Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 2 misafir, 2 mobil kullanıcı
788
Cevap
0
Tıklama
39
Öne Çıkarma
Cevap: Bağımsız Oyunlar Topluluğu Ve Tavsiyeleri [ANA KONU] (40. sayfa)
L
8 ay
Yüzbaşı

Önüne gelen oyun geliştirir oldu..



C
8 ay
Yarbay

Sifu'yu bitirdim, hakkındaki düşüncelerim:

Oyunu bitirdim, yakından takip ettiğim bir oyun değildi ama çıktığı zaman gördüklerim hoşuma gidince şans vermek istedim ve memnun kaldım. Oyunu normal sonuyla, herhangi bir yaşı hedeflemeden bitirmem 10 saati buldu. Sonrasında bir 6 saat kadar daha oynayarak 25 yaş altında ve gerçek sonu görecek şekilde iki defa daha bitirdim. Uzun süredir bu kadar sinir bozucu olan ama bir o kadar da oynaması keyifli olan, başından kaldırmayan bir oyun oynamamıştım. Sifu bana göre zor bir oyundan ziyade acımasız bir oyundu, bazı şeylerin işleyiş biçiminin yetersizliği de bununla birleşince oyun zor hissettiriyor ama alışınca aslında çok da zor bir oyun olmadığını fark ediyorsunuz. Sabredildiğinde karşılığını veren bir oyun bence, oynamaya alışınca gerçekten keyif alıyorsunuz. Hata yapıldığında pek affetmeyen bir yapısı var, yaş sistemindeki artış biçimi de bu konuda pek yardımcı olmuyor ve oyunu diken üstünde oynuyorsunuz çoğu zaman. Bu durum insana ciddi anlamda adrenalin salgılatıyor, heyecanlı bir oynanış deneyimi sunuyor. Oyunun bu yapısını genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim, kaliteli bir oyundu bence.

Oyun tam bir roguelite gerçekten, kendine has yaşlandırma sistemi ve Sekiro tarzındaki dövüş mantığı ile türün diğer oyunlardan sıyrılıyor. Oyunda karakteri 3 farklı değer üzerinden geliştirebiliyorsunuz. Tecrübe puanı düşmanları alt ettikçe kazandığınız ve bir sonraki bölüme de aktardığınız bir puan. Bununla jade heykelciğinde 2 farklı geliştirme yapabiliyorsunuz. Kalıcı yetenekler de bu puan ile açılıyor. Oyunda yetenekleri açmanın iki farklı biçimi var. Bir yeteneği ilk defa açtığınızda sadece o sefer de kullanma hakkınız oluyor, yetenek açıldıktan sonra ona yatırdığınız her tecrübe puanı yeteneği daha da kalıcılaştırıyor. Bir yetenek açıldıktan sonra 5 defa kalıcılaştırmak için yatırım yaptığınızda hangi bölümden başlarsanız başlayın o yetenek sizin oluyor. Kalıcılaştırma konusunda yaptığınız tecrübe puanı yatırımları da boşa gitmiyor, 2 defa kalıcılaştırma işlemi yaptığınızda sonraki denemelerde 3 defa daha yapmanız yeterli oluyor. Karakteri geliştiren ikinci değer skor, bu her bölüm sonunda sıfırlanıyor ve o bölüm içerisinde ne kadar iyi oynadığınız, ne kadar çok düşmanı patakladığınıza göre değişiyor. Bununla yapılan geliştirmeler jade heykelcikleri aracılığıyla oluyor. Bölüm sonuna kadar topladığınız skorlarla yapabildiğinizi yapıyorsunuz, sonraki bölümde bu değer sıfırlanıyor. Karakteri geliştirmek için kullanılan son değer ise yaş, karakterin bulunduğu yaşa göre jade heykelciklerinden 3 farklı geliştirme yapabiliyorsunuz. Karakterin yaşı açabildiğiniz yetenekleri ve jade heykelciklerinden yapılan geliştirmeleri de etkiliyor, yaşlandıkça açabildiğiniz yetenek sayısı düşüyor, jade heykelciğindeki geliştirmeler kapanabiliyor. Yaş ilerledikçe açılmamış olan yetenekler ve geliştirmeler erişilmez hale geliyor. Şöyle bir baktığımızda oyun yetenek ve geliştirme olarak aslında fena olmayan bir yelpaze sunuyor ama bana sorarsanız Sifu'daki asıl ilerleyiş değerler ve sayılar üzerinden olmuyor, oyunu ne kadar iyi öğrenebildiğiniz ile doğru orantılı oluyor. Oyunu iyi oynamaya başladığınızda gerçekten ilerlediğinizi hissediyorsunuz. Elbette bahsettiğim geliştirmeleri yapmak ve yetenekleri açmak önemli fakat bunlar iyi oynamadığınız takdirde hiçbir işinize yaramıyor. Bu yetenekler size sadece biraz daha fazla hata yapma lüksü sunuyor. Diğer roguelite'lardaki gibi bir yere kadar karakteri geliştirip sonrasında çok iyi oynamadan da oyunu tamamlamak söz konusu değil. Oyunu bitirmek istiyorsanız oyunun dövüş sistemi iyice kavrayıp patır patır ölmemeniz lazım.

Yaşlandırma fikrini genel olarak beğendiğimi ve orijinal bulduğumu söyleyebilirim fakat oyunu acımasız hale getiren yegane aktörlerden de bir tanesi. Oyuna 20 yaşında başlıyorsunuz ve 70 yaşını aştığınız herhangi bir yaşa kadar dirilme hakkınız var. Yaş artışı ölüm sayınıza göre ilerliyor. Art ardına olan ölüm sayınız artarsa dirildiğinizde daha da yaşlı kalkıyorsunuz. Yani oyunda 20'den 70+'ya kadar 51 hak var fakat art ardına 10 kere ölürseniz oyun bitiyor. Yaş bu şekilde kümülatif olarak artış gösterdiği için her hata daha da yıkıcı oluyor ve oyuna alışma evresinde ciddi anlamda çok hata yapıyorsunuz. Alışma kısmına sabır gösterebilirseniz, oyunun düşündüğünüz kadar zor olmadığını görüyorsunuz. Benzettiğim Sekiro bunu çok kaliteli bir boss olan Genichiro ile yapıyordu. Genichiro çoğu kişi için Sekiro'nun kırılma noktası olmuştur çünkü asıl oyun onunla olan mücadeleniz ile başlıyor. O ana kadar gördüğünüz görmediğiniz, oyunda mümkün olan neredeyse her hareketi size karşı sergileyip bir anda üzerinize çöküyor. İyi oynayana kadar Genichiro'yu geçmeniz mümkün değil, geçebilirseniz de oyunun temel mantığını, dövüş mekaniğini çözüyorsunuz. Tasarım harikası bir boss gerçekten... Sifu bu konuda ciddi bir eksiklik çekiyor bence, sizi oyuna tam anlamıyla alıştıracak bir düşman veya unsur yok dayak yiye yiye oyunu oynamayı öğreniyorsunuz, oyun konsantre bir eğitim sunmuyor yerine her düşmanı ezberlemenizi istiyor. Dövüşmeyi değil düşmanınızı öğretiyor. Oyunda antrenman yaptığınız düşman da çok sıradan olunca ciddi düşmanların ve boss'ların sizi soktuğu durumu aktarma konusunda başarısız kalıyor. Bahsettiğim bu eksiklikten ötürü film ikinci boss'da kopuyor çoğu kişi için. Oyun o noktaya kadar alıştırmıyor ve ikinci boss çoğu kişiyi Oldboy'a çevirip sonra da tahtalı köye postalıyor. Bu durum alışma sürecini çoğu kişi için sancılı ve keyif alınmaz bir hale getiriyor haliyle de oyundan zevk almaya başlanan kısma gelmeden bırakmalarını sağlıyor. Yani oyunun acımasız yaşlandırma sistemi, yeterli olmayan alıştırma süreci ile birleşince ortaya suni bir zorluk çıkıyor bu da oyunun keyifli hale geldiği kısma ulaşmayı anlamsız bir biçimde zorlaştırıyor.

Dövüş mekaniği Sekiro'daki ile çok benzer bu yüzden keyifli bir yapısı var. Dövüştüğünüzü hissettiren bir oyun, heyecan çoğu zaman yüksek oluyor ve adrenalin dolu dakikalar geçiriyorsunuz. Bu olay beni oyuna ciddi anlamda bağlayan şey oldu, dibine kadar hissediyorsunuz dövüştüğünüzü. Oyunda hissedilen bu heyecan hem oynarken geriyor hem de oyunun sunduğu tecrübeyi özel kılıyor. Hata yapmanın oyundaki yıkıcı etkisi pata küte dalmanıza mani oluyor, düşünerek, planlayarak sanki öldüğünüzde kendiniz yaşlanacakmış gibi oynamanızı sağlıyor. Oyunun sunduğu bu heyecan dolu oynanış, en çok beğendiğim kısım oldu diyebilirim. Hata yapmanın yıkıcılığı ne kadar sinir bozucuysa da beraberinde getirdiği heyecan da oyuna bağlanmanızı sağlayan şey.

Kullanıcı dostu bir kayıt sistemine sahip oyun. Returnal bu konuda ciddi anlamda eleştirilmişti, Sifu bu konuda işleri zorlaştırmamış. Bahsettiğim kalıcı özelliklerin her an kaydediliyor olması güzel, bir bölümü erken yaşta bitirirseniz oyunun onu varsayması da iyi düşünülmüş. Öğrenilen ipuçlarının, edinilen anahtarların ve açtığı kestirmelerin Deathloop'dakine benzer bir biçimde kaydedilmesi de hoş olmuş. Oyun bu anlamda Returnal'daki gibi suni bir zorluk yaratmamış ve iyi işleyen bir kayıt sistemi sunmuş.

Toparlamak gerekirse oyunu sevdiğimi ve alışma süreci sonrası ciddi anlamda keyif aldığımı söyleyebilirim. Oyun, dövüş mekaniğini iyi tasarlanmış bir düşman, eğitim veya unsur üzerinden öğretmek yerine döve döve öğretiyor. Bu olay kümülatif bir biçimde ilerleyen yıkıcı yaş artışı sistemiyle birleşince sancılı bir alışma süreci geçiriyorsunuz ama oyunu kavrayıp iyi oynamaya başladığınızda, gerçek anlamda ilerleyiş gösterdiğinizde de oyunun keyfi ve heyecanı da bir başka oluyor ve dövüştüğünüzü sonuna kadar hissediyorsunuz. Mücadeleci yapıda bir oyun, heyecan dolu bir oynanış, sıra dışı bir roguelite arıyorsanız tavsiye ederim.



C
7 ay
Yarbay

The Forgotten City'i bitirdim, hakkındaki düşüncelerim:

Oyunu tüm sonlarını görerek bitirdim. Oyun dikkatimi hikayesine yapılan övgüler sonucunda çekmişti. Hakkında biraz araştırma yapınca oyunun aslında bir Skyrim modu olarak ortaya çıktığını ve yapımcısının bu mod'daki vizyonunu, fikrini daha da geniş bir perspektifle bambaşka bir kuruluma taşıyarak bu oyunu geliştirdiğini öğrendim. Öncelikle şunu söyleyeyim; yapılan övgüleri fazlasıyla hak ediyor oyun. Hikayesi harika bir şekilde kurgulanmış, katman katman açılan bir yapısı var ve bu şekilde gizemini son ana kadar çok iyi bir şekilde koruyor. Yapımcı hikayeyi uzman bir hikaye anlatıcısı edasıyla sunmuş oynayanlara ve bu şekilde çizgisel ilerlemeyen bir hikayede çok iyi bir tempo sunmayı başarmış.

Oyunun çok kaliteli bir hikayesi var, ilmek ilmek işlenmiş deyimi bu oyunun hikayesi için doğru bir ifade bence. Hikayeyi bu ilmekleri bir bir çözerek yavaş yavaş ortaya çıkarıyorsunuz ve buna rağmen oyun son ana kadar gizemini korumayı, sizin merakınızı esir altına almayı başarılı bir şekilde devam ettiriyor. Hikaye çizgisel bir biçimde anlatılmıyor, birçok farklı görev üzerinden elde ettiğiniz ipuçları sonucu sizin araştırmanız ile yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Yapımcı burada görevleri birbirine çok iyi bir biçimde bağlamış, bir görev aslında sadece kendisinden ibaret değil. Hikayeyi büyük bir makine olarak düşünürseniz oyunun görevleri makinenin dişlileri gibi oluyor. Her dişli bir diğerine bağlı; bazısı birkaçına bazısı sadece bir diğerine ama bir şekilde bağlı ve ahenk içinde döndüklerinde makinenin iyi bir biçimde çalışmasını sağlıyorlar. Bu görevleri çoğu zaman oyundaki karakterler aracılığı ile alıyorsunuz, bu görevlerin çoğu başka karakterlerin de dahil olmasını sağlıyor ve bu şekilde varsa onların da görevini alıyor veya en azından onları tanıyıp haklarında bir fikir sahibi oluyorsunuz. Görevleri yaptıkça, karakterleri tanıdıkça hikayeyi daha net bir biçimde kavramaya başlıyor ve işleyişe daha hakim oluyorsunuz. Bu görevlerin oyuncuya sunulma sırası da akıllıca dizayn edilmiş. Katman katman açıldığını söylemiştim hikayenin, oyun tesadüf eseri sizin bir sonraki katmana geçmenizi sağlayacak şeyleri önünüze hiçbir zaman çıkarmıyor. Çizgisel olmayan sunum şeklini kademe kademe size açıyor, her şeyi öğrenmeniz gereken zamanda öğreniyor ve bir sonraki aşamaya öyle geçiyorsunuz. Adım adım ilerleyerek oyunun harika bir şekilde sakladığını gizemini ortaya çıkarıyorsunuz. Bu da oyunu özel kılan şey oluyor. Aslında hikayenin bu kadar iyi olmasının sebebi harikulade anlatım biçimi, oyuncuya bunu sunma biçimi. Hikayenin sunuluş biçimi kendisinden daha önemlidir bence çünkü bir hikayeyi iyi yapan anlatanın aklındaki şekli ile değil, anlattığı kişinin aklına ne kadar aksettirdiği ile alakalıdır. The Forgotten City bunu muazzam bir biçimde yapıyor, iyi olan hikayesini olağanüstü bir biçimde size aktarmayı başarıyor.

Hikaye bahsettiğim gibi çizgisel anlatılmıyor. İşin aslı bu şekilde anlatılan hikayeler daha çok ilgimi çekiyor çünkü bu sefer bana anlatılan ile yetinmiyor hikayeyi bir ölçüde de kendim açığa çıkarıyorum. The Forgotten City gibi bunu iyi yapan oyunlar ile karşılaştığımda bu hikayelerden, sinematik sunumlu olanlardan aldığımdan çok daha fazla haz alıyorum. Bu tipte anlatımı benimsemiş birçok oyun var, yakın geçmişte çıkan Outer Wilds en güzel örneklerinden, yine bu anlatım tarzını benimseyen Bioshock -ki bu oyun kadar kaliteli hikaye sunan çok az oyun var-, Prey gibi klasikler bulunuyor. Her ne kadar bu anlatım tarzından keyif alsam da bu anlatım tarzının benimsendiği oyunlarda yer yer tıkanmalar yaşayabiliyorsunuz, bu da oyunun temposunu etkileyebiliyor. Örnek olarak verdiğim Outer Wilds'da bu tıkanmaları yer yer kesinlikle yaşıyorsunuz çünkü hikayenin anlatım biçimi ne kadar keyifli olsa da oyun size içeriğini bir anda sunuyor, yönlendirme konusunda hiçbir şekilde yardım etmiyor. Bu durum beni rahatsız etmemişti ama yer yer çoğu kişi gibi ben de tıkanmıştım. The Forgotten City'de böyle bir durum söz konusu değil. Yapımcı başarması zor olan bir şeyi yapmış, çizgisel olmayan anlatım biçimine kendini hissettirmeyen bir yönlendirme eklemiş. Bu yönlendirme sayesinde hiçbir zaman hikayede bir sonraki aşamaya olması gerekenden erken geçip bir anda boğulmuyorsunuz veya bir şeyleri geç öğrenip tıkanıp kalmıyorsunuz. Görevlerle ve sundukları ipuçlarıyla katettiğiniz ilerleme sizin marifetiniz ama o ilerleyişin basamaklarını bu kadar dahiyane bir biçimde yerleştiren yapımcının ta kendisi ve bu sayede hikaye, temponun ölmeye bu kadar müsait olduğu bir anlatım tarzında son ana kadar temposunu korumayı başarıyor. Yapımcının aldığı en iyi hikaye ödülleri boşa değil yani, hak etmesini sağlayan muazzam bir anlatım tarzı var.

Hikayenin neden iyi olduğundan ve neleri iyi yaptığından az çok bahsettim, biraz da kendisinden bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu yapımcının belirlediği limitlerin dışına çıkmadan, bir fikir vermesi için kısaca başlangıcından bahsedeceğim. Oyuna bir nehir kıyısında başlıyorsunuz. Nehrin kıyısına Karen isimli -sanki bir çağrışım yapıyor? Ama neyin çağrışımını yaptığını öğrenene kadar hayal dahi edemezsiniz.- bir kadını tarafından çıkarılıyorsunuz. Nehrin akıntısında bilinciniz kapalı bir şekilde sürüklenirken Karen sizi çekip çıkarıyor ve kurtarıyor. Bilinciniz kapalıyken Karen ceplerinizi karıştırıp hakkınızda bilgi edinmek istiyor ama hiçbir sonuca ulaşamıyor, sadece iki tane bozuk para buluyor. Bilincinizi kazanıp oyuna tam anlamıyla başladığınızda Karen ile konuşmaya başlıyorsunuz. Size durumu anlatıyor ve benzer şekilde birkaç saat önce kurtardığı Al ismindeki başka bir adamdan bahsediyor. Bu adamın yaklaşık bir saat önce ormandaki harabelere gittiğini söylüyor ve onu kontrol etmenizi istiyor. Sizde sizi kurtaran kişiyi kırmayıp harabeye gidiyorsunuz. Harabelerde Al'in çantasının önünde durduğu bir kapı ve üstünde asılı olan bir not buluyorsunuz. Notta Al, unutulmuş olan bir Roma şehrini bulduğunu ve merakına yenip düşüp keşfetmeye gittiğini söylüyor. Siz de merakınıza yenik düşüyor ve kapıdan içeri girip bu şehri keşfetmek istiyorsunuz. Kapıdan içeri girdiğinizde ayağınızın altındaki platform ters dönüyor ve yüzlerce metre aşağıda bulunan bir hamamda buluyorsunuz kendinizi. Hamamı araştırmaya başladığınızda etrafın altın heykellerle dolu olduğunu görüyorsunuz. Bu heykeller sürekli size fısıldıyor ve arkanızı döndüğünüzde kafalarını size çeviriyor. Olaya anlam veremiyor, hamamın çıkışına yöneliyorsunuz. Burada bir levha ile karşılaşıyorsunuz, levhada "Birinin günahı yüzünden herkes acı çekecek." yazıyor. Buna da anlam veremiyor ve hamamda çıkıyorsunuz. Sizi unutulmuş şehrin harabeleri karşılıyor, bu harabeler altın heykellerle dolu. Harabelerde ilerliyorsunuz, bir süre sonra kendini asmış bir ihtiyarın altın heykeliyle karşılaşıyorsunuz. İhtiyarın ayağının dibindeki taş tableti okuduğunuzda bunun Al olduğunu anlıyorsunuz. Al taş tablette sizi buraya yönlendirdiği için özür diliyor ve artık sadece iki yolun olduğunu belirtiyor. Ya ölüm ya da geçmişe giden kapı. Ölmek gibi bir fikir aklınızda yok, Al'in bahsettiği kapıya gidiyorsunuz. Kapıdan içeri girdiğinizde bir portalla karşılaşıyorsunuz, bu portala girdiğinizde kendinizi 2000 yıl öncesinde, harabelerinde gezdiğiniz unutulmuş Roma şehrinde buluyorsunuz ve hikaye tam olarak bundan sonra başlıyor.

Özetlemek gerekirse yazının neredeyse tamamının oyunun hikayesi üzerine olduğunu fark etmişsinizdir. Oynanış mekaniği, bölüm dizaynı, yapay zeka gibi diğer oyunlarda değerlendirmek için söz konusu olan şeylerden bir kere dahi bahsetmedim. Bunun sebebi bu oyunu muazzam yapan şeyin hikayesi olmasıdır, bu kadar özel kılan şeyin hikayesini olağanüstü bir şekilde anlatıyor olmasıdır, bunun bir oyundan ziyade tecrübe edilmesi gereken gizem dolu bir hikaye olmasıdır. Oyunlarda hikayeye önem veren, hikayedeki temponun sürekli korunmasını isteyen ve basmakalıp anlatım şekillerinden usanan biriyseniz, verdiğiniz zamanın karşılığında harika bir son görmek istiyorsanız bir dakika dahi düşünmeyin, alın oynayın.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi CheKD -- 22 Şubat 2022; 1:18:36 >

H
7 ay
Yüzbaşı

Merhaba benimle bağımsız oyun kardeşliği yapacak olan biri var mıdır? Ps5 sahibiyim.



< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
J
7 ay
Yarbay

Sizin özelinizde playstation Indie oyun indiriminden almak istediği oyun olan varsa yazsın ortak olabilirim beğenirsem. I am bread, silence, beyond blue bide survival oyunu vardı hayvan olduğumuz onu listeme aldım bunlar olur başka olur




Bu mesajda bahsedilenler: @hakkikarahan
V
6 ay
Yarbay

In Nightmare - Çıkış Fragmanı | PS5, PS4

https://www.youtube.com/watch?v=JRMAVlBS2Rg



V
6 ay
Yarbay

Cathedral - Çıkış Fragmanı | PS4

https://www.youtube.com/watch?v=T0pYGg93wmk



C
6 ay
Yarbay

Weird West'i bitirdim, hakkındaki düşüncelerim:

Weird West duyurusundan bu yana takip ettiğim bir oyundu, yapımcının geçmişinde Dishonored ve Prey gibi favorilerim arasında yer alan oyunlar bulununca haliyle yüksek bir beklenti içerisindeydim. Oyunu yaklaşık 45 saat gibi bir sürede tamamladım ve beklentilerimi karşıladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Oyun, ucubeler ve doğaüstü olaylarla dolu bir vahşi batı dünyasında tercihlerin önemli yer edindiği bir RPG olmayı ve bunu immersive sim türüne dahil oyunlarda olduğu gibi detaylı oynanış mekanikleri ile sunmayı hedeflemişti. Bu hedefini başarıyla yerine getirdiğini düşünüyorum. Oyunun gerçekten kendine has bir dünyası var ve içerisinde gelişen olaylar merak uyandırıyor. Başlangıçta seçimlerin etkisi pek hissedilmiyor ama oyun ilerledikçe alınan kararların ağırlığı daha da artmaya başlıyor ve kıvamında bir RPG konumuna geliyor. Çevre ile etkileşim ve oyunda yapabildiğiniz eylem sayısı tahmin edebileceğinizden çok daha fazla sayıda. Hikaye ilerledikçe tempo daha da yükseliyor ve olaylar daha da ilginçleşiyor bu da sizi oyuna daha çok bağlıyor. Kısacası oyun vaat ettiklerini fazlasıyla yerine getiriyor ve kendi tarzına sahip olan bir oyun olmayı başarıyor.

Oyunun hikayesi, 5 farklı karakterin hikayesi üzerinden size aktarılıyor. 5 farklı karakter, 5 farklı yolculuk, karakterlerin insanlıklarının bu yolculuklarda sınanışı, sonunda alacakları kararlar ve bu kararları alırken ki sebepleri oyunun anlatmak istediği ana hikayeye hizmet ediyor. Ana hikaye, temposunu her karakter değişiminde biraz daha arttırıyor ve kendini daha merak uyandırıcı bir hale getiriyor. Bu 5 karakter de gerçekten farklı durumlarda olan, farklı şekillerde sınanan kişiler ve yapacakları yolculuklarda onlara eşlik ediyorsunuz. Bir kelle avcısı, domuza çevrilmiş bir adam, bir kızılderili, cadı avlayan bir kurt adam ve sonunda bir cadının gözünden yaşadıkları durumları deneyim ediyor ve kararlar alıyorsunuz, oyunun sonunda etkisini gösterecek kararlar. Hikayenin anlatım tarzı sıradışı ve alışmanız biraz zaman alabilir ama anlatmak istediği hikaye ile çok uyumlu bir anlatım tarzı olduğunu düşünüyorum. Hikayeyi ve anlatım tarzını beğendiğimi söyleyebilirim. Kararların hikayeye etki edişini ve oyunun dünyasına etkilerini güzel bir biçimde yansıtmışlar. Farklı kararlar aldığınızda senaryonun ve dünyanın nereye doğru evrileceğini merak ediyorsunuz ve bu da her iyi RPG'nin özelliklerinden olan tekrar oynanabilirlik şansı doğuruyor.

Oyun vahşi batıda geçen doğaüstü olayların da etkili olduğu hatta geçmişini oluşturduğu adı gibi tuhaf bir dünyaya sahip. Açık bir dünyası yok, haritadaki noktalar arasında seyahat ederek ilerlediğiniz bir dünya tasarımına sahip. Zaman kavramı var, günler geçiyor ve oyunun dünyası ilerliyor. Bu yönlerden klasik Fallout oyunlarını bana anımsattığını söyleyebilirim. Zaman kavramı tabii ki Fallout 1'deki gibi oyunun seyrini değiştirecek kadar etkili değil, yani oyunu belli bir gün sayısı içerisinde bitirmek zorunda kalmayacaksınız. Zaman kavramını oyunun dünyasının ilerlediği hissini vermek için kullanmışlar ve başarılı da olmuşlar bence. Oyundaki gazeteler zamanın aktığını güzel bir biçimde size aktarıyor, eylemleriniz sonucunda dünya ilerliyor ve daha farklı bir hal alıyor. Gazeteleri takip etmek bu anlamda önemli, bu sayede yeni şeyler öğrenip bazı yan görevlere de ulaşabiliyorsunuz. Her karakterin oyunun dünyasına etkisi farklı boyutlarda oluyor. Karakterlerin, yolculuklarını tamamlandığında vermiş olduğu kararlar oyunun dünyasını bambaşka bir hale sokabiliyor. Monoton bir dünyası yok yani oyunun, verdiğiniz kararlar ve yapmış olduğunuz eylemlere göre şekillenen bir yapısı var.

Oyunun oynanışı çok yönlü bir yapıya sahip, isterseniz olabildiğince az sayıda karakteri öldürerek -belki de hiç öldürmeden, ama emin değilim- bitirebilirsiniz veya herkesi öldürerek bitirmeyi tercih edebilirsiniz. Gizli ilerlemek isterseniz gerçekten birçok farklı yöntem mevcut, aynı şekilde vura kıra ilerlemek isterseniz silahlarınız, yetenekleriniz ve çevre ile etkileşim sayesinde tam bir hayduda dönebilirsiniz. Oyundaki mekanların bölüm tasarımı farklı şekillerde ilerlemeye olanak sağlayan cinsten yapılmış. 

Karakterlerin iki farklı yetenek ağacı var. İlki tüm karakterler için geçerli ve bir defalığına geliştirmek yeterli olan perk'leriniz, bunlar dükkanlarda alışverişi indirimli yapma, gizli ilerlerken daha hızlı ilerleme veya canın daha da yüksek olması gibi genel yetenekler. İkincisi ise karakterlerin kendine has yetenekleri ve silahları için kullanabildiği yetenekler, bunlar kalıcı değil ve her karakter değişiminde sıfırdan geliştirmeniz gerekiyor. Sıfırdan geliştirme ifadesi tedirgin etmesin zira bu yetenek ağacında ilerlemenizi sağlayan puanları karakterler arası aktarma şansınız mevcut, bu yüzden puanlar boşa gitmiyor. Bu yetenek ağacında silahlar için verdiğiniz yetenekler hep aynı oluyor fakat karakterlerin kimliğine göre açtığınız yetenekler farklılık gösteriyor. 

Karakterin yanına isterseniz iki tane de yoldaş karakter alabiliyorsunuz. Bu konuda oyun oldukça çeşitli, yanınıza yolculuklarını tamamladığınız karakterleri alma şansınız var. Yani kurt adamı kontrol ederken kelle avcısı ve kızılderili karakteri yolculuğa dahil edebilirsiniz. Yolculuk esnasında kurtardığınız karakterler sizin dostunuz oluyor ve onlarla da yolculuğa çıkabiliyorsunuz. Son olarak para ödeyerek tuttuğunuz yoldaşlar var bunlar eğer oyundaki namınız yürürse para istemeden size katılıyorlar. Bu yoldaşların en büyük avantajı beraberinde getirdikleri envanterleri, çatışmalarda falan sağladıkları yardım bunun yanında sıfır kalır öyle diyeyim çünkü belki de oyunun gözümdeki en olumsuz yanı olan, adeta bir çile olan envanter yönetimini biraz olsun kolaylaştırıyorlar. Oyundaki envanteriniz başlangıçta neyse sonda da o, geliştirme şansı yok maalesef ve bu cidden bir süre sonra çileye dönüyor. Yanınıza yoldaş karakterler ve at alarak bunu bir nebze olsun azaltabiliyorsunuz. 

Karakter yolculuklarını tamamlayıp bir sonraki karaktere geçtiğinizde yolculuk angarya işlerle başlıyor. Bunlar ne derseniz şöyle açıklayayım: Oyunda satın aldığınız at sadece o karakterin oluyor, yani her karaktere yeni bir at almanız lazım, almazsanız mekanlar arası seyahat daha da uzuyor. Önceki karakterde veya karakterlerde kalan eşyalarınızı gidip bizzat ondan teslim almanız lazım yoksa erişme şansınız yok. Bankada kendinize kasa açtırabiliyorsunuz ama sınırlı miktarda eşya koyabiliyorsunuz buraya bu yüzden sahip olduğunuz tüm eşyaları buraya aktarmak söz konusu değil. Kazandığınız para da aynı at gibi aktarılmıyor bir sonraki karaktere. Yetenek puanlarını ve sahip olduğunuz anahtarları da bir önceki karakterle konuşmadan alamıyorsunuz. Bu geçiş olayı oyunun temposunu yavaşlatan bir etken ne yazık ki, daha rahat bir geçiş süreci tasarlanabilirdi diye düşünüyorum.

Oyunda farklı tipte görevler bulunuyor. Her karakter sahip olduğu ana görevlerin yanı sıra kasabalardan kelle avcılığı görevi alabiliyor, bunlarla güzel para ve unvan kazanabiliyorsunuz. Hedefi isterseniz öldürebilir isterseniz de yakalayıp şerife teslim edebilirsiniz. Teslim ettiğiniz durumlarda kendisi, öldürdüğünüz durumda da yancısı duruma göre kan davası başlatabiliyor. Farklı tipte yan görevler mevcut. Getir-götür tarzı sürekli çıkan da var, güzel bir ilerleyişi olan ilginç görevlerde. Çoğu görevi tamamladığınızda sonucu genelde gazetede yayınlanıyor ve dünyaya etkisini öğrenebiliyorsunuz.

Özetlemek gerekirse Weird West fazlasıyla detaylı ve dolu olan bir oyun. Yüksek beklentiyle oynamaya başlamıştım ve bitirdiğimde de memnun ayrıldım. Güzel bir RPG-immersive sim karışımı çıkmış ortaya. Oyunun dünyasını ve bu dünyanın dinamik bir yapıda olmasını beğendim, detaylı yapısı hoşuma gitti. Envanter yönetimi ve karakter arası geçişlerin angarya olması gibi sıkıcı şeyler var ama benim için genel deneyimin önüne geçmediler. Fallout tarzı klasik RPG oyunlarını seviyor, immersive sim oyunlardaki detaylı yapıyı beğeniyor ve farklı bir dünya arıyorsanız tavsiye ederim.



C
6 ay
Yarbay

Tunic'i bitirdim, hakkındaki düşüncelerim:

Tunic'i ilk olarak yapımcısı demo yayınladığında görmüş ve deneyim etmiştim. Demosu genel olarak fena değildi, iyi bir izlenim bırakmıştı ama oyunun nihai hali ile şimdi kıyaslayınca çok farklı hisler yaşattığını belirtmeden edemeyeceğim. Demosunda kendine has tasarımları ile souls-like olmak isteyen sevimli bir oyun izlenimi veriyordu. Nihai ürün ise resmen iç içe durumda olan 2 farklı oyundan oluşuyor. Tunic'in yüzeyi yine demosunda da olduğu gibi sevimli bir souls-like ama bu yüzeyi kazıyıp biraz derine inerseniz akla ziyan bir macera, bulmaca oyunu ortaya çıkıyor. Oyunun bu macera kısmının yaşattığı deneyim tarif edilemez derecede keyifli ve bu maceranın sırlarını çözmek inanılmaz decede tatmin edici. Yavaş yavaş oyunun sırlarını çözdükçe maceranın ne kadar derine indiğini fark ediyor ve bunun bir parçası oluyorsunuz. Bu macera tüm dikkatinizi isteyen ve karşılığını verecek olan bir yolculuk. Çoğu kişi bu oyunu bir şeylerin klonu olarak tanımlıyor ama bu oyun bana göre bir klondan çok daha fazlası, kendi karakteri olan gerçek bir macera oyunu.

Oyunun bahsettiğim gibi iki farklı yönü bulunuyor. Yüzeyi temsil eden kısım; souls-like dövüş mantığında sunulan, metroidvania tipinde bir dünyada ilerlediğiniz keyifli ve mücadeleci bir aksiyon oyunu. Bu kısımda karakteri birçok yönden geliştiriyor, düşmanları alt edip oyunun ilk sonuna varmış oluyorsunuz. Bu yüzeyin altında ise sayfa sayfa topladığınız ve içerisinde yazanların çoğunu anlamadığınız kitapçığın beraberinde getirdiği sırlar ve bunları çözerek ortaya çıkardığınız birçok bulmaca bulunuyor. Bu bulmacalar öyle alelade koyulmuş, herhangi bir amaca hizmet etmeyen şeyler değil, her biri çıktığınız bu maceradaki adımları temsil ediyor. Her bulmaca bu macerada gerçeğe doğru bir adım atmanızı ve ona daha da yaklaşmanızı sağlıyor. Bu şekilde ilerleyerek de oyunun ikinci sonunu alıyorsunuz. Yani Tunic'in içerisinde barınan iki farklı oyunun da size farklı farklı getirileri oluyor ve bu kadar farklı hissettiren iki deneyimin bu denli bir bütünmüş gibi sunulabilmesi ciddi bir başarı bana göre. İki kısım da birbiriyle o kadar iç içe ve doğru bir biçimde bir araya getirilmiş ki genel deneyim müthiş derecede zevkli oluyor. Aksiyon ve macera dengesi çok güzel ayarlanmış, mantığı olan ve ilerlediğinizi hissettiren bulmacalar oyunun gizemini ve keşif hissini çok güzel oluşturmuş. Her şeyi kararında ve doğru bir biçimde yaptığı için Tunic gözümde komple oyun olarak tanımlayacağım bir oyun statüsünde. 

Oyunun hikayesi de içerisindeki çoğu şey gibi bir gizem adeta, gerçekten merak eden oyuncuların ulaşabileceği bir yapıda ve ilgilenmezseniz öğrenmeniz mümkün değil. Arka planda birçok olay gelişiyor ama siz eğer kitapçığı tamamlayıp sırları çözmez ve bu oyunun kendine has dilini çözmezseniz bunları fark etmeniz mümkün değil. Sadece hikaye anlamında geçerli değil, oyunun içeriğinin büyük bir kısmı için geçerli bu dediğim şey. Başta da belirttiğim gibi bu oyun ciddi anlamda dikkatinizi ve zamanınızı istiyor ve eğer bunu verirseniz, karşılığını yaşattığı olağanüstü macera ile veriyor. Tunic emek vermeniz gereken bir oyun ama karşılığını da fazlasıyla veren bir oyun aynı zamanda. Hakkını verirseniz hak ettiğinizi alırsınız.

Yazı içerisinde birçok kez bir kitapçıktan bahsettim, nedir bu kitapçık gibi bir soru oluşmuş olabilir aklınızda. Bu kitapçık oyundaki eliniz, ayağınız, yol göstereniniz, yardımcınız kısacası her şeyiniz. Bu kitapçık oyunun başında size öyle hemen verilen bir şey değil. Oyunun dünyasında yer yer normal bir şekilde rahatça ulaşabildiğiniz yer yer ise çeşitli bulmacalar çözerek veya yeni bir özellik kazanarak ulaşabildiğiniz sayfaları toplayarak oluşturduğunuz bir rehber. Her sayfa size farklı bir bilgi, farklı bir ipucu, farklı bir sırrın varlığını gösteriyor. Her sayfanın bir anlamı var, her sayfa macerada size yardım edecek bir kaynak ve dahası bu kitapçık bir bütün haline geldiğinde de bir şey temsil ediyor ama onun ne olduğunu yazmayacağım. Onu çözdüğünüz zaman bu oyun neymiş yahu diyorsunuz resmen. Adım adım çözülen sırların sonunda ulaşılan gerçeğin yaşattığı tatmin duygusu tarif edilemez, yaşamanız lazım. Kitapçık üzerinden oynayanı yönlendirme olayını çok beğendim, harika bir fikrin muhteşem bir şekilde uygulanması sonucu ortaya çıkan akıl dolu bir olay.

Oyunda keşfetme hissini çok güzel bir şekilde sağlamışlar ve oyunun sahip olduğu gizemi son ana kadar korumayı çok güzel bir biçimde başarmışlar. Her bir bulmacayı çözdüğünüzde oyunun mantığına ve bulmacaların işleyişine daha da aşina oluyor, sonraki bulmacaları daha da rahat çözüyorsunuz. Oyunun bazı noktalarını çözdüğünüz vakit gerisi çorap söküğü gibi geliyor gerçekten. Oyunun aksiyon kısmındaki ilerleyiş, daha ilk dakikadan kavrayabileceğiniz bir yapıda ama macera kısmını oluşturan bölümlerdeki ilerleyişi her bir sırrı çözdüğünüzde daha iyi kavrıyorsunuz. Bu kısmı nasıl oynayacağınızı öyle hemen çözmüyorsunuz kısacası, kafa patlatarak mantığı anlamaya çalışıyor ve bu mantığı genel bir çözüm yöntemi haline getiriyorsunuz. Bu çözüm mantığını oluşturduğunuz zaman sırları peşi sıra açığa çıkartıyorsunuz.

Toparlamak gerekirse, Tunic beklediğimden çok daha fazlası çıkan bir oyun oldu benim için. Macera oyunu dendiğinde aklıma gelen ilk örneklerin arasına girebilecek kadar sağlam bir deneyim yaşattı. İçerisinde aksiyon ve macera yönü olan iki farklı yapıda oynanış bulundurmasına rağmen bunu bir bütünmüş gibi o kadar iyi sunuyor ki iki farklı yön birbirini çok iyi bir biçimde destekliyor ve genel deneyimin daha iyi bir konuma ulaşmasını sağlıyor. Oyundaki kitapçığın rehber ve yol gösterici konumda olmasını çok beğendim, dahiyane bir fikir ve oyuna kendi karakterini kazandırmış bence. Zelda oyunlarını anımsattığı için birçok yerde benzetiliyor doğal olarak, yer yer klon bile deniyor ama bu oyun bence bir klon olarak adlandırılmayacak kadar kendi karakterine sahip. Oyun oynamayı seviyorsanız, macera hissini dolu dolu yaşamak istiyorsanız sonuna kadar tavsiye ediyorum, kesinlikle oynayın.



C
5 ay
Yarbay

https://www.youtube.com/watch?v=WMXi4QG19aA&feature=youtu.be
3 Mayısta çıkış yapacakmış. Beklediğimden çok daha erken geliyor, memnun etti bu durum. Çıkış gününden Gamepass'de olacak.

https://www.youtube.com/watch?v=LgbDS4Q91jQ&feature=youtu.be
Bu oyun da bir süre önce duyuruldu ama ne konuda ne de oyun forumlarında pek bahsi geçmeyince değinmek istedim. Bir süre önce demo yayınlandılar ve oynadım. Demosu çok sağlam bir oyunun geleceği izlenimini verdi bana, çıktığında Hollow Knight, Ori gibi bu türün zirvesinde olan oyunlara rahatlıkla rakip olacağını düşünüyorum. Şuan PC'de demosu bulunuyor, imkanınız varsa ve metroidvania oyun seviyorsanız bilhassa souls-like dövüş mantığına sahip olanları -2D Sekiro gibi oyun- kesinlikle deneyin. İlerleyen dönemde konsollara da demosu gelebilir, şuan oyun yapımı için para topluyorlar. İstedikleri miktara kısa bir sürede ulaştıkları için şuan ekstralar için destek geliyor.



C
4 ay
Yarbay

Next Fest etkinliğinde denediğim demolar ve hakkındaki fikirlerim:

Metal Hellsinger

Oyunun mekaniği iyi düşünülmüş, bir ritim oyunu olarak büyük ihtimalle başarılı olacak. Ben daha çok rock müziğin aksiyona ritim uydurduğu bir FPS oyunu bekliyordum ama tam tersi durum söz konusu aksiyon müziğe ayak uyduruyor, yani oyunda ritim tutmak istiyorsanız müziğin gidişatına göre silahlarla ritim tutturmak gerekiyor bu da bu oyunu bir FPS'den çok ritim oyunu haline getiriyor. Müziğin inişi çıkışını iyi takip edip ona göre oynamak lazım yoksa keyif almak pek mümkün değil, ritim tutturamazsanız sıradan bir oyun haline geliyor. Oyunu kuralına göre oynamaya alışırsanız sevebilirsiniz ama normal bir FPS gibi oynamayı denerseniz sıradan gelebilir.

Anger Foot

Etkinlikle en çok beğendiğim demolardan bir tanesiydi kesinlikle. Aksiyonu güzel, oynaması keyifli, kafası çok başka bir oyun yapmışlar. Aksiyon kısmında Hotline Miami kadar adrenalin dolu ve keyifli bir oynanışı var, hatta FPS Hotline Miami olarak görüyorum bu oyunu. Vuruş hissi gayet iyi ve temposu güzel, bam bam tekme indire indire, ateş ede ede gidiyorsunuz. Hotline Miami tarzı aksiyon seviyorsanız kesinlikle şans verin. Çıktığında direk alacak kadar beğendim oyunu.

Gloomwood

Çifte kavrulmuş hardcore oyun resmen bu. Bir tarafta hayatta kalma korku diğer tarafta gizlilik odaklı immersive sim oynanışı, bir araya gelmişler ve duble hardcore oyun ortaya çıkmış. Gizlilik kısımları ve ele alınan detaylar bana eski Thief oyunlarını anımsattı, onda da elini kolunu sallayıp rahat rahat ilerlemek söz konusu değildi. Olabildiğince dikkatli gitmek lazım, aksiyona dalınacaksa iyi kaynak yönetimi lazım yoksa üstünüze çöküyorlar. Ortam güzeldi, bölüm tasarımı da gayet iyiydi demoda. Etrafı keşfeden oyuncuyu ödüllendirme üzerine kurulmuş bir bölüm tasarımı var. Yakında erken erişim olarak çıkacakmış, takip ettiğim oyunlar arasına aldım. Duruma göre erken erişim aşamasında almayı düşünüyorum.

Midnight Fight Express

Bir süredir takip ediyordum bu oyunu, demoyu görünce denedim. Güzel bir aksiyon oyunu çıkacak gibi duruyor, dövüşler ve çatışma kısmı iyiydi genel olarak. Ateşli silahların vuruş hissi güzel ama yakın dövüşte biraz daha çalışmaları gerek bence, fena bir vuruş hissi olmasa da göründüğü kadar tatmin edici hissettirmiyor. 3 bölüm koymuşlar demoya, ateşli silah kısmı çok azdı ama fikir vermeye yetti. Suit For Hire gibi akıcı hissettirdi o kısa kısımda bu da yeterli oldu benim için. Yetenekler kısmı detaylı, geliştikçe etkisini dövüşlerde görüyorsunuz. Bir iki gelişim yaptıktan sonra oyun Batman Arkham oyunlarına dönmeye başlıyor zaten, dövüşmek çok rahat ve keyifli hala geliyor. Dediğim gibi tek sıkıntı görünen kadar iyi hissettirmiyor vuruş hissi o da halledilirse çok keyifli bir oyun olacak bence.

Hell Pie

Takip ettiğim oyunlardandı, demosunu genel olarak beğendim. Güzel bir platform oyunu izlenimi verdi ama bu oyunu ön plana çıkaran olay türü ve oynanışından ziyade kurulumu ve karakterleri. Oyunda Nate isimli küçük bir şeytanı oynatıyorsunuz, görevi ise başka bir şeytan için yapılan doğum günü pastası malzemelerini toplamak. Bu görevinde evcil hayvan olarak yanında gezdirdiği melek Nugget da ona eşlik ve yardım ediyor. İkilinin acayip bir kafası olan bu dünyada malzemeleri toplayışına tanık oluyorsunuz. Demonun giriş kısmında serbestsiniz sonrasında açık dünyaya çıkıyorsunuz ve burada 15 dakika oynama hakkınız var. İyi fikir veren bir demo, platform oyunlarını seviyorsanız takibe almanızı tavsiye ederim, kaliteli bir yapım çıkabilir.

Bio-Gun

Bu oyunu geçtiğimiz demo festivalinde oynadığım Haiku, Lone Fungus ve Transmute gibi oyunların sayfasında görünce takibe almıştım. Bu festivalde demosunu görünce bunu da denemeye karar verdim. Bahsettiğim üç oyun başta sadece birbirlerinin reklamını yapıyordu sonra bu tayfa genişlemiş ve aralarına Bio-Gun gibi 4 oyun daha katılmış. Bio-Gun dışında eklenen yeni oyunlara bakma şansım olmadı ama bağımsız yapımcıların birbirini böyle ön plana çıkarması çok hoşuma gitti. Bu tayfadan ilk Lone Fungusu takibe almıştım sonra mağaza sayfasında diğerlerini görünce onları da deneyip beğendim ve bu sayede 1 değil 4 metroidvania oyunu takibe aldım. Oyunun demosuna geçersek, bu festivalde en çok vakit ayırdığım demo buydu ve aynı şekilde sonunu görmediğim tek demo da bu. Çok uzun demo koymuşlar, bu olumsuz olarak algılanmasın zira demoyu oldukça beğendim ama çıktığında alıp oynamak istediğimden daha fazla devam etmedim. Metroidvania türünde bir oyun dediğim gibi, metroid oyunlarına daha yakın bir yapısı var ama harita tasarımı da Hollow Knight'ı andırıyor. Gayet doyurucu bir demosu var ve oyunun nasıl olacağı hakkında çok net fikir sahibi olabiliyorsunuz. Oyuna dair en çok beğendiğim şey hikayesi ve geçtiği ortamın orijinalliği oldu. Oyunda Dooper Virus isimli bir virüs var ve bu virüs köpekleri öldürüyor. Köpeğinin ölmesini istemeyen bir bilim adamı domuz DNA'sından bir tedavi geliştiriyor ve bu tedaviyi son umut olarak köpeğine enjekte ediyor. Köpeğe enjekte edilen domuz siluetindeki tedavi ana karakteriniz ve hayvanın içerisinde gezip virüsü öldürüyor, onu iyileştiriyorsunuz. Hikayenin orijinalliği hoşuma gitti, bunu uygulamaya dökmüş olmasını da bir o kadar takdir ettim. En çok beğendiğim demolardan oldu, çıktığında almayı düşünüyorum.

Hard West 2

İlk oyunu yıllar önce oynamıştım ama pek sarmadığı için uzun süre oynamadan bırakmıştım. İkincisi duyurulunca ve demosu festivale dahil olunca herhangi bir gelişim var mı diye merak edip denedim ve memnun ayrıldım. Çok daha keyifli ve akıcı bir oyun izlenimi verdi ilkine kıyasla. Mücadeleler ilk oyuna kıyasla daha hareketli ve dinamik geçiyor. Bunda ekledikleri yeni Bravado mekaniğinin de katkısı var bence. Bravado dediğimiz şey sayesinde sıra tabanlı oynanış dinamizm kazanıyor ve doğru hamleler yaptığınızda oldukça akıcı bir hale geliyor. Bravado mekaniği o tur içerisinde seçtiğiniz karakter birini öldürürse aksiyon puanının yenilenmesini sağlıyor ve karakterin tekrar tam kapasitede hareket etmesine olanak sağlıyor. Doğru hamleler ile art ardına düşmanları indiriyor ve bir sıra tabanlı oyundan beklenmeyecek kadar hızlı bir şekilde ilerlemeye başlıyorsunuz. Sıra tabanlı oynanış kısmı hamleleriniz ile oluşturduğunuz tempoya bağlı olarak çok daha keyifli bir hale gelebiliyor. Demoyu sonunu görecek kadar beğendim ki kısa bir demo da değildi. Oynarken keyif aldığım bir demo oldu, çıktığında uygun olursa almayı düşünüyorum.

The Tarnishing of Juxtia

Yakından olmasa da bir süredir takip ettiğim bir oyundu. Festivale demo koyduklarını görünce bunu da denemeye karar verdim. Oyunu kısaca tanımlamak gerekirse 2D Dark Souls, baştan aşağı bir dark souls kopyası bu oyun. Salt and Sanctuary kadar benzerliğe sahip bir metroidvania oyunu. Eşya açıklamalarında hikaye anlatma, karakter gelişimindeki nitelikler, atak gücünün niteliklere göre ölçeklenmesi, görevler, boss'lar, dövüş mantığı her açıdan Dark Souls kopyası olan bir oyun. Bu olumsuz bir şey değil bence, iyi yapıldığında gayet de beğendiğim bir şey hatta ve bu oyun genel olarak iyi yapmış bence. Demosu fikir edinmek için yeterli uzunluğa sahip, bu tarz oyunlar seviyorsanız şans verin pişman etmez.

Nitro Kid

PC Gaming Show'da görünce takibe almıştım, hemen demo eklemişler sıcağı sıcağına denedim. Demo fena değildi ama yapımcı nedense gidip daha zor olan 2.bölümden başlatmaya karar vermiş oyunu ve demoyu oldukça zor bir hale getirmiş. Oyun temelinde bir kart oyunu, ana karakter dövüşçü bir arkadaş ve elinizdeki desteye göre agresif, dengeli veya defansif olarak düşmanlarınız ile yakın dövüşlere giriyorsunuz. Oynadığım kadarıyla kartlar arası sinerji oluşturup öldürücü kombolar yapmak mümkün ama dediğim gibi demonun ekstra zorluğundan ötürü pek ilerlemedim. Demoyu oyunun temel kısımlarını aktaran bir başlangıç ile sunup devamında ilk bölümü oynatsalar daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Genel olarak fena olmayan bir demo, kart oyunlarını seviyorsanız bakabilirsiniz.

Dome Keeper

Takip ettiğim bir oyun değildi, etkinlik sayfasında görünce merak edip denedim. Oldukça güzel bir demoydu, hoşuma gitti ve çıktığında almaya karar verdim. Oyunun ana olayı basit ama oynaması oldukça heyecanlı ve keyifli. Oyunda bir kubbeniz var, bu kubbeye düzenli aralıklarla uzaylılar saldırıyor ve siz bu kubbeyi sağlam tutup bu uzaylıları defetmeye çalışıyorsunuz. Bunu yapmak için kubbenizin altını oyup maden aramalı ve sürekli olarak hem kubbenizi hem de kendinizi geliştirmeniz gerekli. Bir yanda gelişim ve tamirat için madencilik yapıyor diğer tarafta gelen uzaylı saldırılarını defedip hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Oyun başınızı kaşıyacak zamanı bile vermiyor size, mantıklı hareket edip doğru geliştirmeler yaparak hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Bu oyun döngüsünü beğendim ve dinamik buldum, demoyu sadece 1 kere bitirdim ama devamı da varmış baktım. Çıktığında devam ederim diye 1 kere bitirdiğimle bıraktım. Heyecanlı oyun arıyorsanız tavsiye ederim, keyifli bir oynanışı var.

Cult of the Lamb

Tanıtıldığında hoşuma gittiği için takibe almıştım, etkinlik sayesinde bunu da denedim. Klasik bir roguelite'dan farklı olacak bir yapısı var, oyunda kendi kültünüzü kuruyorsunuz, bu kült büyüdükçe oyun daha da açılıyor ve gelişmeye başlıyorsunuz. Fakat demo oyunun bu kısımlarını gösterme konusunda pek yeterli değil, demoda görünen kısım oyunun klasik roguelite kısmı. Genel olarak fena değildi demosu ama öne çıkan kısmını demoda biraz daha iyi göstermelerini isterdim açıkçası. Kısa bir demo koymuşlar, fikir edinmek için pek yeterli değildi bence.

Stasis: Bone Totem

The Brotherhood'un üçüncü oyunu olacak bu arkadaşı tanıtıldığından beri takip ediyorum, ilk demo yayınladıklarında kaçırmıştım ama bu sefer kaçırmadım ve denedim. Önceki iki oyun gibi klasik bir macera oyunu bu da, genel olarak oynanışta gelişmeler var tabii ki ama özünde aynı oyun. Bu iki birader Sanitarium tarzı oyun yapmayı seviyor ve bunu genel olarak iyi de yapıyorlar bence. Önceki iki oyununu da oynayıp beğenmiştim bunu da çıktığında alıp oynamayı düşünüyorum. Stasis'in devamı olacak bu oyun bu yüzden ilgilenenler ilk önce ona ve öncesini anlatan bedava oyun Cayne'e bakabilir. Bir önceki oyun Beautiful Desolation'da Mick Gordon ile çalışmışlardı bu sefer orijinal Fallout oyunlarına ve Wasteland'a müzik yapan Mark Morgan ile anlaşmışlar. Atmosfer yaratma konusunda başarılı bir firma bunu iyi müziklerle de destekliyorlar. Ayrıca bu kadar niş oyun yapmalarına rağmen Türkçe desteğini yine es geçmemiş olmaları takdir edilesi bir şey. Üç oyun yaptılar üçünde de Türkçe desteği mevcut. Dediğim gibi klasik tarzda macera oyunlarını seviyorsanız kesinlikle şans verin hatta önceki iki oyunu da inceleyin, üzmez.

Signalis

Bir süredir takip ettiğim bir oyundu, demosu gelince bunu da denedim. Bu arkadaşın demosu da beklediğimden kısaydı, demo bittiğinde tadı damağımda kaldı. Oyuna dair fikir edinmenize yetecek uzunlukta bir demo ama oyuna olan beklentinizi daha da arttıracak kadar uzun olan bir demo değil. Oyun hayatta kalma korku türünden, eski Resident Evil'lar gibi bir yapısı var. Hayatta kalma korku oyunlarını seviyorsanız demoya mutlaka bakın, iyi bir oyun olacağını düşünüyorum, çıktığında almayı planlıyorum.

Earth's Shadow

Demoları incelerken denk geldim, Returnal'ı andırdığı için denedim. Gerçekten de Returnal'a benzeyen bir yapısı var ama oyun demo sunacak kadar hazır bir durumda değil bence. Demoda oyunun temelini, birkaç iyi şeyini görüyorsunuz ama çok fazla köşeli ve genel olarak iyi bir deneyim sunmuyor. Bir süre takip etmeye karar verdim, yapımcısı oyunu tek başına geliştiriyormuş. Daha yolu uzun bence, acele etmeyip doğru bir şekilde geliştirirse güzel bir roguelite aksiyon oyunu çıkabilir.

Trepang 2

Demolara bakarken keşfettiğim bir başka oyun da bu, yapımcısının bu oyundaki iddiası F.E.A.R. serisinin ruhani devam oyununu yapmakmış. Demoyu denedikten sonra amaçladıkları şeyin bu olduğunu daha net bir şekilde anladım zaten. Demoya gelecek olursak gerçekten F.E.A.R.'a benzeyen bir yapısı var. Hem aksiyon hem de gizlilik sunuyor ama aksiyon kısmı çok daha cazip geliyor. Vuruş hissi olması gerekenden çok daha iyi, aksiyonu çok yoğun bir oyun, arka planda da gaz müziği verip ateşi körüklüyorlar. Demoda oyunun aksiyonunu beğendim ama sadece böyle aksiyon sunmaktan daha fazlasını yapmaları lazım eğer kendilerini F.E.A.R.'ın devamı olarak görüyorlarsa.

Ghost Song

Bu oyun ta 2013'de duyurulmuş bir oyun, ben o zamandan beri takip etmesem dahi hatrı sayılır bir süredir takip ediyorum ve demosu çıkınca hemen indirip denedim. Metroid oyunlarına benzeyen bir yapısı var bu olayı hoşuma gitti, videolardan ve tanıtımlardan böyle bir oyun çıkmasını bekliyordum zaten. Doyurucu bir demo koymuşlar, boss dövüşü, oyun yapısı, oynanışa dair gayet yeterli fikir edinebiliyorsunuz. Her şeyi yapmak isterseniz 2 saate yakın süren bir demosu var, Metroid tarzında metroidvania oyun seviyorsanız kesinlikle şans verin. Yapımcısı oyuna yıllarını verdi ama nihayetinde bu sene içerisinde oyun çıkış yapacak. Demoda gördüklerim hoşuma gittiği ve uzun süredir takip ettiğim için çıktığı zaman almayı düşünüyorum.

Moonscars

Takip ettiğim oyunlardan bir tanesi de Moonscars'dı, demo gelince buna da şans verdim. Demonun başlangıcı ilgi çekiciydi ve konusu merak uyandırıcı geldi, yani baştan yakaladı. Oyun kısmına geçince de fena bir deneyim sunmadı ama kısa sürdü, kısa olan demolardan bir tanesi de buydu. Boss dövüşü diye koydukları şey şaka gibi bir şeydi bu yüzden eksik hissettirdi bu açıdan. Yine de dediğim gibi açılışı ve konusu ilgimi çektiği için çıktığı dönem uygun olursa almaya karar verdim. İlginç bir dünyaya ve atmosfere sahip olacağa benziyor.



H
2 ay
Onbaşı

Selam dostlar.

PS4 üzerinde RPG veya FPS indie oyun arıyorum.

What Remains of Edith Finch, Lake Ridden, The Occupation, Draugen, Close The Sun, Conarium gibi olmasını istiyorum. Hikaye odaklı falan.

PSn üzerinde bu tarz oyun bulamadım.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
2 ay
Yarbay

Outer Wilds ve ek paketi Echoes of the Eye'a bakabilirsin. Müthiş bir keşif oyunudur ve keşfederken de hikayeyi yavaş yavaş açığa çıkarıyorsun. Çok sağlam bir deneyim, PS+ Extra ve Premium'a dahil sanırım ana oyun, beğenirsen ek paketi alıp ona da bakabilirsin.

The Forgotten City'nin hikaye anlatımı da çok kalitelidir hatta bu kadar iyi anlatabilen çok oyun yok. Hikayeye önem veriyorsan es geçme.

Return of the Obra Dinn aynı şekilde çok kaliteli ve farklı bir oyundur, atmosferi akışı eşsiz bir oyun. Tavsiye ederim.

Pathologic 2'ye bakabilirsin, orijinal bir oyun ve hikaye ile atmosferi ön plana çıkarma konusunda iyi.

Chernobylite da hikaye konusunda başarılı bir oyundur, STALKER oyunlarını seviyorsan ayrı bir cazibesi de var her ne kadar pek benzemese de oyunun akışı.

Inscryption yakında PS4'e çıkış yapacak, çıktığında kaçırma. Geçen senenin en iyi bağımsız oyunuydu açık ara bana göre, eşsiz bir deneyim.

Disco Elysium'a bakabilirsin, kendine münhasır bir kafası, dünyası ve hikayesi var. Çoktan tüm zamanların en iyi RPG'leri arasına girdi.

Beautiful Desolation pek RPG sayılmaz ama eski kafa kaliteli bir macera oyunudur. Hikayesi gayet güzel, oynaması keyifli bir oyun.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @Herid05
H
2 ay
Onbaşı

Yorumun için teşekkür ediyorum.

Pathologic 2, Return of the Obra Dinn, The Forgotten City ve Outer Wilds oyunlarını beğendim. Diğerleri MOBA tarzı olduğu için ısınamadım.
Chernobylite ise alpha süresindeyken PC de denemiştim bir oda da başlıyordu ama ilerleyememiştim. Şu anda oyun bitmiş ve ilerlenebilir durumda ise ona da bakacağım.

Aslında ben PC oyuncusuydum son 2 yıla kadar. PC de bu tarz oyunları rahatlamak için oynuyordum.
Özellikle bir önceki mesajımda belirttiğim oyunlar gibi olursa çok daha iyi olacak benim için. Belirttiğin oyunlara bakacağım. :)




Bu mesajda bahsedilenler: @CheKD
V
2 ay
Yarbay

Cult of the Lamb - 90 Mins of PS5 Gameplay

https://www.youtube.com/watch?v=_8NfWJVfE4w



V
2 ay
Yarbay

Indie Kulübü: The Artful Escape Nasıl Bir Oyun?

https://www.youtube.com/watch?v=DXMaVixZXFk



L
geçen ay
Yüzbaşı

https://www.youtube.com/watch?v=k6BH-s61nuQ
Aralarında eski CD Projekt Red geliştiricilerininde olduğu Bang-On Balls Chronicles için 12 eylül tarihinde büyük bir genişleme paketi geleceği duyuruldu.

Sevimli yumuşak topları kontrol ettiğimiz oyunda, tarihi olaylara espirili bir şekilde bakış atıyoruz.

3D aksiyon platform türündeki oyunumuz, Şuan steam'de erken erişimde ve gelecek yıl tam sürüme geçip konsollar içinde çıkması planlanıyor.İlgisini çekenler istek listesine eklemeyi unutmasın, türkçe desteğide var



DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.