamamen kısır kalacaktır. Çift cinsiyetli insanlarda da sizin söylediğiniz gibi bir mükemmellik yoktur bu tarz kalıtımsal ozukluk taşıyan kişilerde sık sık hormonal dengesizlikler görülür ve bu dengesizlikler vucuda zarar verme potansiyeli taşır. Bu nedenle bu kişilerin önemli bir bölümünün seçtiği cinsiyete göre dışardan hormonal destek alması gerekir.
Nitekim aşırı ostrojen veya aşırı testesteron üretimi vucutda cinsiyet organlarını ve dolayısıyla üremeyi ciddi şekilde etkileme hatta üreme yeteneğinin tamamen kaybına yol açabilir.
Sözün özü istatistiksel açıdan genel nufus içerisinde bir özelliğin aşırı drecede baskın hale gelip farklı özelliklerin kadük kalması durumunda biz bilsek de bilmesek de ortada bu sonuca yol açmış somut nedenler vardır. Bu nedenle istisnalardan , tekil örneklerden yargıya varamazsınız. Bir nehir yatağının arada sırada taşması , çevresine su sıçratması ancak eninde sonunda yatağına geri dönmesi gibi kaotik biçimde gelişen ve her yöne genişleme eğiliminde olan evrim süresinin bizi sadece tek cinsiyetli olmaya itmesinin ,yüzde 98.2'mizin bu şekilde olmasının somut bir nedeni vardır.
Bunu doğru veya yanlış yapan bizim ahlaki yargılarımız değil doğanın bizi bu yöne ittirmesi.
Örneğin Ensest neden en büyük ahlaksızlıklardan biri ? Bizim değer yargılarımız yüzünden mi ? Halbuki kardeş kardeş ile , anne çocuk ile üreyebilseydi ve hatta bunu da geçtim tamamen kendi kendimize amile kalıp üreyebilseydik şu anki çift cinsiyet sisteminden çok daha verimli ve hızlı olmaz mıydı ? Olurdu fakat türde tam tersine günümüzde ahlak olarak görülen ancak çok daha derin yani sürekli aşırı yakınlarımızla üremenin soyda kalıtımsal hastalık birikmesine ve bir süre sonra soyu tamamen yokettiği için sadece yakınlarında uzak duran insanlar nufusta yayıldı. Peki ensest yokoldu mu ? Hayır yokolmadı hala var ve hala çıktıkça elenmeye ve nufus içerisinde marjinal bir azınlık olarak kalmaya devam ediyor.
Evrim kaotik yapısı gereği sürekli anomaliler üretiyor ve gelecekte de üretmeye devam edecek. Fakat yanlış mutasyonların da türe zarar vermesi sonucu bu anomaliler ya az üreme yada yokolma yoluyla her zaman marjinal olarak kalacak. Evrim sürecini doğru kavrasaydınız bunların asla yokolmayacağını fakat yine bu tarz murtasyonların zararlarını yokedecek bir değişim olamadığı sürece de her zaman marjinal ve sınırlı kalacağını anlamanız gerekirdi.
fakat 2 cinsiyet var bunu söylemek bile saçma geliyor sanki 2 tane yokmuş gibi ya neyse
fakat bunu normalleştirmek için dizilere filmlere BİLİNÇLİ, KASITLI olarak serpiştrimeleri tam bir pislik hareketi Tamam erkek erkeğe ne bok yiyosanız yiyin beyniniz anca bu kadar ise yapacak bir şey yok fakat bunu topluma çaktırmadan normalleştirmeye kalkmayın
sokakta orda burda 2 tane adamın öpüştüğünü görmek ister misiniz?
Arkadaşım, evrim konusunda haklısın — amaçsız, bilinçsiz bir süreç. Bunu kabul ediyorum. Ama buradan kurduğun argüman çöküyor: "%1-2'de kalıyor, demek ki bilinmeyen bir zararı var." Bu bilimsel değil, boşluğa sığınma. "Bilmiyorum ama mutlaka zararlıdır" demek bir hipotez bile sayılmaz. Zararlı olduğunu iddia ediyorsan mekanizmasını göstermen gerekiyor — tıpkı ensest örneğinde olduğu gibi. Ensestin neden elendiğini biliyoruz: yakın akraba çiftleşmesi resesif genetik hastalıkları nesiller içinde biriktirir, soyu çökertir. Bu ölçülebilir, laboratuvarda gösterilebilir. İnterseks için eşdeğer bir mekanizma gösteremiyorsun.
"%98.2 tek cinsiyetli, demek ki evrim bizi buraya itiyor" diyorsun. Sol elini kullananlar nüfusun %10'u — "evrim onları da baskılıyor" mu diyeceksin? Renk körlüğü erkeklerin %8'inde var, binlerce yıldır bu oranda seyrediyor. Az olmak zararlı olduğunu kanıtlamaz. Gerçek elenme sıfıra yaklaşmaktır — %1.7'de istikrarlı kalmak elenme değil, denge noktasıdır.
Hormonal argümanına gelince: İnterseks bireylerin vücutları o hormon seviyeleriyle doğuyor ve büyük çoğunluğu sağlıklı bir yaşam sürüyor. "Hormonal destek gerekir" dediğin tıbbi müdahaleler de zaten çoğunlukla doğumdan sonra yapılan gereksiz ameliyatların yarattığı sorunlara karşı verilen yanıtlar — yani asıl zararı yaratan müdahaleler, interseksin kendisi değil.
Son olarak: Eşcinsel davranış 1.500'den fazla türde gözlemleniyor ve yüz milyonlarca yıldır "elenmiyor." Kin selection teorisi bunu açıklıyor — bir birey doğrudan üremese bile topluluğa ve akrabalarına katkı sağlayarak genlerinin dolaylı aktarımına destek olabilir. Evrim bu kadar tek boyutlu işlemiyor.
"Kin selection teori " bununla geleceğinizi biliyordum. Ben savını destekleyen ezici istatistiki oranlar olmasına karşın bu konuda bir öykü yazıp ona İngilizce bir ad verip burada insanlara bilim diye pazarlamıyorum nitekim kin selection teori denilen şey bir grup insanın eşcinsellik için bir öykü anlatması dan öte birşey değildir.
Bunun benzerleri fizik alanında da görülür. Sert yani doğa bilimlerine dayanan kanıtlar elde edilemeyen konularda genelde fizikçiler içlerinde bilimkurgu yazarini gün yüzüne çıkartarak pekcok fantastik öykü uydururlar genelde çoğu yanlış çıkar .
Kin selection dediğimiz şey tekrar ediyorum doğa bilimlerine dayanmaz bir grup sosyoloji öğretisi savunucusu un boşlukları dolduran güzel ve zorlama bir öykü yazması dan ibarettir. Bende benzer bir öykü yazabilirim sonuçta gerçeklere dayanmasugimuzda tek sinir hayalgucumuzdur .
Öte yandan evrimi ısrarla yanlış anlamayı sürdürüyordu ya. Kusurlu bir durumun 0a yakın oranda gorulmesinin tek yolu sizi doğar doğmaz öldürecek kadar aşırı zararlı olmasında yatar. Çoğu mutasyon böyle değildir.
Örneğin şizofrenide yol açan kalıtımsal kisurda toplumda yüzde 1 oranında görülmektedir. Şizofreni yani insanlarin olmayan şeyleri görüp duymasi ve delirmesi çok sağlıklı birşey mi dememiz gerekiyor .
Öte yandan ensestin fiziki zararı konusunda uyustuk . Peki size ebeveyn çocuk , ozkardrsler arasındaki ensestinde yüzde 2 seviyelerinde toplumda görüldüğünü söylesem ? Hatta ensestin seviyesini biraz daha uzaklaştırıp kuzen evliliğine kayarsak aynı bugün eşcinselliğin normallestirilmesinin escibselligi arttırması gibi İslam ülkelerinde kuzen ensestinin çevre ülkelere göre inanılmaz derecede yüksek olduğunu söylesem .
Yani pekcok zararlı özelliğin nüfus içerisinde varolms oranı onun etkilerinin ne derece ne kadar dolaylı nasıl bir toplumda ortaya çıktığı ile ilgilidir . Çoğu sorun toplumda taşınmaya devam edilir. Hiçbir zaman ana akım durumuna gelmez ancak ikincil nedenler sonucu her zaman belli oranlarda varolmıştır .
Sosyal yapılarda hatalı gelenekler/mesrulastirmalar bazı bozuklukların toplumda yayılmasına , sosyal düzende normal olan edilmesine, topluma uzun vadede içten içe zarar vermeye devam edebilir .
Not : Bu arada kin selection teorinin ne olduğunu da açıklayalım. İddiaya göre Ailede çıkan lezbiyen ve gayler hetero bireylerin çocukları için bebek bakiciligi yaptıklarından nüfusun artışına yol açıyorlar. Ne kadar biyolojiye dayanan hiçbir biçimde manipüle edilemeyecek bir açıklama . Durun bende ensestin faydaları ile ilgili bir öykü uydurayim nede olsa fiziki gerçeklik aramiyoruz değil mi ?
Burada benim gördüğüm şey bir grup insanın eşcinselliğin normal olduğunu ilan edenilmek için adeta kıvranıyor olması . Ancak ortada cinselliğin tamamen amacından saptigi hiçbir biçimde sağlıklı dol uretemeyen biyolojik açıdan bozukluk olan bir durum var . Gerçekten algılar yoluyla birtakım insanlar odadaki fili reddetmemusi istiyor ve pekcok insanı wanki dini bir gorus takip ediyorlarmiscasina bu masallara inandiriyor. Olan gerçek bilime oluyor nitekim bu sosyal dieiplinler bilime olması gereken şeyden çıkartıp bir algı bilimine çevirip yozlastiriyorlar.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 5 Mayıs 2026; 9:54:20 >
Arkadaşım, kin selection teorisini "öykü" diye geçiştirmen ilginç çünkü bu teoriyi 1964'te William Hamilton matematiksel olarak formüle etti — Hamilton's Rule denen denklem: rB > C. Yani genetik akrabalık katsayısı, fayda ve maliyet değişkenleriyle test edilebilir, ölçülebilir bir model. Bal arılarında, karıncalarda, çeşitli memelilerde doğrulanmış. İşçi arılar hiç üremez ama kraliçenin — yakın akrabalarının — yüzlerce yavru üretmesini sağlar. Bu "sosyoloji öğretisi" değil, genetik matematiği. Beğenmediğin için "öykü" demek ayrı bir şey, bilimsel itiraz ayrı.
Şizofreni örneğin ise kendi argümanını çürütüyor. "Zararlı olsa da %1'de kalabilir" diyorsun — haklısın, kalabilir. Ama şizofreni bireyin günlük işlevselliğini ağır biçimde bozar, toplumda ciddi kayıplara yol açar. Şimdi sana soruyorum: İnterseks veya eşcinsel bireylerin yaşattığı eşdeğer bir işlevsel bozukluk, ölçülebilir bir toplumsal zarar gösterebilir misin? Gösteremezsin. Yani kendi örneğinle kanıtladığın şey "zararlı olmak gerekmez ki marjinal kalsın" — ama interseks ve eşcinsellik zaten zararlı değil.
"İslam ülkelerinde kuzen evliliği normalleşti ve oranı arttı, eşcinsellik de normalleşirse aynısı olur" diyorsun. Ama burada temel bir fark var: Kuzen evliliği kültürel baskı ve ekonomik zorunlulukla yönlendirilen bir davranış — yani dışsal etkenler insanları o yöne itiyor. Eşcinsellik ise dışsal bir baskıyla yaratılmıyor; açık toplumlarda sadece var olan bireyler baskı olmadan yaşıyor. Hollanda, İsveç gibi onlarca yıldır eşcinselliğin tamamen serbest olduğu ülkelerde eşcinsel nüfus oranı dramatik biçimde artmadı — bu "normalleştirme artırır" tezini doğrudan çürütüyor.
"Sosyal disiplinler bilimi yozlaştırıyor" diyorsun. Ama burada tartıştığımız veriler sosyal bilimden değil: fMRI çalışmaları nöroloji, hormonal araştırmalar endokrinoloji, kin selection genetik matematiği, interseks istatistikleri epidemiyoloji. Bunların hepsi senin "sert bilim" dediğin kategoriye giriyor. Beğenmediğin bulguları "sosyal bilim" sepetine atıp geçiştirmek kolayca yapılabiliyor ama o sepete konanların çoğu orada değil.
Son olarak "döl üretemez, biyolojik bozukluk" diyorsun. Menopoza girmiş bir kadın da üretemez. İnfertil bir erkek de üretemez. Bunları da biyolojik bozukluk ilan edecek misin?
Bakın kim selection teorisi der ki eskiden hepimizin bildiği üzere çok daha geniş aile yapılarına sahiptir , akrabalar arasındaki ilişki çok daha güçlüydü. Bu durumda geniş aile içerisinde Doğan bütün çocuklar arıyorum gecici olarak bir teyze veya atıyorum bir amca kendi cocuklatinin yanında diğer akrabalarının çocuklarını da gozkulak olabilirdi benzer şekilde gerektiğinde diğer akrabalarda onun çocuğuna gozkulak olurdu .
Şimdi bu yukarıda anlattığım kavramın içersine escinseloigi monte etmeye çalışmak zorlama duruyor çünkü eşcinselliğin yukarıdaki tabloya önemli bir katkısı yok çünkü bir akrabanın yakın akrabasinin çocuğuna yardım etmesi için eşcinsel olmasına gerek yok . Yani bu şey ideolojik maçlarımız doğrultusunda buralara monte edilmeye cabalaniyor.
İkinci olarak sizinle anlasabilmemiz için kavramlar üzerinde ortak bir anlayış geliştirmemiz gerekiyor. Yani zararlı mutasyon nedir ? Bunda anlasamazsak siz başka birşey ben baska birşey söylüyorum gibi oluyor. Bir mutasyonun zararlı olarak görülmesinin nedeni sizi korkunç hastalıklara maruz bırakıp anında içinde öldürmesi değildir. Bunun nedeni sadece ve sadece sizin kendi soyunuzu aktarmanızı birsekilde önlüyor oluşudur . Yani fiziki zarara yol açsın veya açmasın soyunuzu surdurmenizi önlüyorsa o zararlıdır çünkü eleniyordur bu kadar basit . Çok zararlı hastalıklara yol açan mutasyonun zararlı olması yol actığı hastalık yüzünden değil siz o hastalık yüzünden gelecek nesli ortaya çıkaramamaniz sonucudur.
Yani ensest soyu mahvettigi için değil üreme yeteneğini ortadan kaldırdığı için zararlıdır . Hayvanlarla ilişkiye girenlerde hiçbir zarara yol açmıyorlar. Ancak hepimizde hayvanlarla ilişkiye girenlere yönelik derin bir igrenme duygusu var nitekim bunun nedeni de benzer bir şekilde bu davranışı gösterenlere soyunun her zaman tukenirken göstermeyen ve igrenenlerin ise devam etmesidir . Benzer bir iğrenme duygusu escinsellige yonelikte vardır fakat burada sorun insanların onbinlerce yılda geliştirdiği bu tepkilerin sanki biyolojik bir temeli yokmusta sadece algiymis gibi garip bir algı yaratılmasında yatıyor.
Bu ahlaki durus , bu igrenme duygusu algı degil. Ensestin, hayvanla iliskiye girenlere yönelik benzer duygularla aynı temelden beslenen bir durum. Şu an yapılan nedir ? Sosyal ogretilerle bize empoze edilen eşitlik , Özgürlük şu veya bu nedenlerden ötürü doğal durtulerimizin baskilanmadısidir . Buda aynı hayvanla ilişki ve ensest ilişkiyi baskılayan sosyal davranışlarımızın rolünün önemi gibi eşcinselliğin baskılayan ve bu sayede toplumu rayinda tutan bazı davranışlarımızın yapay bucinde baskilanıp toplumda doğal biçimde ortaya çıkması gereken eşcinsel oranının çok daha fazla artmasına yol açıp toplumu zayıf dusurmemizdir .
Son olarak ensestin zararı şudur bu nedenle toplum içindeki oranı düşüktür diyoruz. Cok cinsiyetlilik toplumda marjinal sapma olarak aşırı derecede dusuk goruluyor. Kağıt üstünde baktığımızda kişinin hem kadın hem erkek özelliklerini bünyesinde toplamasi sadece kadın sadece erkek olan biz normal bireylere göre çok daha avantajlı gorunuyor. Ancak bu özellik hiçbir biçimde nüfusta yayilmiyor ve Evrim bizi surekli tek cinsiyetli olmaya itiyorsa biliyorum bu konuda çok dalga gecilecegim fakat hicbirsey olmasa bile birşeyler olmuş demektir. Yani ortada bu ozelligi sürekli eleyen , baskılayan bizim tam olarak hala bulamadigimiz olumsuz bir etki var demektir .
Ben bu konuda bir öykü yazmak , size tiradlar okumak istemiyorum. Sadece dediğim tek bir kişinin ne olduğu ve ne yaptığı bize çok birşey anlatmaz ancak milyonlarca kişi içerisinde zamanla ortaya çıkan baskın yapılar neden ortaya çıktığını bilmesek bile bir nedenden oturu baskın veya çekinik az kalıyor demektir . Söylemeye çalıştığım da bu .
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 6 Mayıs 2026; 10:12:56 >
Hocam forumda insanlarla tartışırken her zaman böyle yapay zekadan kopyala yapıştır mı yaparsınız? Kendiniz tartışmadıktan sonra bir sohbet robotundan gelen argümanlara cevap vermenin gerçekten bir anlamı yok ondan yazdım. İnsanlar sohbet botlarıyla tartışmak isteae sohbet botlarıyla somsuza kadad anlamsız bir tartışmaya girerdi. Bence fikirlerimizi kendimiz geliştirmeliyiz ve kendimiz yazmalıyız.
Alakası yok cevaplarım tamamen bana ait. Hiç bir yerden alıntı veya kopya yok, siz öyle mi yapıyorsunuz bilemem ama benim yazdıklarım okuduğum kitaplardan aklımda kalnlar.
İlaveten sizin neden böyle düşündüğünüzü anlamdım, Bir şeyleri bilmek birtek yapay zekaya mı mahsus? Ben okumuş, araştırmış olamam yani!
Bu artık yeter, bazı insanlar yetersiz bilgilerini kendi kişisel doğruları ile harmanlayıp buraya sanki gerçek bilim anlattıkları gibiymiş gibi yazıyorlar, ben bilimsel gerçekleri yazınca sorun oluyorsa ben artık bununla uğraşamam.
Bilmeyene anlatırsın anlar, ama yarımyamalak bilen üstüne de kulaktan dolma sözde bilgi ile tamamlayan biri ile daha fazla tartışamam. Tavsiyem Okuyun, araştırın, sağlamasını yapın.
Neden böyle düşündüğümü anlamak için Periah ile karşılıklı olarak yazıştığınız mesajlarınıza şöyle bir bakıp sonra Periah'ın mesajları ve tam da şu anda attığınız mesaj dahil hepsiyle şekil, noktalama ve imla olarak bir karşılaştırabilirsiniz. Yazdığınız şeyler yapay zeka metin çıktısı gibi duruyor. — işaretini özenli bir şekilde kullanmaktan tutun -bu işaretin kullanılması bile başlı başına bir ipucu- imla ve noktalamalara aşırı şekilde dikkat edilerek uzun uzun yazılar yazılması da bu şüpheyi güçlendiriyor. " İşaretleri de ekstra bir efor. Kimse özellikle uzun uzun cevaplar yazan hiçkimse forum ortamında imla ve noktalamaya bu kadar dikkat etmez. Ediyorsa da yazıları zaten kısadır ve dikkat edenler bile azınlıktadır. Ayrıca ne kadar dikkat edilirse edilsin mutlaka imla ve noktalamada bir yerlerde hatalar, kusurlar olur 50 defa edit çekseniz bile olur. Ama yazılarınızın maşallahı var. Bir de üslup konusu var. Paragrafların bazı yerleri de Chatgpt'den çıkma cevaplar gibi duruyor. Kalıplaşmış, düz bir üslup gibi mi desem nasıl tarif etsem bilmiyorum. Bu arada illa Chatgpt olmak zorunda da değil Grok olur başka bir AI olur. Bunlardan dolayı öyle dedim. Periah da uzun uzun yazar ve mesajlarında mutlaka hızlı yazmaktan bozulmuş yığınla sözcük olur onları da toparlamak için en az 5-6 edit çeker buna rağmen kenarda köşede kalmış bozukluklar olur.
He yapay zeka veya araçlarını fikir ve bilgi edinmek için değil de uzun anlatıarınızı klavyeden yazmak yerine konuşarak yazıya geçirdiyseniz orasını bilemem. Şu son yazdığınız 2 mesaj daha doğal duruyor, önceki uzun metinlerinizin aksine.
Hayır ben foruma yazıyorsam tamamen kendim yazar kendim çizerim. AI metinlerini kopyala yapıştır yapmam, yapıyorsam da bunu açıkça söylerim zaten, YZ'ye sordum bunu dedi derim. Ama bazı şeyler için yz'den faydalandığım doğrudur fakat kesinlikle bir sohbet tartışma ortamında yz çıktısını kopyala-yapıştır yapmam. Aynı şekilde bunu başkalarından da beklerim. Aksi halde yapay zeka ile sohbet edecek olsam bunu her an her saniye yapabilirim zaten.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kartal Göz -- 7 Mayıs 2026; 10:43:41 >
1990 Yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalık olarak kabul ediliyordu. Ağırlık derecesine göre DSÖ'ün önerdiği yöntemler ile tedavi ediliyordu. Birçok insan erken tedavi ile düzeltilip normal hayata dönebiliyordu. 60'lı 70'li 80'li yıllarda bir çok insan bu şekilde tedavi edilip normal hayata entegre olmuş çoluk çocuk sahibi olmuştur.
Bazı kişilerin ise genetik bozuklukları vardı. (veya daha ağır fiziksel bozukluklar) Bu kişilerin tedavisi pek mümkün değil bildiğim kadarıyla. Asıl sıkıntıyı ve arızayı bu kişilerin sesini yükseltmesi yarattı.
1990'da ne oldu da DSÖ birden hastalık tanısını kaldırdı? Bilimsel bir buluş mu oldu? Tıbbı olarak bilinmeyen bir kanıt mı elde edildi, şok edici bir bilimsel makale mi yayınlandı ne oldu?
Cevap basit: Hiç birşey bulunmadı. DSÖ üzerindeki Lobi faaliyetleri ve baskılar başarılı oldu. Değişim bilimsel olması gerekirken tam tersi siyasi oldu.
Bugün lgbt örgütler adeta terörize olmuş durumda. Konuyla ilgili bilimsel araştırma yapılmasına bile izin verilmiyor. En son "lgbt bir hastalıktır" diyen Alman doktorun 30 yıllık diploması iptal edildi. Yani konuyla ilgili bilimsel araştırma yapılmasına veya karşıt fikir belirtilmesine asla izin verilmiyor. Şansını deneyen Tıp uzmanları linç kampanyasıyla anında görevlerinden uzaklaştırılıyor. Bugün sadece lgbt lehine araştırma yapabiliyorsunuz. Ki bu araştırmaların bir kısmı bizzat kendi lgbt olan şahıslar tarafından yapılmıştır, doğal olarak bilimsel tarafları da yoktur.
Eğer lgbt hastalık değil ise niye tıp uzamanları özgürce araştırma yapamıyor? Araştırma yapılması gerçeği destekler normalde. Bugün dinlerin bile aleyhine tonlarca araştırma makale yazılıp yayınlanabiliyor. Hatta bunu bilim dünyasından birçok insanda çok rahat yapabiliyor.
Sonuç 1990 yılına kadar yapılan bilimler araştırmalara mı güveneceğiz, yoksa 1990 sonrası kurulan siyasi lobi faaliyetlerine mi? Siz karar verin.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Timsah-16 -- 8 Mayıs 2026; 15:26:6 >
Escinselligin normallerinin iddia eden bütün kaynaklar Psikoloji , Sosyoloji, tarih gibi özünde bilim olmayan çeşitli öğretilerin iddialarıdır. ( Bunlar manipulasyona son derece açıktır. )
Psikoloji ancak kimya veya biyoloji ile kesiştiği oranda bilimsel sayilabilirlen bunlardan uzaklaşıp psikanaliz gibi havalı adlar ardına gizlenmiş kendi yöntemlerine dayandığı oranda bilimsellikren kopar.
İkinci olarak akademideki boğucu atmosfer nedeniyle otosansure uğramamış araştırmalarda çocuk ve gençler arasında yalnızlıktan kaçmak, popüler olmak , ilgi çekmek, havalı görünmek gibi çeşitli nedenlerle escinsellige yönelen gençlerin olduğu hatta aşırı erken yaşta cinsiyet değişiminin önünün açılmasının ilerde pişmanlık yaratacak çok büyük hatalara yol açtığı görülmüştür. Medyada escinsellik propagandası ve olumlamasi arttıkça toplumda escinselligin de benzer oranda arttığı görülüyor. Buda doğuştan geliyor tezi ile çelişen bir veri.
Escinsellik bilimsel açıdan normal bor durum değildir. Escinselligin doğuştan geldiği veya bilimsel bir temeli olduğu iddiaları safsatadir nitekim escinsellige yol açacak hiçbir fiziki , somut , bilimsel kanıt bulamadık. Bunun tek istisnasi bazı arkadaşların yazdığı çift cinsiyetli vb vb i sanlar fakat onların sizin ssvundugunuz escinsellikle hiçbir ilgisi yok.
Sözün özü ortada bilimsel bir tartışma değil ideolojik arkaplani olan küresel bir propaganda çalışması ile insanların beyninin yıkanıp sosyal mühendislik aracılığı ile olmayanı oldurma , insanları karayı ak olarak kabul ettirmek gibi garip vır çalışma var . Algı yoluyla gerçeği değiştirmek gibi garip ve bilindiği bir çaba var.
Söyledikleriniz mantığa veya akla hitap etmiyor duygulara hitap ediyor , güvenilir değil. Sorun duygusal hezeyanlarimizi gerçek olarak kabul ettirmeye kalkistigimizda çıkıyor.
Benim yazacaklarım da bunlardır.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 4 Mayıs 2026; 0:6:41 >
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesajda bahsedilenler: @foor.cun
"Üç kollu insan" örneğini espri gibi sunuyorsun ama aslında kendi argümanını çürütüyorsun. İnterseks'i "mutasyon" diye etiketlersen, o mutasyonun doğada bu kadar yaygın ve istikrarlı biçimde ortaya çıkmasını nasıl açıklayacaksın? Evrim zararlı mutasyonları eliyor — %1,7 oranında görülen bir şey elenmiyor, çünkü zararlı değil.
Freud meselesine gelince — 1900'lerin başındaki psikanalizi öne sürerek modern nörobilimi çürütmeye çalışmak, Newton'ı göstererek kuantum fiziğini reddetmek gibi bir şey. Bugün cinsiyet kimliği araştırmalarında fMRI kullanılıyor, beyin anatomisi inceleniyor, prenatal hormon maruziyeti ölçülüyor. Bunlar laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar. "Bilim manipüle ediliyor" demek kolay, ama hangi çalışma, hangi metodoloji, nerede hata var — bunu göstermen gerekiyor. Yoksa her beğenmediğin veriye "sahte" demek bilim değil, inanç.
Son olarak çocuk meselesi: Türkiye'de zaten böyle bir tedavi uygulanmıyor, yasal değil. Ama asıl ironi şu — "çocukları koruyalım" diyenler, interseks doğan bebeklere hiçbir onay alınmadan ameliyat yapılmasına onlarca yıldır ses çıkarmadı. Şimdi o bireyler büyüdü ve buna karşı çıkıyor. Esas o konuşulmayı hak ediyor.
Not:Bu mesajını alıntıladım ama diğer birkaç yanlışına da cevaplarımı içeriyor.
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Evrimsel süreç her yöne doğru bilinçsizce gelişen bir süreçtir. Evrim bizi daha iyi yapmaya , daha verimli yapmaya çalışmaz. Evrim her tuşa rastgele basan daktilo başına oturtulmuş bir maymun gibidir. Peki evrim süreci bu denli kaotik ve düzensizse zaman içerisinde oluşan ve gelişen yapıları nasıl açıklıyoruz ? Bunun nedeni milyonlarca , milyarlarca deneme yanılma süreci sonucunda olumsuz mutasyonlara sahip bireylerin elenirken olumlu mutasyon geçirmişlerin daha başarılı olarak soyunu sonraki nmesillere aktarabilmesinde yatıyor.
Burada da çok cinsiyetlilik , çift cinsiyetlilik konusuna geliyoruz. Bir insanın hem kadın hem erkek cinsiyet özelliklerini taşıması kağıt üstünde harika birşeydir. Neden ? Eş bulma olasılığınızı , çocuk yapabilme olasılığınızı dramatik olarak arttırır. Fakat evrim sürecinde biz insanlarda çok cinsiyetlilik değil çift cinsiyetin baskın hale geldiğini görüyoruz. Bunun nedeni sizin normal addettiğiniz bu özelliğin bizim bilmediğimiz olumsuzluklara yol açarak nufus içerisinde sürekli elenmesi ve yüzde 1-2 gibi marjinal bir sapma olarak kalmasında yatıyor. Nufusun yüzde 98.2'si tek bir cinsiyete sahipse ortada böyle ezici bir baskınlık varsa bu durum çok cinsiyetliliğin bir olumsuzluğa yol açtığı ve sürekli elendiğini nufusta yayılmadığını gösteriyor.
İkincil olarak erkek dediğimiz kişilerde baskın biçimde testesteron salgılanırken , kadınlarda ise ostrojen salgılanır. Bu hormonlar bizim vucudumuzda cinsiyet özelliklerinin gelişimini sağlar. Eğer bir erkeğe erken yaşta testesteron baskılayıcı ve ostrojen verirseniz vucut gelişimi tamamen bir kadın gibi olacaktır. Fakat bunu yaptığınızda kişinin erkeklik organları ölecek ve tamamen kısır kalacaktır. Çift cinsiyetli insanlarda da sizin söylediğiniz gibi bir mükemmellik yoktur bu tarz kalıtımsal ozukluk taşıyan kişilerde sık sık hormonal dengesizlikler görülür ve bu dengesizlikler vucuda zarar verme potansiyeli taşır. Bu nedenle bu kişilerin önemli bir bölümünün seçtiği cinsiyete göre dışardan hormonal destek alması gerekir.
Nitekim aşırı ostrojen veya aşırı testesteron üretimi vucutda cinsiyet organlarını ve dolayısıyla üremeyi ciddi şekilde etkileme hatta üreme yeteneğinin tamamen kaybına yol açabilir.
Sözün özü istatistiksel açıdan genel nufus içerisinde bir özelliğin aşırı drecede baskın hale gelip farklı özelliklerin kadük kalması durumunda biz bilsek de bilmesek de ortada bu sonuca yol açmış somut nedenler vardır. Bu nedenle istisnalardan , tekil örneklerden yargıya varamazsınız. Bir nehir yatağının arada sırada taşması , çevresine su sıçratması ancak eninde sonunda yatağına geri dönmesi gibi kaotik biçimde gelişen ve her yöne genişleme eğiliminde olan evrim süresinin bizi sadece tek cinsiyetli olmaya itmesinin ,yüzde 98.2'mizin bu şekilde olmasının somut bir nedeni vardır.
Bunu doğru veya yanlış yapan bizim ahlaki yargılarımız değil doğanın bizi bu yöne ittirmesi.
Örneğin Ensest neden en büyük ahlaksızlıklardan biri ? Bizim değer yargılarımız yüzünden mi ? Halbuki kardeş kardeş ile , anne çocuk ile üreyebilseydi ve hatta bunu da geçtim tamamen kendi kendimize amile kalıp üreyebilseydik şu anki çift cinsiyet sisteminden çok daha verimli ve hızlı olmaz mıydı ? Olurdu fakat türde tam tersine günümüzde ahlak olarak görülen ancak çok daha derin yani sürekli aşırı yakınlarımızla üremenin soyda kalıtımsal hastalık birikmesine ve bir süre sonra soyu tamamen yokettiği için sadece yakınlarında uzak duran insanlar nufusta yayıldı. Peki ensest yokoldu mu ? Hayır yokolmadı hala var ve hala çıktıkça elenmeye ve nufus içerisinde marjinal bir azınlık olarak kalmaya devam ediyor.
Evrim kaotik yapısı gereği sürekli anomaliler üretiyor ve gelecekte de üretmeye devam edecek. Fakat yanlış mutasyonların da türe zarar vermesi sonucu bu anomaliler ya az üreme yada yokolma yoluyla her zaman marjinal olarak kalacak. Evrim sürecini doğru kavrasaydınız bunların asla yokolmayacağını fakat yine bu tarz murtasyonların zararlarını yokedecek bir değişim olamadığı sürece de her zaman marjinal ve sınırlı kalacağını anlamanız gerekirdi.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 4 Mayıs 2026; 12:1:16 >
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Extreme Victory
fakat 2 cinsiyet var
bunu söylemek bile saçma geliyor sanki 2 tane yokmuş gibi ya neyse
fakat bunu normalleştirmek için dizilere filmlere BİLİNÇLİ, KASITLI olarak serpiştrimeleri tam bir pislik hareketi
Tamam erkek erkeğe ne bok yiyosanız yiyin beyniniz anca bu kadar ise yapacak bir şey yok
fakat bunu topluma çaktırmadan normalleştirmeye kalkmayın
sokakta orda burda 2 tane adamın öpüştüğünü görmek ister misiniz?
"%98.2 tek cinsiyetli, demek ki evrim bizi buraya itiyor" diyorsun. Sol elini kullananlar nüfusun %10'u — "evrim onları da baskılıyor" mu diyeceksin? Renk körlüğü erkeklerin %8'inde var, binlerce yıldır bu oranda seyrediyor. Az olmak zararlı olduğunu kanıtlamaz. Gerçek elenme sıfıra yaklaşmaktır — %1.7'de istikrarlı kalmak elenme değil, denge noktasıdır.
Hormonal argümanına gelince: İnterseks bireylerin vücutları o hormon seviyeleriyle doğuyor ve büyük çoğunluğu sağlıklı bir yaşam sürüyor. "Hormonal destek gerekir" dediğin tıbbi müdahaleler de zaten çoğunlukla doğumdan sonra yapılan gereksiz ameliyatların yarattığı sorunlara karşı verilen yanıtlar — yani asıl zararı yaratan müdahaleler, interseksin kendisi değil.
Son olarak: Eşcinsel davranış 1.500'den fazla türde gözlemleniyor ve yüz milyonlarca yıldır "elenmiyor." Kin selection teorisi bunu açıklıyor — bir birey doğrudan üremese bile topluluğa ve akrabalarına katkı sağlayarak genlerinin dolaylı aktarımına destek olabilir. Evrim bu kadar tek boyutlu işlemiyor.
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Periah
Bunun benzerleri fizik alanında da görülür. Sert yani doğa bilimlerine dayanan kanıtlar elde edilemeyen konularda genelde fizikçiler içlerinde bilimkurgu yazarini gün yüzüne çıkartarak pekcok fantastik öykü uydururlar genelde çoğu yanlış çıkar .
Kin selection dediğimiz şey tekrar ediyorum doğa bilimlerine dayanmaz bir grup sosyoloji öğretisi savunucusu un boşlukları dolduran güzel ve zorlama bir öykü yazması dan ibarettir. Bende benzer bir öykü yazabilirim sonuçta gerçeklere dayanmasugimuzda tek sinir hayalgucumuzdur .
Öte yandan evrimi ısrarla yanlış anlamayı sürdürüyordu ya. Kusurlu bir durumun 0a yakın oranda gorulmesinin tek yolu sizi doğar doğmaz öldürecek kadar aşırı zararlı olmasında yatar. Çoğu mutasyon böyle değildir.
Örneğin şizofrenide yol açan kalıtımsal kisurda toplumda yüzde 1 oranında görülmektedir. Şizofreni yani insanlarin olmayan şeyleri görüp duymasi ve delirmesi çok sağlıklı birşey mi dememiz gerekiyor .
Öte yandan ensestin fiziki zararı konusunda uyustuk . Peki size ebeveyn çocuk , ozkardrsler arasındaki ensestinde yüzde 2 seviyelerinde toplumda görüldüğünü söylesem ? Hatta ensestin seviyesini biraz daha uzaklaştırıp kuzen evliliğine kayarsak aynı bugün eşcinselliğin normallestirilmesinin escibselligi arttırması gibi İslam ülkelerinde kuzen ensestinin çevre ülkelere göre inanılmaz derecede yüksek olduğunu söylesem .
Yani pekcok zararlı özelliğin nüfus içerisinde varolms oranı onun etkilerinin ne derece ne kadar dolaylı nasıl bir toplumda ortaya çıktığı ile ilgilidir . Çoğu sorun toplumda taşınmaya devam edilir. Hiçbir zaman ana akım durumuna gelmez ancak ikincil nedenler sonucu her zaman belli oranlarda varolmıştır .
Sosyal yapılarda hatalı gelenekler/mesrulastirmalar bazı bozuklukların toplumda yayılmasına , sosyal düzende normal olan edilmesine, topluma uzun vadede içten içe zarar vermeye devam edebilir .
Not : Bu arada kin selection teorinin ne olduğunu da açıklayalım. İddiaya göre Ailede çıkan lezbiyen ve gayler hetero bireylerin çocukları için bebek bakiciligi yaptıklarından nüfusun artışına yol açıyorlar. Ne kadar biyolojiye dayanan hiçbir biçimde manipüle edilemeyecek bir açıklama . Durun bende ensestin faydaları ile ilgili bir öykü uydurayim nede olsa fiziki gerçeklik aramiyoruz değil mi ?
Burada benim gördüğüm şey bir grup insanın eşcinselliğin normal olduğunu ilan edenilmek için adeta kıvranıyor olması . Ancak ortada cinselliğin tamamen amacından saptigi hiçbir biçimde sağlıklı dol uretemeyen biyolojik açıdan bozukluk olan bir durum var . Gerçekten algılar yoluyla birtakım insanlar odadaki fili reddetmemusi istiyor ve pekcok insanı wanki dini bir gorus takip ediyorlarmiscasina bu masallara inandiriyor. Olan gerçek bilime oluyor nitekim bu sosyal dieiplinler bilime olması gereken şeyden çıkartıp bir algı bilimine çevirip yozlastiriyorlar.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 5 Mayıs 2026; 9:54:20 >
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Extreme Victory
Şizofreni örneğin ise kendi argümanını çürütüyor. "Zararlı olsa da %1'de kalabilir" diyorsun — haklısın, kalabilir. Ama şizofreni bireyin günlük işlevselliğini ağır biçimde bozar, toplumda ciddi kayıplara yol açar. Şimdi sana soruyorum: İnterseks veya eşcinsel bireylerin yaşattığı eşdeğer bir işlevsel bozukluk, ölçülebilir bir toplumsal zarar gösterebilir misin? Gösteremezsin. Yani kendi örneğinle kanıtladığın şey "zararlı olmak gerekmez ki marjinal kalsın" — ama interseks ve eşcinsellik zaten zararlı değil.
"İslam ülkelerinde kuzen evliliği normalleşti ve oranı arttı, eşcinsellik de normalleşirse aynısı olur" diyorsun. Ama burada temel bir fark var: Kuzen evliliği kültürel baskı ve ekonomik zorunlulukla yönlendirilen bir davranış — yani dışsal etkenler insanları o yöne itiyor. Eşcinsellik ise dışsal bir baskıyla yaratılmıyor; açık toplumlarda sadece var olan bireyler baskı olmadan yaşıyor. Hollanda, İsveç gibi onlarca yıldır eşcinselliğin tamamen serbest olduğu ülkelerde eşcinsel nüfus oranı dramatik biçimde artmadı — bu "normalleştirme artırır" tezini doğrudan çürütüyor.
"Sosyal disiplinler bilimi yozlaştırıyor" diyorsun. Ama burada tartıştığımız veriler sosyal bilimden değil: fMRI çalışmaları nöroloji, hormonal araştırmalar endokrinoloji, kin selection genetik matematiği, interseks istatistikleri epidemiyoloji. Bunların hepsi senin "sert bilim" dediğin kategoriye giriyor. Beğenmediğin bulguları "sosyal bilim" sepetine atıp geçiştirmek kolayca yapılabiliyor ama o sepete konanların çoğu orada değil.
Son olarak "döl üretemez, biyolojik bozukluk" diyorsun. Menopoza girmiş bir kadın da üretemez. İnfertil bir erkek de üretemez. Bunları da biyolojik bozukluk ilan edecek misin?
Bu mesaja 2 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Periah
Şimdi bu yukarıda anlattığım kavramın içersine escinseloigi monte etmeye çalışmak zorlama duruyor çünkü eşcinselliğin yukarıdaki tabloya önemli bir katkısı yok çünkü bir akrabanın yakın akrabasinin çocuğuna yardım etmesi için eşcinsel olmasına gerek yok . Yani bu şey ideolojik maçlarımız doğrultusunda buralara monte edilmeye cabalaniyor.
İkinci olarak sizinle anlasabilmemiz için kavramlar üzerinde ortak bir anlayış geliştirmemiz gerekiyor. Yani zararlı mutasyon nedir ? Bunda anlasamazsak siz başka birşey ben baska birşey söylüyorum gibi oluyor. Bir mutasyonun zararlı olarak görülmesinin nedeni sizi korkunç hastalıklara maruz bırakıp anında içinde öldürmesi değildir. Bunun nedeni sadece ve sadece sizin kendi soyunuzu aktarmanızı birsekilde önlüyor oluşudur . Yani fiziki zarara yol açsın veya açmasın soyunuzu surdurmenizi önlüyorsa o zararlıdır çünkü eleniyordur bu kadar basit . Çok zararlı hastalıklara yol açan mutasyonun zararlı olması yol actığı hastalık yüzünden değil siz o hastalık yüzünden gelecek nesli ortaya çıkaramamaniz sonucudur.
Yani ensest soyu mahvettigi için değil üreme yeteneğini ortadan kaldırdığı için zararlıdır . Hayvanlarla ilişkiye girenlerde hiçbir zarara yol açmıyorlar. Ancak hepimizde hayvanlarla ilişkiye girenlere yönelik derin bir igrenme duygusu var nitekim bunun nedeni de benzer bir şekilde bu davranışı gösterenlere soyunun her zaman tukenirken göstermeyen ve igrenenlerin ise devam etmesidir . Benzer bir iğrenme duygusu escinsellige yonelikte vardır fakat burada sorun insanların onbinlerce yılda geliştirdiği bu tepkilerin sanki biyolojik bir temeli yokmusta sadece algiymis gibi garip bir algı yaratılmasında yatıyor.
Bu ahlaki durus , bu igrenme duygusu algı degil. Ensestin, hayvanla iliskiye girenlere yönelik benzer duygularla aynı temelden beslenen bir durum. Şu an yapılan nedir ? Sosyal ogretilerle bize empoze edilen eşitlik , Özgürlük şu veya bu nedenlerden ötürü doğal durtulerimizin baskilanmadısidir . Buda aynı hayvanla ilişki ve ensest ilişkiyi baskılayan sosyal davranışlarımızın rolünün önemi gibi eşcinselliğin baskılayan ve bu sayede toplumu rayinda tutan bazı davranışlarımızın yapay bucinde baskilanıp toplumda doğal biçimde ortaya çıkması gereken eşcinsel oranının çok daha fazla artmasına yol açıp toplumu zayıf dusurmemizdir .
Son olarak ensestin zararı şudur bu nedenle toplum içindeki oranı düşüktür diyoruz. Cok cinsiyetlilik toplumda marjinal sapma olarak aşırı derecede dusuk goruluyor. Kağıt üstünde baktığımızda kişinin hem kadın hem erkek özelliklerini bünyesinde toplamasi sadece kadın sadece erkek olan biz normal bireylere göre çok daha avantajlı gorunuyor. Ancak bu özellik hiçbir biçimde nüfusta yayilmiyor ve Evrim bizi surekli tek cinsiyetli olmaya itiyorsa biliyorum bu konuda çok dalga gecilecegim fakat hicbirsey olmasa bile birşeyler olmuş demektir. Yani ortada bu ozelligi sürekli eleyen , baskılayan bizim tam olarak hala bulamadigimiz olumsuz bir etki var demektir .
Ben bu konuda bir öykü yazmak , size tiradlar okumak istemiyorum. Sadece dediğim tek bir kişinin ne olduğu ve ne yaptığı bize çok birşey anlatmaz ancak milyonlarca kişi içerisinde zamanla ortaya çıkan baskın yapılar neden ortaya çıktığını bilmesek bile bir nedenden oturu baskın veya çekinik az kalıyor demektir . Söylemeye çalıştığım da bu .
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Periah -- 6 Mayıs 2026; 10:12:56 >
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesajda bahsedilenler: @Extreme Victory
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Extreme Victory
İlaveten sizin neden böyle düşündüğünüzü anlamdım, Bir şeyleri bilmek birtek yapay zekaya mı mahsus? Ben okumuş, araştırmış olamam yani!
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Extreme Victory -- 7 Mayıs 2026; 7:48:46 >
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle
Bu mesajda bahsedilenler: @Kartal Göz
Bilmeyene anlatırsın anlar, ama yarımyamalak bilen üstüne de kulaktan dolma sözde bilgi ile tamamlayan biri ile daha fazla tartışamam. Tavsiyem Okuyun, araştırın, sağlamasını yapın.
He yapay zeka veya araçlarını fikir ve bilgi edinmek için değil de uzun anlatıarınızı klavyeden yazmak yerine konuşarak yazıya geçirdiyseniz orasını bilemem. Şu son yazdığınız 2 mesaj daha doğal duruyor, önceki uzun metinlerinizin aksine.
Hayır ben foruma yazıyorsam tamamen kendim yazar kendim çizerim. AI metinlerini kopyala yapıştır yapmam, yapıyorsam da bunu açıkça söylerim zaten, YZ'ye sordum bunu dedi derim. Ama bazı şeyler için yz'den faydalandığım doğrudur fakat kesinlikle bir sohbet tartışma ortamında yz çıktısını kopyala-yapıştır yapmam. Aynı şekilde bunu başkalarından da beklerim. Aksi halde yapay zeka ile sohbet edecek olsam bunu her an her saniye yapabilirim zaten.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kartal Göz -- 7 Mayıs 2026; 10:43:41 >
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesajda bahsedilenler: @Extreme Victory
Ağırlık derecesine göre DSÖ'ün önerdiği yöntemler ile tedavi ediliyordu.
Birçok insan erken tedavi ile düzeltilip normal hayata dönebiliyordu.
60'lı 70'li 80'li yıllarda bir çok insan bu şekilde tedavi edilip normal hayata entegre olmuş çoluk çocuk sahibi olmuştur.
Bazı kişilerin ise genetik bozuklukları vardı. (veya daha ağır fiziksel bozukluklar)
Bu kişilerin tedavisi pek mümkün değil bildiğim kadarıyla. Asıl sıkıntıyı ve arızayı bu kişilerin sesini yükseltmesi yarattı.
1990'da ne oldu da DSÖ birden hastalık tanısını kaldırdı?
Bilimsel bir buluş mu oldu? Tıbbı olarak bilinmeyen bir kanıt mı elde edildi, şok edici bir bilimsel makale mi yayınlandı ne oldu?
Cevap basit: Hiç birşey bulunmadı. DSÖ üzerindeki Lobi faaliyetleri ve baskılar başarılı oldu. Değişim bilimsel olması gerekirken tam tersi siyasi oldu.
Bugün lgbt örgütler adeta terörize olmuş durumda. Konuyla ilgili bilimsel araştırma yapılmasına bile izin verilmiyor.
En son "lgbt bir hastalıktır" diyen Alman doktorun 30 yıllık diploması iptal edildi.
Yani konuyla ilgili bilimsel araştırma yapılmasına veya karşıt fikir belirtilmesine asla izin verilmiyor.
Şansını deneyen Tıp uzmanları linç kampanyasıyla anında görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Bugün sadece lgbt lehine araştırma yapabiliyorsunuz. Ki bu araştırmaların bir kısmı bizzat kendi lgbt olan şahıslar tarafından yapılmıştır, doğal olarak bilimsel tarafları da yoktur.
Eğer lgbt hastalık değil ise niye tıp uzamanları özgürce araştırma yapamıyor? Araştırma yapılması gerçeği destekler normalde.
Bugün dinlerin bile aleyhine tonlarca araştırma makale yazılıp yayınlanabiliyor. Hatta bunu bilim dünyasından birçok insanda çok rahat yapabiliyor.
Sonuç 1990 yılına kadar yapılan bilimler araştırmalara mı güveneceğiz, yoksa 1990 sonrası kurulan siyasi lobi faaliyetlerine mi? Siz karar verin.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Timsah-16 -- 8 Mayıs 2026; 15:26:6 >