| Bu tarz paylaşımlarda canlandırma çizimler koyup fosilin fotoğrafını neden koymuyorlar anlamıyorum. |
| cahilsiniz, bilmenizi istedim. onca bilimsel gozuken seyleri ordan burdan kopyalayip yazmaniz bunu gizlemiyor aksina daha cok bagiriyor. bilim adina bioloji adina bir kac gercek kaynagi okuyup biraz k... |
| cahilsiniz, bilmenizi istedim. onca bilimsel gozuken seyleri ordan burdan kopyalayip yazmaniz bunu gizlemiyor aksina daha cok bagiriyor. bilim adina bioloji adina bir kac gercek kaynagi okuyup biraz kafanizi yormus olsaydiniz yani cahil olmasaydiniz su yazdiklarinizdaki sacmaliklari gorup utanirdiniz. |
| En son bunlari ad.an ok.ar geveliyordu ya |
| Bu tarz paylaşımlarda canlandırma çizimler koyup fosilin fotoğrafını neden koymuyorlar anlamıyorum. |
|
Omurgalıların Evrimsel Kökenine dair yeni bir belgesel. Coelacanth'ların Endonezya'da yaşayan türü "Latimeria menadoensis" ile ilgili. Anlatan, David Attenborough. BBC iPlayer'ın Türkiye engellemesi devam ediyor. Ben torrent ağından indirip izledim. https://www.bbc.co.uk/programmes/m002jy67 https://en.m.wikipedia.org/wiki/Coelacanth https://en.m.wikipedia.org/wiki/Indonesian_coelacanth https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Fayan_fosil https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Omurgal%C4%B1lar |
|
Şimdi yılanlar enayi yürümek yerine sürünmeyi tercih etmiş öylemi. Kertenkeleler akıllı ne sürüneceğime demiş yürürüm mi demiş🤣🤣🤣 Materyalistler, fen adamı rolüne girip, (İnsanların maymundan türediğini Darwin söyledi) diyorlar. Halbuki Darwin böyle bir şey söylemedi. Canlılar arasında hayat mücadelesini anlattı. (Türlerin Kökeni) ismindeki kitabında, canlıların çevreye uyduklarını, bunun için, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. (Bir tür, başka türe döner) demedi. İngiliz İlim Birliğinin 1980’de Salford’daki toplantısında konuşan Prof. John Durant diyor ki: (Darwin’in insanın kökeni ile ilgili görüşleri, modern bir efsane olup çıktı. Bu efsane, ilmi ve sosyal gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Evrim masalları, ilmi araştırmaları tahrip etti. Şimdi Darwin’in teorisi dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir düşünce yığını bırakmıştır.) vrimciler ne kadar uğraşırsa uğraşsın güneş balçıkla sıvanmaz. Maymundan geldiğini söyleyenler olduğu gibi, ayıdan geldiklerini söyleyenleri de vardır. Bir İtalyan profesörü, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştır: 1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır. 2- Ayı, dişisi ile, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Halbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir. 3- Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir. Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, ilim adına uydurulmuş bir rezalettir. Prof. Dr. Cevat Babuna konuşmasında diyor ki: İnançsız evrimcilere göre, bir organizma veya bunun temsilcisi olan hücreler, bir işi yapa yapa öğrenirler ve sonunda ona göre uyum sağlarlar. Mesela zürafanın boynu yüksek dallardan gıda temin etmeye çalışa çalışa uzamıştır. Parmaklarımız sert cisimlere vura vura koruyucu olan tırnağı geliştirmiştir. Türler ve hücreler arasında bir hayat savaşı vardır. Bu savaşta kuvvetli olan zayıfı tasfiye eder. Sadece hayatın başlama noktası, bütün bu iddiaların ne kadar geçersiz ve saçma olduğunu ortaya koymaktadır. Dünya kurulalı beri hiçbir sperma hücresi, dölleme görevini yaptıktan sonra tekrar geri dönmek ve ana hücrelerine yaptığı işler hakkında bilgi vermek imkânını bulamamıştır. Mademki, sperma ana hücresinin ve spermanın, kendisini ne gibi görevler beklediğini önceden bilmesine imkân yoktur. O zaman kendisine özel yapıyı veren ve bir sürü tedbirler aldıran nedir? Spermanın başına koruyucu zırhı yerleştiren, birtakım hücreleri yok edecek eritici silahları taşıtan hangi kuvvettir? Bilim dünyasının bile ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında öğrenebildiği insan hücresinin kromozom sayısının 46 olduğunu sperma nereden biliyor? 46’dan daha fazla kromozomlu bir insanın sakat olacağını, hatta öleceğini ve bu sebepten kromozom sayısını yarıya indirmesi gerektiğini nasıl öğrenmiştir? Yola çıkmadan önce görevinin başka bir hücreyle birleşmek olduğunu da bilmeden, üstelik bu işlemi 20. asırda değil, onbinlerce yıldan beri kusursuz olarak yerine getirmektedir. Bu bilgileri ne kendisini yapan ana hücreden, ne de dünyadaki antropologlardan veya jinekolog doktorlardan alması mümkün değildir. O halde bu tedbirler ve ince mühendislik hesapları hangi kuvvetin eseridir? Kromozomlarını indirgeyen sperma hücresi, taşıdığı yüzbinlerce genin kontrolünü hangi bilgisayarlarla yapmakta ve bunların yeterli olmadığını görerek yarıştan niçin çekilmektedir? Çocuğun cinsiyetini verecek kromozomlar X ve Y harfleriyle adlandırılır. Yumurtacıkta daima X kromozomu vardır. Sperma ise yarısı X, yarısı Y kromozomlarından oluşan bir kombinasyona sahiptir. Yumurtacık, X kromozomu taşıyan bir sperma tarafından döllenirse, döllenmiş hücrede XX kromozomları olur ve çocuk dişi olur. Y kromozomu taşıyan bir sperma döllerse, çocuk XY kromozomlu olur, yani erkek olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, cinsiyeti tayin edecek spermadır, yani babadır. Bu bilgilere göre, doğacak çocukların % 50’sinin erkek ve % 50’sinin kız olması gerekir. Hâlbuki gerçekte bu böyle olmamaktadır. Normal hayatta dış şartlara kadınlar erkeklere göre daha dayanıklıdır. Mesela düşük kilolu bebeklerin kuvözlerde erkek çocukların yaşama şansı, kız çocuklara oranla daha azdır. Aynı şekilde büyüklerde de, çeşitli sebeplerle erkekler kadınlardan daha çok ölmektedir. Harpler, trafik kazaları vs. ele alındığında, dünya üzerindeki erkek sayısının gittikçe azalan bir çizgi izlemesi gerekirdi. Bu şekilde, sonunda sadece kadınlardan ibaret bir dünya ortaya çıkardı. Hâlbuki herkes biliyor ki, dünyada kadın erkek sayısında belirli bir denge vardır ve bu denge değişmemektedir. Bütün bunlara rağmen, aklı başında olmak kaydıyla, her şeyin tesadüfen meydana geldiğini söyleyebilecek bir kişi çıkabilir mi? |
|
Bende onu merak edip arattim ve karsima cikan sonuc alttaki oldu. < Resime gitmek için tıklayın > |
| apaçık görünüyor işte burada D |
| Yazılabilecek neredeyse herşeyi yazmışsınız, elinize sağlık... Doğrusu da bu! |
| haberde 40 cm uzunluğunda diyordu, sanki o kadar yok gibi. |
|
Fotografin buyuk hali bu, sanki 40 cm var gibi de nerede baslayip nerede bittigini goremiyoruz < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Yolda gorsem 167 milyon yillikmis diye dusunmez basar gecerdim valla. < Resime gitmek için tıklayın > |
| En son bunlari ad.an ok.ar geveliyordu ya |
|
Yazdıklarıma cevap veremeyip beni sapık bir adamla eş tutman bana büyük bir hakarettir. Adnan gibilerin ne dediğini bilmem ama pis borudan temiz su gelmez. Ya eksik yada yanlış söylediğine de eminim. |
| cahilsiniz, bilmenizi istedim. onca bilimsel gozuken seyleri ordan burdan kopyalayip yazmaniz bunu gizlemiyor aksina daha cok bagiriyor. bilim adina bioloji adina bir kac gercek kaynagi okuyup biraz kafanizi yormus olsaydiniz yani cahil olmasaydiniz su yazdiklarinizdaki sacmaliklari gorup utanirdiniz. |
| hakaret ettikçe kendinizi alim mi zannediyorsunuz? |
| estagfurullah, kesinlikle hakaret olarak yazmadim. durum analizi. birinin bir konudaki kapasitesini anlamak icin alim olmaya gerek yok. |
|
iki şey soracağım size? 1. Neden arkadaşa "cahil" diye hakaet ettiniz? Evrime inanmadığı için mi? 2. Siz, evrime inanıyor musnuz ? |
Ne kadar boş bir yorum. Evrimin bilimde ne anlama geldiğini aşağıdaki linkte okuyabilirsiniz. https://forum.donanimhaber.com/mesaj/yonlen/158019439 |
Uluslararası bir ekip tarafından incelenen fosil, “Elgol’un sahte yılanı” anlamına gelen Breugnathair elgolensis adıyla tanımlandı. Fosil, yılan benzeri çene ve diş yapısını kertenkele gövdesi ve uzuvlarıyla bir arada barındırıyor. Bu olağanüstü özellik kombinasyonu, şimdiye dek bulunmuş en eski ve en eksiksiz Jura dönemi kertenkelelerinden birini temsil ediyor. Araştırma ekibinin başyazarı, American Museum of Natural History’den Dr. Roger Benson, keşfin mevcut evrimsel teorileri zorladığını belirterek “Bu fosil, yılan atalarının beklediğimizden çok farklı olabileceğini ya da yılan benzeri özelliklerin ilkel, bağımsız bir grupta evrimleşmiş olabileceğini gösteriyor” diyor.
Bu Yeni Fosilin Keşfi, Evrimsel Yapboza Yeni Bir Parça Daha Ekledi
Yaklaşık 40 santimetre uzunluğa sahip olan Breugnathair elgolensis, muhtemelen Orta Jura döneminin en büyük kertenkelelerinden biriydi. Kavisli, kanca benzeri dişleri ve güçlü çenesiyle modern pitonları andırıyordu. Buna rağmen kısa gövdesi ve tam gelişmiş uzuvlarıyla klasik bir kertenkele görünümünü koruyordu. Bilim insanlarına göre bu kadim sürüngen, küçük kertenkeleler, erken memeliler ve hatta yavru dinozorları avlıyor olabilirdi. Fosilin bazı kemiklerinde, özellikle kafatasının arka kısmında, gekolara benzer yapılar tespit edilmesi de evrimsel açıdan daha da kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü bu özellikler, yılan benzeri çene ve diş yapısıyla çelişerek hem kertenkele hem de yılan özelliklerini aynı anda barındırıyor.
Ayrıca Bkz.Ahtapotlardaki ön ve arka kol ayrımı ispatlandı: Her kolun görevi aynı değil
Fosil ilk kez 2016’da National Museums Scotland’dan Dr. Stig Walsh tarafından Dr. Benson ile birlikte yapılan bir arazi gezisinde bulundu. Keşfin ardından ekip, neredeyse on yıl boyunca fosili incelemek ve sınıflandırmak için yoğun bir çalışma yürüttü. Avrupa Senkrotron Radyasyon Tesisi’nde yapılan yüksek çözünürlüklü X-ışını taramaları sayesinde fosilin iç yapıları ayrıntılı şekilde görüntülendi. Bu analizler, Breugnathair’ın daha önce yalnızca parçalı fosillerle bilinen ve pek çok yönü belirsiz olan Parviraptoridae adlı soyu tükenmiş yırtıcı sürüngenler grubuna ait olduğunu ortaya koydu. Bu grubu 30 yıl önce ilk kez tanımlayan Profesör Susan Evans, keşfin önemini “Yıllar önce birkaç parçayla tamamlamaya çalıştığınız bir yapbozun kutusunu nihayet elinize almak gibi” sözleriyle özetledi.
Bulgular, yılanların nasıl evrimleştiğine dair yeni sorular doğuruyor. Fosilin bazı yönleri yılanların bilinen atalarına işaret etse de diğer özellikleri bağımsız bir evrimsel yol olasılığını gündeme getiriyor. Dr. Benson, bu çelişkiye şöyle dikkat çekiyor: “Bu fosil bizi oldukça ileriye taşıyor ama cevabın tamamını henüz vermiyor. Yine de yılanların kökenini çözmek için çok daha heyecan verici bir yol açıyor.”
Araştırma, yalnızca yılanların evrimine dair teorileri sorgulatmakla kalmıyor, aynı zamanda Jura döneminin ekosistemine dair de önemli ipuçları veriyor. Breugnathair elgolensis, dinozorlarla aynı dönemde yaşamış ve onların ekosisteminde yırtıcı bir rol üstlenmiş olmasıyla, evrimsel tarihimizin karmaşık ağını daha da genişletiyor.
Kaynak:https://www.perplexity.ai/discover/tech/jurassic-reptile-fossil-breugn-ZxuJ7CTORDqqyK0WxSdA5g
Haberi Portalda Gör