Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir
22
Cevap
566
Tıklama
1
Öne Çıkarma
Cevap: 50 yıl sonra insanlık yeniden Ay’ın etki alanına girdi: Tarihi an yaklaşıyor (2. sayfa)
N
geçen hafta (11950 mesaj)
General

Yazı başka bir yere varmaya çalışmış ama bu yüzden tam bir cevap vermemişsiniz.

Yalnız gene farklı meseleleri mutlak veya kesin biçimde birbirine karıştırıyorsunuz.

Bilimin yegane bilme yöntemi addedilmesi ve insanın tanrılaştırılması ile aynı şey değiller. Deist bilimci birisi "bilim tanrının işini araştırmaktır" der - nitekim böyle kimseler var. Bu durumda "tanrı yolundan çağdaş sapkınlık" argümanınız anlamsızlaşır.

Zaten artık "sapkınlıktan" söz etmeye başladıysanız işimiz yaştır; sapkınlıkla suçlamak birçok örnekte dogmasını müdafaa eden insan refleksi. :)

Literatürde bahsettiğinize "Boşluklar Tanrısı" deniyor. Fiziksel gerçekliğin kapsamında her bilinmeyenin veya sınırın arkasına tanrı mefhumu koyarsanız biliminizi tıkarsınız çünkü mevcut empirik (deneyimsel) hududun ötesine gene bilimle ve bilimden temellenecek iyi eğitimli bir tahminle bakmak yerine tartışmalı şekilde dini koymuş olursunuz. Bilimin işine dini karıştırmış olursunuz (bir de çok farklı tasvir ve tutumlara sahip hangi dini veya ilahı koyduğumuz da önemli; belirli bir "metafizik" (kelimenin tam Yunanca çevirisiyle "fizik ötesi") konuda hangisinin geçerli, hangisinin geçersiz olduğunu nereden bilebiliriz? Görüldüğü kadarıyla karar vermede belirleyici olan durum 1) coğrafya 2) davranışçı psikoloji çerçevesinde kültürden gelen koşullanma, mevcut gözlemsel sınır ötesindeki boşluklara veya gözlemin ya da bilimin yanına metafizik olarak Alaska'da doğan - üçleme bazında Tanrı addedilen - İsa Mesih'i, Ortadoğu'da doğan Allah'ı, Yahudi ise Yahve'yi, Japonya'da doğan Kami denen ruhani doğa güçlerini, Hindu coğrafyasında doğan Hindu İlahları koyma eğiliminde oluyor; farklı kişilik ve tanımlarla inanılan böyle sayısız ilah var).

Söz ettiğiniz teorik fizik meselesi değil de genel ontolojik (varlık felsefesi) konusu ise bahsettiğim gibi teolojisi - genelde bahsettiğim üzere coğrafyası ve kültürel koşullanmasına bağlı biçimde - yorumcuyu bağlar. Siz ama anlaşıldığı kadarıyla fiziksel olgulardan ve bu olgu dünyasının metafizikle çakıştığı empirik ötesi daha gri veya karanlık alanlarından söz ediyorsunuz. İşte bunun açıklaması ise - sınanabilir teoriler ve gözlem hududunu daha ileriye taşıyabilecek daha gelişmiş gözlem teknikleri arayan teorik bilimler çerçevesinde - bilime düşer. :) Başından beri demek istediğim şeylerden birisi bu.

Bilimin biricikliği argümanını yalnızca pozitivizme, natüralizme, hümanizme tahsis etmeniz diğer önemli bir bilgi yanlışınız ve aşırı kesin yargınız. Bilimin biricikliği argümanı bunlardan farklı ve geçerli bir akım olan realizme de atfedilebilir, ki çağdaş bilim hipotetik realizme dayanmaktadır.

Saydığınız akımlar içerisinde özellikle hümanizm illa bilimi biricik-yegane bilgi yöntemi addetmek zorunda değil. Bu akımların varsayım havuzunda kesin olarak bu argüman yer almaz. Ancak alt veya farklı kollarında bulursunuz. Bunun bir ana akım kol olması bile aslında o kadar önemli sayılmaz.

Esasında örnek olarak Hümanist Avrupa Rönesansı'na bakarsanız en tutkulu temsili ve natüralist tarz sanatsal ifadelerin tamamen dinsel temaları ve konuları işlediğini görebilirsiniz. Michelangelo'nun fresk ve heykellerini, Da Vinci'nin duvar resimlerini düşünün. Tarihsel olarak ana akım hümanizm belirli bir açıdan insan ile tanrıyı ayırdığı kadar ayrıca başka bir tarzda bir araya getiren, buluşturan da bir akımdır.

Arada ne kadar dikkat etmeye çalışsam da ben de bu hataya düşüyorum ama bu aslında yanlıştır; terimler öyle gelişigüzel ve çok keyfi şekilde kullanılmamalı. Dikkat ve özen gösterilmeli. Tartışırken yüzleştiğiniz bariz bir sorundur. Elbette bir pozisyon alıp bir şeyleri savunabilirsiniz. Ama illa tartışmada haklı çıkmak zorunda değilsiniz. İnancınız ve dünya görüşünüz günün sonunda kendinizedir.



< Bu mesaj bir yönetici tarafından değiştirilmiştir >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @OPTİMİST
O
geçen hafta (14961 mesaj)
Yarbay

Ben kendi kanaatimi ifade ediyorum, herşey açık seçik ayan beyan ortada olsa bile anlaşamayacak noktalar olur, işin doğası bu, mutlaklık iddiam tabiki olamaz ama kendi farkında olmayan, şuursuz Maddenin kendisine irade ve kudret atfetmek ve bunun savunulabilir olduğunu iddia etmek aklın alacağı bir iş değildir.

Ayrıca Teistler Boşlukların Tanrısı argümanı kullanmazlar. Bana göre , Bilimsel olarak izah edemiyoruz o halde Tanrı vardır ile Tanrı’ya ihtiyaç duymadan doğa olayları açıklanmaktadır. O halde Tanrı yoktur cümlesi eşit derecede anlamsızdır.  İslâm düşünce tarihinde boşlukların Tanrı’sı delili” diye bir delil yoktur Aksine insanın gördüğü ve varlığını kabul ettiği şeylerden hareketle ontolojik, kozmolojik ve teleolojik gibi deliller vardır. Bilinenden Bilinmeye doğru bir akıl yürütme metodu vardır.

Ben tüm bu delilleri önemli görmekle birlikte Asıl delilin insanın kendilik şuuru yani benlik, varoluşsal biriciklik ve fert olma, Yunus Emre'nin " Kendöz" olarak tarif ettiği varoluışsal hissediş, bariz olarak ortada olana şahitlik meselesi üzerinden çözülebileceği kanaatindeyim..

Tanrı tasavvuru meselesine girmeyeceğim çünkü çok uzun bir konu bu.. Mümkün - Muhal - Zorunluluk gibi zor meselelri açmak gerekecek..





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi OPTİMİST -- 7 Nisan 2026; 16:17:29 >


Bu mesajda bahsedilenler: @Nat Alianovna
D
geçen hafta (110624 mesaj)
Yarbay

Bilimsel veri mi? Sana ne gösterilirse onu görüyorsun. Doğrulığu kesin olmayan şeylere bir de bilimsel diyip kendinizi bilirkişi ilan ederek şımartmanız yok mu? 😂




D
geçen hafta (110624 mesaj)
Yarbay

Çok eleştirilebilirim.ancak birazcık matematik ve teknoloji bilgisi ile bundan 60 yıl önce aya gidilmedigine inanananlardanim.su anda bile,,dünyada kullandigimiz GPS konumlana ile hedef yeri tesbiti yapabilirken,,dünya dışında aya gidilmek için konum olmadan ,yani oradan bir sinyal gelmeden ,o karanlık uzay boşluğunda günlerce yol almak bile bana pek inandırıcı gelmiyor kaldı ki o kadar süre bouyunca yakıt ikmali,,maruz kalınan radyasyon ve hatta meteor parçaları(bunlar sürekli dünyaya düşerler ancak atmosferde toz olurlar)gibi ciddi riskler gözönüne alındığında ,ikinci holywood filmi seyrediyor gibiyiz.




DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.