Bu konudaki kullanıcılar: 8 misafir, 2 mobil kullanıcı
99487
Cevap
3508189
Tıklama
38
Öne Çıkarma
Cevap: En Son İzlediğiniz Film ve Yorumlarınız (4972. sayfa)

E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Her biri eşsiz animasyonların sahibi Michel Ocelot işlerinden de söz etmek lazım. İki boyutlu figürlerin ustası, renklerle oynayan bir deha adeta. Binbir Gece Masalları tadında öyküleri de var, oryantal kültürü muazzam işlediği yapımları da. Süsleme detayları, mimari öğelerin nizamı, anlatımı o kadar yoğun ki izleyen kişinin o atmosferde kendini hissetmemesi imkansız.

< Resime gitmek için tıklayın >
< Resime gitmek için tıklayın >
< Resime gitmek için tıklayın >
< Resime gitmek için tıklayın >


Kirikou et la Sorcière ~ 1998: Afrika'da geçen öykü, bir büyücünün etkisindeki köyü konu alır. Buradaki erkekler, büyücüye yem olnuştur. Köyü kurtaracak olan Kirikou adında prematüre denecek bir bebektir. 7.5/10

Princes et Princesses ~ 2000: Altı bölümden oluşan film her biri ayrı kısa öykü üzerinden işlenir. Arkada düz renk fontunun önüne siyah figürler yerleştirerek bir bakıma gölge oyunu amaçlar Ocelot. İki boyutlu hikayenin son derece zevkle işlendiği animasyonda öyküler içerisinde bolca nükte mevcut. Anlatı o kadar eşsiz ki, herkesin bu hayal dünyasında yerinin olduğunu söylemek kesinlikle yanlış olmaz. 8/10

Azur et Asmar ~ 2006: Her yaştan insana hitap eden eşsiz bir animasyon. Oryantal kültür ile ilgili din, yiyecek, giyim alışkanlıkları, dilleri, müziği ve birçok şeyi kusursuz yansıtıyor. Mimari ve süslemelerdeki doğruluk anlatılamayacak kadar şahane. Souad Massi - La Berceuse d'Azur et Asmar adlı soundtrack ise sıkça replay yapmanıza sebep olabilir. 8.5/10

Les contes de la nuit ~ 2011: Yine farklı bölümlerden oluşan, gece öyküleri serisi. Kurt adam, konuşan atlar, mucize gerçekleştiren tutsak gibi belli başlıklarda ilerliyor. Tematik olarak Princes et Princesses ile eşit diyebiliriz. 7/10




L laylaylaylom
2 ay (122 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
the cell ( 2000 ) 10 / 7.5

filmi izlerken ben de hayal ile gerçek dünya arasında gidip geldim. inception tarzı filmleri seven bu filme de bayılacak. ilk dakikaları biraz durağan ve karmaşık geçiyor ama bu filmin kötü olduğu anlamına gelmiyor.




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Bekleme Odası • 2003 / Zeki Demirkubuz


< Resime gitmek için tıklayın >


Suç ve Ceza romanından yola çıkarak film çekmek isteyen Ahmet adındaki karakter, Yazgı filmindeki Musa ile aynı kayıtsızlıktadır. Ahmet'i de Zeki Demirkubuz oynar. Yönetmenin böyle bir karakteri canlandırmasındaki amaç bellidir. İnsanların sanatçılara dışardan ne kadar kutsal yükler atfettiğini fakat yaşamlarına girildiğinde bir kediye kaltak diyecek kadar varoş role büründüklerini gösterir. Şöhretlerinden dolayı onlara fütursuzca tutulan kadınları nasıl kullandıkları da bu alt kimliğin bir parçasıdır. Bastırılamayan şehvet, artık bitip tükenmiş Ahmet'in hayata karşı tutunduğu tek daldır. İnsanın koparılamayan sosyal hayvanlığı da aslında burada açığa çıkar. Tembellik ve tükenmişlik bütün bilinci etkisi altına alsa da id kendinden tamamen bağımsız bir alt yaşam formuna tutunarak hayatta kalmaya çalışan Ahmet'e destek olur gibi görünür. Ancak bu tutum, onu diğer insanların gözünde aşağılık bir karakter giysisi içerisindeki züppeden farklı gösteremez. 

Bahsettiğim bu düşünsel olgular üzerine gayet iyi bir metni var filmin. Fakat keşke üzerine biraz daha gayretli uğraşılsaydı da fevkalade bir iş çıksaydı dedim izlerken. Yine de kısa süresiyle hem düşündürür hem de akıcılığıyla pişman etmez.  

6.5/10 




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Deux jours, une nuit • 2014 / Luc Dardenne, Jean-Pierre Dardenne


< Resime gitmek için tıklayın >
Geçirdiği depresyon sonrası işinden çıkarılan Sandra adlı karakterin işini geri kazanma çabası denebilir film için. Bir oylama yapılır ve bu oylamada 16 çalışandan 14'ü 'açık' oylamada Sandra'nın gitmesi için oy verir. Sandra giderse bin euroluk ücreti de alacaklardır. İşte film tam da burada 12 Angry Men'de, 11 kişiyi ikna etmeye çalışan bir jüri üyesi gibi ikna yolculuğuna çıkar Sandra. Fakat bu defa hikaye bir başkası için değil bizzat baş karakterin kendisi adına kader meselesidir.


Meseleyi kapitalizm üzerinden tamamen uzaklaştırarak değerlendiremeyiz. Film başlı başına sistem içerisinde tekrardan ayağa kalkmaya çalışan bir kadını merkezine alır. Evli, iki çocuklu olmasıyla beraber başka bir alternatifinin olmadığı, görünmeyen hayali çalışma sözleşmesi üzerine hayatını kurgular. Avrupa'nın göbeğinde, proletaryanın parçası olarak gittikçe bireyi soyutlayan ve onu işi için savaşmaya zorlayan bir mücadele söz konusudur. Sandra, ikna etmek için her kapıyı çaldığında kimi bin euroluk prim olmadan yapamayacağını söyler kimi de olumlu cevap verir. Bir işi kazanmak için aynı zamanda insanlar primden olurlar. Her iki tarafın da kaybetmesi üzerine kurulu olan kapital düzen Sandra'yı her geçen dakika daha da bireysizleştirir. Hatta bu öyle bir hale gelir ki, karakter bir sahnede öten kuşun yerinde hayal eder kendini. Dertsiz, amacı sadece uçmak olan bir hayvan üzerine kazır silüetini. Sandra bir ümitsizlikle bütün hapları içerken onun için oy kullanacağını söyleyen bir kişinin kendisini ziyaret etmesi üzerine direkt olarak ''bir kutu hap içtim'' der ve hastaneye kaldırılır. Sandra bu kadın evine gelmeseydi bunu itiraf etmeyecek ve belki de ölecekti. İnsan hayatının sistem tarafından bu kadar değersiz hale getirildiği bir ortamda elbette yaşayan ölüler olarak hayattan rol kazanmaya çalışır ve umutlu köleler olarak yola devam ederiz çoğunlukla. Sandra işini geri alacağı fakat bunun için birinin de işten çıkarılacağını duyduğunda bunu reddeder, yüzündeki bariz mutluluğu ilk kez okuruz. Onun için önemli olan 14 oyun 8'e inmesini sağlayarak mücadelesini kazanmaktır, işini geri almak değil. Film izleyiciye bunu göstererek döngüsünü tamamlar.

Bireyin değersizleşmesine dönük hikayesi ve tabii ki başlı başına devasa Marion Cotillard performansıyla iyi bir Dardenne kardeşler filmi diyebiliriz. 

7.5/10 




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Videodrome • 1983 / David Cronenberg


< Resime gitmek için tıklayın >


Seks ve teknolojinin, erotomechanic fantazya ile verildiği filmlerin üstadı Cronenberg'in beğenmediğim bir filmi. VHS kasetlerin patlama yaptığı 80'li yılların başında yine insan derisini çok enteresan şekilde kullanarak işlediği bir film Videodrome. Porno kanalı yöneticisi olan Max Renn'in bir kaseti izledikten sonra gerçeklik algısının tamamen yok olması üzerine bir teması mevcut. Fakat filmin kötü yanı bu halüsinasyonların filmi başlı başına yapay kılıyor oluşu. Metaforlar, göndermeler var ancak filmin süresinin de kısa olmasıyla yeterince kendini kanıtlayamadığını düşünüyorum. 

İnsandaki işkence ve seks tutkusunun provoke edici dış etmenlerle nasıl uyarıldığı üzerine güzel bir felsefesi var filmin. Fikir ve özellikle de her zaman olduğu gibi makyajlar üst düzey olsa da işleyiş adına büyük sıkıntıları var. 

5/10 




L laylaylaylom
2 ay (122 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
Prometheus ( 2012 ) 6/10

Filmin temelde sağlam ve muazzam bir hikaye var ancak bunu işleyiş biçimleri yanlış. Bircok mantık hatası ve olmaması gereken şey var. İnsanlık tarihini baştan başa değiştirecek bir olay var ancak filmdeki özel olarak seçilmiş ekip bir çocuk kadar mantıklı davranmıyor. Yapılmaması gereken şeyleri senaryo gereği yapılmis. en az on tane mantık dışı senaryoyu sayabilirim bu filmde . Böylece güzel konunun içinden geçmişler. Onun dışında heyecanlı ve merak uyandıran bir filmdi. Ama bu ilk başta saydığım şeyler muazzam filmi çöp etmeye yeterli oldu.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi laylaylaylom -- 6 Ağustos 2021; 20:4:51 >

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


S steven_stiffler
2 ay (4494 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
The Switch (2010) - 5/10
Kendini afişinden bile belli eden, klişe ama zaten izleyenin beklentisi olmadan "iyi vakit geçsin" diye izleyeceği türden bir film. Bu yüzden sonu başından belli diye çok da eleştirmeye gerek yok. Bence türünün daha güzel örnekleri var. Duyguyu da yeterince veremiyor. Jennifer Aniston’ı özel olarak sevmiyorsanız izlemeye gerek yok.

< Resime gitmek için tıklayın >
No Strings Attached (2011) - 6/10
Daha kötü olduğunu düşündüğüm için yıllardır izlemedim. 9 yıldır elimde olan filmi bir boşlukta izledim ve beklediğim kadar kötü olmadığını gördüm. Yer yer beğendiğimi ve gülümsediğimi bile söyleyebilirim. Ashton Kutcher kendimden sonra en çok çıplak gördüğüm insan sıralamasındaki yerini sağlamlaştırdı.


< Resime gitmek için tıklayın >
Spoorloos (1988) - 7/10
Sade bir anlatım tarzıyla etki bırakan ’sapkın’ bir film. İzledikten sonra hakkında pek çok yorum okuma ihtiyacı hissettim. Finaliyle izleyiciyi kesinlikle şaşırtıyor. Hem Raymond hem de Rex’in saplantılı olduğunu düşünüyorum. Biri iyi, biri kötü karakter olarak bunu yansıtıyor. Rüya anlatım sahnesiyle, kurban seçimi ve denk gelişiyle kader inancını vurguluyor. Ayrıca "iyi aile babası" olan bir insanın içinde de kötülük olabileceğini göstermiş; ki bu günümüzde çok daha fazlasıyla mevcut bir durum. Teknolojinin gelişmediği bir dönemde çekilmiş olması dolayısıyla flashback geçişleri biraz amatörce hissettirdi. Son dönemde 80’ler Avrupa’sında geçen iki film izledim. Biri Gotcha!, diğeri Spoorloos. İkisini de beğendim, galiba aradığım buymuş.

 
< Resime gitmek için tıklayın >
Dogman (2018) - 6/10
Filmin iki ana karakterinden de hoşlanmadım. Zorba ve arsız Simone, korkak ve sümsük Marcello. Marcello’nun tek sempatik tarafı kızıyla ilişkisiydi. İlk sahne ve son bölümün bağlantısı güzel kurulmuş. Bazı detaylar ise havada kalmış. Sonu bence kötü değil, çaresizlik ve ne yapacağını bilememe hissi güzel verilmiş. 6/10

< Resime gitmek için tıklayın >
The Hunt (2020) - 7/10
Çok klişe ve alışılagelmiş bir hikaye olmasına rağmen keyifle izledim. Tucker & Dale’den beri bu tür kara mizah ve kanlı filmleri seviyorum. Bir hayalkırıklığı Emma Roberts’ın çok kısa gözükmesi oldu. Ancak başroldeki Betty Gilpin çok sempatik bir oyunculuk sergilemiş. "İzle geç" kategorisinde değerlendirdiğim için başarılı buldum.

< Resime gitmek için tıklayın >


Wild Rose (2018) - 7/10
İtici bir giriş yaptığı için beklentim düşmüştü. Rose-Lynn karakterine ısınamayacağımı düşündüm. Ancak bir süre sonra ısınmaya başladım. Filmde klasik ama çok tatlı bir büyükanne figürü de var. Country müziğe ilgim olmamasına rağmen şarkılar keyifliydi. Annelik ve hayalleri arasında gidip gelen Rose-Lynn’in hikayesi makul seviyede duygusallık ve makul seviyede hayalperestlik içerisinde anlatıldığı için beğenerek izledim.

 
< Resime gitmek için tıklayın >
Byuti insaideu (2015) - 7/10
Yine Kore ve yine aşkın çok farklı bir anlatımı. Oldukça merak uyandıran hikayesiyle gayet güzel giderken bence fazla uzuyor ve abartı bir duygusala bağlama olayı var. Kore filmlerinin tipik duygusallığına bağlıyorum bunu da.




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
L'Enfant • 2005 / Luc Dardenne, Jean-Pierre Dardenne


< Resime gitmek için tıklayın >

Yoksulluğun ve köşeye atılmışlığın yalın bir anlatısı denebilir. Geçimini hırsızlık yaparak sağlayan Bruno'nun etrafında gezer öykü. Para kazanmak için her türlü yolu deneyen ancak özünde kötü olmayan bir karakterdir. Aile yapısı ve çevre öylesine önemli bir olgu ki, bireyin tüm geleceği buna bağlı olarak gelişim gösterir hayatta. Buna özellikle değinmesi çok hoş. Tabii ki film buna değinirken bence fazla yalın kalarak anlatısını normalden daha etkisiz biçimde yansıtmasıyla şahsımda ortalama bir film olarak kaldı.

6.5/10 




L laylaylaylom
2 ay (122 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
Filth ( pislik ) -2013- 9.5/10

filmi 10dan fazla kez izledim. İlk defa bir filme bu kadar fazla puan veriyorum. Her sahnesinde beni değişik duygulara sokan bir film.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

V vector x-31
2 ay (12921 mesaj)
Fast and Furious 9 (2021) 10 / 5 Serinin en kötü filmi diyebilirim

< Resime gitmek için tıklayın >




P programmer_onur
2 ay (18545 mesaj)
quote:

Orijinalden alıntı: laylaylaylom

< Resime gitmek için tıklayın >
Filth ( pislik ) -2013- 9.5/10

filmi 10dan fazla kez izledim. İlk defa bir filme bu kadar fazla puan veriyorum. Her sahnesinde beni değişik duygulara sokan bir film.
Hocam filmi izledim. Ağır psikolojik bir film, her türlü travmanın içinde veya tedavisinde adamın kendi kendisine mutlaka cinsellik yöntemini kullanmasını öne çıkarmış. Spoiler içine birşey yazıp sormak istiyorum filmle ilgili:


Hocam filmin sonu yine kesintili ve vasat bitti. Adam kendini asmaya kalktı. Kapıyı çaldılar, ayrıldılar. Tam o sıra sandalye düştü ve adamın düzeneği de koptu düştü gibi gördüm ama sahne tamamlanmadan anında çizgi animasyon bitiş bölümüne geçti. Siz anladınız mı bu finali?


Puanım 8.5/10.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi programmer_onur -- 8 Ağustos 2021; 17:14:55 >

< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >


C Crowne
2 ay (821 mesaj)
RUPTURE
7/10

geceleyin izlemem dışında bir sorun oluşturmayan üzerinde çokça fikir yürütülüp tartışılması gereken distopik nitelikte bir filmdi, güzeldi

< Resime gitmek için tıklayın >
film ilgili bilgilere linkten erişebilirsiniz:

https://www.beyazperde.com/filmler/film-237073/





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Crowne -- 8 Ağustos 2021; 17:14:45 >

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Striptease • 1996 / Andrew Bergman


< Resime gitmek için tıklayın >


Eğer bu filmi bir yerde görürseniz kesinlikle izlemenizi tavsiye etmem. Demi Moore ve silikonlu göğüslerini görmek için can atıyorum diyorsanuz tabii ki izleyebilirsiniz. Ama montajın bu kadar berbat yapıldığı ender filmlerden olabilir. Hiçbir şey olmamış gibi sahne geçişleri var ve herhalde yönetmen bunları yaparken ben ne halt yiyorum dememiş.

3/10 




H hebekat176
2 ay (11 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
Dicaprio döktürmüş ama de niro abiye de bu filmde sinir oldum :)




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Salyut-7 • 2017 / Klim Shipenko


< Resime gitmek için tıklayın >


1985 yılında Soğuk Savaş döneminde, Salyut-7 adlı uydunun bozulması üzerine gönderilen ekibin başından geçen bir uyarlama. Fedorov ve Pavel adında iki kozmonot bu uyduya adeta çıkarma adı altında gönderilirler. Bunun nedeni aynı dönem NASA'nın, Challenger adlı uzay mekaniğini buraya göndererek Sovyetler'e ait bilgileri ele geçirecek olmalarıdır. Onların bu hikayesi, boşlukların da doldurulduğu bir kurguyla verilir. Filmde propaganda amacı ya da üzerine basarak verilmeye çalışılan yapay bir kahramanlık duruşu yok. Elbette ki dönemlerinde birbirlerine çok sıkı rakip olan ve her alanda rekabete giren SSCB ve ABD'nin (filmde Sovyetler tarafından) tarafsızlığını pek göremeyiz. Fakat yapımın sonunda ''bütün uzay kahramanlarına ithafen'' yazıyor olması ve iki ülke kozmonotlarının birbirine selam vermesi, Hollywood tarafında kolayca görülecek bir hareket değildir. Ek olarak komünizm eleştirisi, Gorbaçov'un içki yasağı üzerinden sürekli kendi coğrafyalarını eleştiriyor olmaları da göze hoş gelen noktalardan bazılarıdır. Ending bölümünde yer alan gerçek görüntülerin de mutlaka izlenmesi gerekir. 

Filmde muazzam bir sinematografi var. Üç boyutlu olarak gösterime girip girmediğini bilmiyorum ancak yer çekimsiz ortamda eşyaların kameraya doğru bilerek süzülmesi bunun göstergesi. Ayrıca filmde Gravity referansları da fazla. Böylesi bütçeyle bu denli kusursuza yakın görüntü kalitesi şaşırtıcı. Özellikle atmosferin dışından dünyanın ve güneşin gösterildiği sahnelerdeki görsel şölen harika. Negatif olarak söyleyebileceğim ender şeylerden biri ise hikayede bazı noktalara kör kalınması ve hızlı sahne geçişlerinin zaman zaman seyri zorlaştırması olabilir. Tüm bunların haricinde son derece akıcı, gerçekçi, seyir zevki yüksek bir Rus yapımı, tavsiye edilir. 

8.5/10




C Crowne
2 ay (821 mesaj)
Life of a King

8/10
sevdiğim klasiklerden, sonu belki daha güzel bağlanabilirdi ama film yaşanmış bir hikayeye dayandığı için her türlü izlettirebiliyor

film detayları:https://m.imdb.com/title/tt2708254/

< Resime gitmek için tıklayın >





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Crowne -- 13 Ağustos 2021; 6:38:1 >

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


H hebekat176
2 ay (11 mesaj)
< Resime gitmek için tıklayın >
Bir terminatör olmasa da yinede dönemine göre fena değildi




E Ed Wood
2 ay (5484 mesaj)
Suspiria • 1977 / Dario Argento


< Resime gitmek için tıklayın >


Eşsiz klasik olan Goblin müziği ardında, renkleri ve mekan tasarımıyla tamamen gotik; okült bir anlatı görürüz bu filmde. Dario Argento, Pamuk Prenses'in technicolor esintilerinden yola çıkarak filmi oluşturduğunu söyler. Bu çarpık esintinin diğer kaynağını Wild at Heart filminde Oz Büyücüsü alıntıları ile görürüz. Böylesi çocuk hikayelerinin ana teması zaten başlı başına tekinsizlik ve din üzerine tasarlandığı için gizemin ya da korkunun içine net şekilde adapte edilebilir. Özellikle kırmızının etkisindeki renk paleti, art nouveau merkezli iç tasarımı ve en önemlisi müziğin sürekli arka planda kalıp karakterlerin temposuyla eş değer bir çığırtkanlık yaratmasıyla dikkat çeker film. Mekanlar, ışıklar filme yön verirken yaratılan okul tamamen dış dünyadan kopuk ve kendi mistisizmini inşa eden ayrı bir evren olarak var olmuştur. Aynı zamanda filmde sürekli olarak Suzy'e yönelik 'Amerikan' etiketi dikkat çeker. New York'tan ayrılıp, Freiburg'a; Avrupa'nın köklerine yolculuk eden bu kız aslında tamamen Avrupa merkezli cadıcılık okültünün alt etmesi gereken düşmanı olarak da gösterilir. Son derece tükenmekte olan ölü Kara Kraliçe'nin; bu masum, genç ve bakire Pamuk Prenses görünümlü kızı yok etmesi ve varlığını devam ettirmesi gereklidir. 

Amatörlükleri de vardır elbette. Seslerin dublaj olması, oyunculukların kötü ya da vasat seviyesi ve hikayenin başıyla sonundaki aceleye getirilmiş tuhaf çarpıklıklar filmin içerisinde sırıtan en önemli etkenlerden. Fakat tüm bunlara rağmen sinematografisinin mevcut drama üzerindeki bütün etkiyi yukarı çıkaran ana unsurlardan olmasıyla filmin nitelikli hal almasından ziyade özgün ve lezzetli kalmasında çok büyük bir payı var. Kurgu veya hikaye büsbütün teknik başarıyla sunulmasa bile gerçekten farklı, izlenesi bir iş ortaya çıkmış diyebiliriz. 

8/10




C Crowne
2 ay (821 mesaj)
Easy Money 3

6/10




< Resime gitmek için tıklayın >

filmin türü gerilim ama filmi izlerken bu tadı pek alamadığınızı fark etmeye başlıyorsunuz, olaylar bir şekilde ilerliyor ama düşündüğünüz gibi sonuca bağlanmasını istediğiniz birçok olay havada kalıyor ayrıca kişisel görüşüm film içi dialogları olabildiğince kısa tutmalarını beklerdim özellikle izlerken olması gereken heyecanı pek hissedemedim biraz silik geldi bana, büyük beklentilerle izlemenizi tavsiye etmem

filmin önceki serilerini izlemediğimi özellikle belirteyim..



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >


H hebekat176
2 ay (11 mesaj)