|
Yazık etmediler; fizik camiasının ekseriyeti aralarında çıkan kuantum polemiğinde başından beri Bohr'un tarafında çünkü o zaman da deneyler kuantum mekaniğinin ünlü klasik Kopenhag Yorumu'nun geliştirilmesini sağlayacak Heisenberg Belirsizliği'ni onaylıyordu. Bilakis çağdaş fizikçiler daha o zamandan Einstein'a yanlış bir yola sapmış zibidi muamelesi çektiler. Einstein kuantum fiziğine karşı fuzuli önyargıları olan birisiydi ve gerçekten göreliliği ortaya koyan dehası bir tarafa ne yazık ki kuantum konusundaki keyfi kaprislerini popülerleştirmesini sağlayan medyatik zibidi bir tarafı vardı. Aslında bir bilim insanına tam uymayacak şekilde çok önyargılı ve güncel gelişmelere karşı ilgisiz ve duyarsız bir adamdı Einstein. Literatürü iyi takip etmediği ve fizikteki temel başarılarından sonra kuantum fiziğinin yükselişiyle birlikte verimsiz olduğu bilindiği halde verimsiz çalışmalarda takılı kaldığı bilinir. Bu durum Einstein kuantum fiziğinin kurulmasına bizatihi yardımcı olduğu ve bu sayede görelilik çalışmalarıyla da beraber Nobel Ödülü kazandığı için daha da hazin ve acınasıdır (bknz: Fotoelektrik etki çalışması; katkıların devamı da gelmiştir, mesela Bose-Einstein İstatistiği). Einstein'ın ne zaman bir kuantum itirazına denk gelsem - arada hala bunlar dillendiriliyor veya haberdeki gibi çalışma konusu oluyor - sevdiğim bir popüler internet tabiriyle cringe oluyorum. Beyfendi beğenmediği ve sezgilerine uymadığı için itiraz ediyor çünkü, gerçekçi bir bilimsel tutum veya kaygı sonucunda değil. Sırf kapristen. Einstein Spinoza'nın - deterministik, katı neden sonuç zincirleriyle birbirine bağlı, gayri probabilistik, kavramların tamamen mantıksal tanımlanabildiği veya ilişkilendirilebildiği - Doğası gibi diyor benim tabiat anlayışım. İyi de, Spinoza |
|
Yazık etmediler; fizik camiasının ekseriyeti aralarında çıkan kuantum polemiğinde başından beri Bohr'un tarafında çünkü o zaman da deneyler kuantum mekaniğinin ünlü klasik Kopenhag Yorumu'nun geliştirilmesini sağlayacak Heisenberg Belirsizliği'ni onaylıyordu. Bilakis çağdaş fizikçiler daha o zamandan Einstein'a yanlış bir yola sapmış zibidi muamelesi çektiler. Einstein kuantum fiziğine karşı fuzuli önyargıları olan birisiydi ve gerçekten göreliliği ortaya koyan dehası bir tarafa ne yazık ki kuantum konusundaki keyfi kaprislerini popülerleştirmesini sağlayan medyatik zibidi bir tarafı vardı. Aslında bir bilim insanına tam uymayacak şekilde çok önyargılı ve güncel gelişmelere karşı ilgisiz ve duyarsız bir adamdı Einstein. Literatürü iyi takip etmediği ve fizikteki temel başarılarından sonra kuantum fiziğinin yükselişiyle birlikte verimsiz olduğu bilindiği halde verimsiz çalışmalarda takılı kaldığı bilinir. Bu durum Einstein kuantum fiziğinin kurulmasına bizatihi yardımcı olduğu ve bu sayede görelilik çalışmalarıyla da beraber Nobel Ödülü kazandığı için daha da hazin ve acınasıdır (bknz: Fotoelektrik etki çalışması; katkıların devamı da gelmiştir, mesela Bose-Einstein İstatistiği). Einstein'ın ne zaman bir kuantum itirazına denk gelsem - arada hala bunlar dillendiriliyor veya haberdeki gibi çalışma konusu oluyor - sevdiğim bir popüler internet tabiriyle cringe oluyorum. Beyfendi beğenmediği ve sezgilerine uymadığı için itiraz ediyor çünkü, gerçekçi bir bilimsel tutum veya kaygı sonucunda değil. Sırf kapristen. Einstein Spinoza'nın - deterministik, katı neden sonuç zincirleriyle birbirine bağlı, gayri probabilistik, kavramların tamamen mantıksal tanımlanabildiği veya ilişkilendirilebildiği - Doğası gibi diyor benim tabiat anlayışım. İyi de, Spinoza 1) doğa modeli bilim kuramı olarak değil skolastik ve geometrik bir metafizik spekülasyon olarak tasarlanmış 2) bilim insanı değil, felsefeci. Laboratuvar ve reel tabiatta deneyler tam aksini söylediği halde Einstein'ın "Spinozacı" düşünce deneylerinde (gedankenexperiment) ısrarı nedendir? Einstein'ın bu cüreti özel ve genel görelilikten gelen bir özgüvenle bağdaştırılabilir - bu teorilerin temeli Einstein'ın gedankenexperiment'leriyle kurgulanmış - ama göreliliği zaten başarılı kılan - doğruluğu zaruri olmayan - bir gedankenexperiment'ten türemesi veya türememesi fark etmeksizin gözlemle/deneyle bağdaşması/onaylanması. Ayrıca görelilik de aynen kuantum fiziği gibi insan sezgi ve beklentilerine hiç uymuyordu ama deneyler göreliliğin geçerliği olduğuna işaret ettiler ve hala da ezici sayıda deneysel kanıtla işaret ediyorlar. Bu çerçevede Einstein Spinozacı bir determinizmi - bir metafiziği/felsefeyi - belleyip ampirik düzlemde - gene devasa miktarda ezici kanıt barındıran - kuantum fiziğine hiç de adil olmayan bir çifte standartla yaklaşmıştır. Göreliliğin başarısını deneysel başarısıyla tartarken kuantum fiziğinin deneysel başarısını küçümsemiştir. Bu arada biraz kendilerini küçümser gibi yazdım ama Einstein da, Spinoza da insani kusurları, eksiklikleri veya zaafları bir tarafa gerçekten büyük insanlar. Einstein gibi fizik çalışmış, Spinoza gibi ontoloji ve etik çalışmış insan kolay bulunmaz. Ama bu demek değildir ki kendilerini eleştirmemeliyiz. Bu arada Spinoza'nınki ile benim felsefi spekülasyon yapış tarzım birbirine benzemektedir; Spinoza'nın gayri insani mantıksal ve mekanik tabiat-tanrı anlayışını teizmin insansı ve kirlenmiş dünya anlayışına bin kez tercih ederim. Bu anlamda Spinoza örnek alabileceğim veya takdir edebileceğim birisi. Ama Spinoza'dan daha pratik ve bilimci - hipotetik realist/empirist - kafadayım. Hayata ve tabiata Spinoza kadar katı bakarsan onu öldürürsün. Bilimi de öldürürsün. Köken olarak bu gelenek Yunan filozof Parmenides'in katı mantıksal ontolojisinden filizleniyor görünmektedir ama Parmenides mantıkla varlığı keşfedip doğayı ve bilimi öldürmüştü. Parmenides'e göre değişim diye bir şey bile yok varlık varlıklığını yitirmeden değişemeyeceği için. Bu tarz metafiziksel düşünceler de bence çok değerli ama sonuçlarına karşı duyarlı olmakta fayda var ya da Einstein'ın yaptığı gibi onca destekleyici ve aksini yadsıyıcı kanıta rağmen bilim/bilimsel kuram reddiyelerine çevirmemekte. Bilimsel kuramlar deney ve akıl ile sınanır; metafiziksel veya sezgisel kaprisli akılla değil. Kuantum fiziğini aslında anlamasalar da çok iyi bilen/tanıyan fizikçiler Einstein gibi gayri bilimsel kaprislere sahip kimselere karşı slogan bile geliştirmişlerdir. Slogan şudur: Kapa çeneni ve hesapla! (Kastedilen şey deneyin senin mantığına veya sezgilerine hitap etmeyen sonuçları yüzünden söylenmeyi bırak, sen raporunu ve sonuçlarını dürüstçe kapris yapmadan yaz bakalım)
|
| Hata yapmayan insan aslında dişe dokunur hiçbir şey yapmıyor demektir. Bilimin amaçlarından biri de zaten en az hata oranına ulaşmaktır; bunun için de hata yapa yapa en aza doğru ilerle... |
| Hata yapmayan insan aslında dişe dokunur hiçbir şey yapmıyor demektir. Bilimin amaçlarından biri de zaten en az hata oranına ulaşmaktır; bunun için de hata yapa yapa en aza doğru ilerlemek... |
| einstein cok buyuk bilim insani , tum vasiflariyla cok buyuk insan ama insan, bu yuzden kusurlu oldugu yanlis oldugu pek cok yer var. gelgelelim insanlarin cogu yaptigi bilimin icerigiyle ilgilenmiyor... |
| einstein cok buyuk bilim insani , tum vasiflariyla cok buyuk insan ama insan, bu yuzden kusurlu oldugu yanlis oldugu pek cok yer var. gelgelelim insanlarin cogu yaptigi bilimin icerigiyle ilgilenmiyor, kendilerine herseyi bilen ne yapmalari gerektigini soylecek mukemmel bir figur ariyorlar. modern cagin peygamberini istiyorlar. buna en yakin karakterlerden biride einstein. bu yuzden einstein her yanlislandiginda buyuk haber oluyor. |
A. Einstein:
|
| Bu tip iddialara doğru diye bakmak saçmalık, iddia sahibi çok güvenilir de olsa en çok varsayım denebilir bence, aksi durumda delinin biri kuyuya taş atar 40 akıllı 100 sene uğraşır haberdeki gibi bir çalışma gelene kadar adamın kanıtlayamadığı iddiası gerçek sanılır... nels bohr'a yazık etmişler. |
|
HUBBLE VOL#2 Her neyse, Einstein, Hubble’ın buluşunun sonuçlarını kabullendikten sonra, kendi ‘kozmolojik sabit’i için de, ‘Hayatımın en büyük hatası’ dedi. < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Yazık etmediler; fizik camiasının ekseriyeti aralarında çıkan kuantum polemiğinde başından beri Bohr'un tarafında çünkü o zaman da deneyler kuantum mekaniğinin ünlü klasik Kopenhag Yorumu'nun geliştirilmesini sağlayacak Heisenberg Belirsizliği'ni onaylıyordu. Bilakis çağdaş fizikçiler daha o zamandan Einstein'a yanlış bir yola sapmış zibidi muamelesi çektiler. Einstein kuantum fiziğine karşı fuzuli önyargıları olan birisiydi ve gerçekten göreliliği ortaya koyan dehası bir tarafa ne yazık ki kuantum konusundaki keyfi kaprislerini popülerleştirmesini sağlayan medyatik zibidi bir tarafı vardı. Aslında bir bilim insanına tam uymayacak şekilde çok önyargılı ve güncel gelişmelere karşı ilgisiz ve duyarsız bir adamdı Einstein. Literatürü iyi takip etmediği ve fizikteki temel başarılarından sonra kuantum fiziğinin yükselişiyle birlikte verimsiz olduğu bilindiği halde verimsiz çalışmalarda takılı kaldığı bilinir. Bu durum Einstein kuantum fiziğinin kurulmasına bizatihi yardımcı olduğu ve bu sayede görelilik çalışmalarıyla da beraber Nobel Ödülü kazandığı için daha da hazin ve acınasıdır (bknz: Fotoelektrik etki çalışması; katkıların devamı da gelmiştir, mesela Bose-Einstein İstatistiği). Einstein'ın ne zaman bir kuantum itirazına denk gelsem - arada hala bunlar dillendiriliyor veya haberdeki gibi çalışma konusu oluyor - sevdiğim bir popüler internet tabiriyle cringe oluyorum. Beyfendi beğenmediği ve sezgilerine uymadığı için itiraz ediyor çünkü, gerçekçi bir bilimsel tutum veya kaygı sonucunda değil. Sırf kapristen. Einstein Spinoza'nın - deterministik, katı neden sonuç zincirleriyle birbirine bağlı, gayri probabilistik, kavramların tamamen mantıksal tanımlanabildiği veya ilişkilendirilebildiği - Doğası gibi diyor benim tabiat anlayışım. İyi de, Spinoza 1) doğa modeli bilim kuramı olarak değil skolastik ve geometrik bir metafizik spekülasyon olarak tasarlanmış 2) bilim insanı değil, felsefeci. Laboratuvar ve reel tabiatta deneyler tam aksini söylediği halde Einstein'ın "Spinozacı" düşünce deneylerinde (gedankenexperiment) ısrarı nedendir? Einstein'ın bu cüreti özel ve genel görelilikten gelen bir özgüvenle bağdaştırılabilir - bu teorilerin temeli Einstein'ın gedankenexperiment'leriyle kurgulanmış - ama göreliliği zaten başarılı kılan - doğruluğu zaruri olmayan - bir gedankenexperiment'ten türemesi veya türememesi fark etmeksizin gözlemle/deneyle bağdaşması/onaylanması. Ayrıca görelilik de aynen kuantum fiziği gibi insan sezgi ve beklentilerine hiç uymuyordu ama deneyler göreliliğin geçerliği olduğuna işaret ettiler ve hala da ezici sayıda deneysel kanıtla işaret ediyorlar. Bu çerçevede Einstein Spinozacı bir determinizmi - bir metafiziği/felsefeyi - belleyip ampirik düzlemde - gene devasa miktarda ezici kanıt barındıran - kuantum fiziğine hiç de adil olmayan bir çifte standartla yaklaşmıştır. Göreliliğin başarısını deneysel başarısıyla tartarken kuantum fiziğinin deneysel başarısını küçümsemiştir. Bu arada biraz kendilerini küçümser gibi yazdım ama Einstein da, Spinoza da insani kusurları, eksiklikleri veya zaafları bir tarafa gerçekten büyük insanlar. Einstein gibi fizik çalışmış, Spinoza gibi ontoloji ve etik çalışmış insan kolay bulunmaz. Ama bu demek değildir ki kendilerini eleştirmemeliyiz. Bu arada Spinoza'nınki ile benim felsefi spekülasyon yapış tarzım birbirine benzemektedir; Spinoza'nın gayri insani mantıksal ve mekanik tabiat-tanrı anlayışını teizmin insansı ve kirlenmiş dünya anlayışına bin kez tercih ederim. Bu anlamda Spinoza örnek alabileceğim veya takdir edebileceğim birisi. Ama Spinoza'dan daha pratik ve bilimci - hipotetik realist/empirist - kafadayım. Hayata ve tabiata Spinoza kadar katı bakarsan onu öldürürsün. Bilimi de öldürürsün. Köken olarak bu gelenek Yunan filozof Parmenides'in katı mantıksal ontolojisinden filizleniyor görünmektedir ama Parmenides mantıkla varlığı keşfedip doğayı ve bilimi öldürmüştü. Parmenides'e göre değişim diye bir şey bile yok varlık varlıklığını yitirmeden değişemeyeceği için. Bu tarz metafiziksel düşünceler de bence çok değerli ama sonuçlarına karşı duyarlı olmakta fayda var ya da Einstein'ın yaptığı gibi onca destekleyici ve aksini yadsıyıcı kanıta rağmen bilim/bilimsel kuram reddiyelerine çevirmemekte. Bilimsel kuramlar deney ve akıl ile sınanır; metafiziksel veya sezgisel kaprisli akılla değil. Kuantum fiziğini aslında anlamasalar da çok iyi bilen/tanıyan fizikçiler Einstein gibi gayri bilimsel kaprislere sahip kimselere karşı slogan bile geliştirmişlerdir. Slogan şudur: Kapa çeneni ve hesapla! (Kastedilen şey deneyin senin mantığına veya sezgilerine hitap etmeyen sonuçları yüzünden söylenmeyi bırak, sen raporunu ve sonuçlarını dürüstçe kapris yapmadan yaz bakalım) |
| Hata yapmayan insan aslında dişe dokunur hiçbir şey yapmıyor demektir. Bilimin amaçlarından biri de zaten en az hata oranına ulaşmaktır; bunun için de hata yapa yapa en aza doğru ilerlemek... |
| Ya arkadaş bu bir performans optimizasyonu, simülasyon kasmasın diye sadece gözlem yapıldığında parçacık gibi davranıyor. Diğer halde hesaplama yapılmadığı için dalga şeklinde :) |
| einstein cok buyuk bilim insani , tum vasiflariyla cok buyuk insan ama insan, bu yuzden kusurlu oldugu yanlis oldugu pek cok yer var. gelgelelim insanlarin cogu yaptigi bilimin icerigiyle ilgilenmiyor, kendilerine herseyi bilen ne yapmalari gerektigini soylecek mukemmel bir figur ariyorlar. modern cagin peygamberini istiyorlar. buna en yakin karakterlerden biride einstein. bu yuzden einstein her yanlislandiginda buyuk haber oluyor. |
| einstein'in durum tipik nobel hastaligi gibi gorunuyor. eintein isminin nobel odulunu bile uzerinde oldugunu dusununce nobel hastaligi demek tam dogru gibi gelmiyor ama semptomlar tam ayni. genc yasta bu kadar buyuk basarilar kazandikdan sonra kacinilmaz olarak ozguven patlamasi oluyor, dusundugu herseyin mutlak dogru olduguna inaniyor. ozelliklede akilla mantikla ters olan quantum fizigini kabul edemiyor. |
saçma geldi.
girişe müdehale edip çıkışta bak bu doğru dersen sonucu saptırmış olursun.
deneyin amacı zaten bunu tespit etmek değil mi? bir belirsizliği tespit etmek için deney yapılmış ve bilimsel sonuç olarak belirsizlik var denmiş. haberin altındaki video da ki prof erkcan özcan hocanın dediği daha mantıklı. "günümüzde tespit edemediğimiz birşeyler var. birgün o tespit edemediğimiz şeyler (fotonlar bilmediğimiz bir yöntemle birbirleriyle haberleşip ben buraya gittim, sonraki foton sen oraya git vs) bulunacak ve ışığın neden böyle davrandığı açıklanacak" |
| eğer yanlış anlamadı isem, yıllardır heyecan duyduğum bu olayda gözlemlendiğinde farklı, gözlemlenmediğinde farklı davranış gösterme eğilimi değişmemiş, yapılan deney bununla ilgili değil. esas bu tarafı ilginç değil mi |
| Doğru anlamışsınız. Bu deney, bu gerçeği şimdiye kadarki en net ve hassas biçimde ortaya koyması açısından önemli. Yani kuantumun o meşhur “gizemi” artık daha da kaçamayacağımız bir kesinlikle karşımızda duruyor. |
|
Çift yarık deneyini bu seferde atom duvarları ile test etmişler yani. Bu yarık deney türevleri zaten yıllardır hep aynı şeyi gösteriyor. Onda sıkıntı yok. Bence asıl sıkıntı 2 sene önce nobel dahi verilen, gizli bir değişken yokmuş olayında. Bence gizli değişken gerçekten yokmuş, kesin kanıtlandı, bu da nobeliniz demek ileride gelmiş geçmiş en büyük nobel hatası olarak adlandırılacak. Sistemin dışarısından belirlenmiş bir değişkene sistem içinden ulaşamıyor olabilmemiz çok olası. Quantum ile ilgili hemen her şey similasyon teorisine çok benzerlik gösterir iken, örneğin bu deney, sistemin fazla kasmaması için, gözlemlenmeyen alanların işlenmemesi, renderlanmaması gibi özelliklere çok benzer iken, çoklu evrenler(simülasyonlar) için sistem dışından oluşturulan değişkenlerin olması da çok mantıklı. Randomizasyon, yazılımlarda nasıl oluşturulur buna bakmak lazım. Yazılım dünyasında biz bunu nasıl yapıyoruz. Çoğunlukla sistem içerisinden yapıyoruz. Algoritmalar ile yapıyoruz. Yeri geliyor işlemcinin tick'i ile veriyi çarpıyoruz, yeri geliyor, sistem saatinin microsaniyeleri ile çarpım yapıp random variable alıyoruz, gibi gibi türlü algoritma var. Ama birde sistem dışından oluşturulan random değişkenler var. Bu olası sistemin hacklenmesinin ya da sisteme erişim sayesinde, öngörülebilir random sayılara ulaşılabilmesinin önüne geçmek için kullanılır. Zaten o aşamadan sonra öngörülen değişkene random sayı da denilemez. Lava Lamp Cloudflare diye aratıp, bunların en güzel örneklerinden birini görebilirsiniz. Dünyanın en büyük sunucu sistemlerinden cloudflare, bildiğimiz lava lambalarını bir odada, bir kameranın karşısına kurarak, lava lambalarının o anki pozisyonları ile random sayılar oluşturuyordu. Yani sistemin tamamen dışındaki bir üst sistemden(evrenden) bir üst sistemin fizik yasaları sonucunda oluşan pozisyonların, bir alt sistem için değişken oluşturması. Bunu göz ardı ederek, nasıl gizli değişken yokmuş denebilir aklım almıyor. Sistemin dışına çıktın baktında mı emin oldun. Daha quantum bilgisayarların bile çoklu evrenler sayesinde mi, zamandan bağımsızlıkları sayesinde mi anlık sonuçlara ulaşabildiklerinden emin değilken. |
| O zaman şöyle diyebilirmiyiz,atom ve atom altı parçacıklar gözlendiğinde senin doğrusallığına göre hareket ederken gözlem yapılmadığında kendi kararlarını veriyorsa bilgisayara rastgele bir müzik cd si yaptırıp,birine git bu cd al bu cd zeki müren şarkıları ile dolu bunu falanca yerdeki falanca şahısa ver dinlesin desek o kişi Zeki Müren şarkısı dinlemeyemi başlar. |
|
Selamlar, Öncelikle yorumunuza şapka çıkardım, cidden, bravo. Kendi adıma -inanan insan olarak (baştan demek lazım)- Einstein'ın kuantum fiziğinin getirdiği belirsizlik ilkesine ön yargılı olmasını anlıyorum ancak bunu en temelde bilginin bilinirliğine getirilen sınır -ölçü- olarak anlasaydı (siz bilirsiniz belki sonraları bunu düşünmüştür?) kabul etmekte o kadar zorlanmazdı diye düşünüyorum. Daha detay anlatmama gerek yok sizin gibi birine. Saygılar |
| Yüzyil sonra teorisi ispatlanmış bir deha sırf tanrı zar atmaz dediği için kuantumculuk uğruna bilimin kesinligi süreçler içinde gerçekleşen aşama kaydeden yanı vurgulanması a rağmen ;; halen alan denklemleri üzerinden çalışan bilim insanlarına rağmen, bu sevinci anlamak bilimsellik adına da anlamak olanaklı değil ne yazikki .Kaldıki kuantum fiziğini sayılı isimlerinden Feymanın kitaplarında Einstein in uzay bilimine yaptığı yadsınamaz devrimini okumamislar anlaşılan demek gerekir. |
| Sadece bu deney fotonun gizemli davranışının varlığını ispatlamış. Koskocaman Gizem var demiş. |
Einstein mı yoksa Bohr mu haklı?
Işık nedir? Dalga mı yoksa parçacık mı? Bu soru, kuantum mekaniğinin temelini oluşturuyor. Zira ışık hem dalga hem de parçacık özellikleri gösterir. Ancak bu ikili doğa aynı anda gözlemlenemediği için kuantum mekaniği klasik fizik anlayışını kökten değiştirmiştir.”
Yaklaşık 100 yıl önce bu deney, Albert Einstein ve Niels Bohr arasında yapılan ünlü bir tartışmanın odağındaydı.
Einstein, 1927’deki Solvay Konferansı’nda, çift yarık deneyinin dalga-parçacık ikiliğini aynı anda ortaya koyacak şekilde yeniden kurgulanabileceğini savundu. Ona göre: Bir foton tek bir yarıktan geçerken, o yarığa çok küçük bir fiziksel etki (örneğin bir kuvvet) uygular. Bu etki ölçülerek, fotonun hangi yarıktan geçtiği belirlenebilir.
Ancak Einstein bu etkiyi ölçerken de girişim deseninin (dalga davranışının) korunabileceğini düşündü. Yani hem parçacık (yol bilgisi) hem de dalga (girişim deseni) aynı anda gözlemlenebilir diyordu.
Bohr ise, belirsizlik ilkesi gereği, yol bilgisi elde edilirse dalga davranışının kaybolacağını savundu. Yani bu iki bilgi aynı anda kesinlikle elde edilemezdi.
Çift yarık deneyi en hassas şekilde tekrarlandı
Deneyde çok zayıf bir ışık kaynağı kullanılarak her atomun en fazla bir foton saçması sağlandı. Bu sayede fotonların iki komşu atomla nasıl etkileştiği, yani ışığın dalga mı yoksa parçacık mı gibi davrandığı incelendi.
Ayrıca Bkz.Simyacıların hayali gerçek oldu: Füzyon ile altın üretilecek
Araştırmacılar ayrıca, fotonun davranışını etkileyen önemli bir değişkeni, atomların "konumsal belirsizliği"ni yani bulanıklığını da inceledi. Atomlar, lazer ışığıyla tutulduğu yerlerde gevşetildiğinde, uzamsal olarak daha belirsiz hale geldi. Bu "bulanıklık" arttıkça, atomlar fotonun geçtiği yönü daha iyi kaydeder hale geldi. Böylece fotonun parçacık gibi davranma ihtimali yükseldi. Yani atom ne kadar “belirsiz”se, ışığın parçacık doğası o kadar baskın hale geliyordu.
Öte yandan sonuçlar ise, kuantum teorisinin öngördüğü gibi çıktı: Fotonun parçacık özelliği ne kadar belirginleşirse, dalga girişim deseni o kadar zayıflıyordu. Fotonun geçtiği yol hakkında bilgi edinildiği anda, girişim deseni kayboluyordu. Bu durum, fotonun yol bilgisiyle dalga özelliğinin aynı anda gözlemlenemeyeceğini, dolayısıyla Bohr’un belirsizlik ilkesinin doğruluğunu ortaya koydu.
Çift yarık deneyi hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz
http://www.youtube.com/watch?v=JILLwsGdRGg
Kaynak:https://interestingengineering.com/science/mit-settles-98-year-debate-einstein-bohr
Kaynak:https://news.mit.edu/2025/famous-double-slit-experiment-holds-when-stripped-to-quantum-essentials-0728
Haberi Portalda Gör